• $7,3452
  • €8,9371
  • 438.47
  • 1544.3
06 Ekim 2012 Cumartesi

Aşk, ‘Sen haklısın’ diyebilme becerisidir

Uzun süren bir evliliğin sonunda aşklarını canlandırmak amacıyla ilişki terapistine giden bir çiftin öyküsünü anlatıyor bu hafta gösterime giren ‘Hope Springs-Aşk Yeniden’. Meryl Streep ve Tommy Lee Jones eşliğinde, aşkımızı canlandırmadan önce silkelenip kendimize gelelim mi?

Aşkı neden sahiplenemiyoruz, yaşatmak için çırpınmıyor ve ömründen bahsederken 3-5 gibi minnacık rakamlar telaffuz ediyoruz biliyor musunuz? Bunu az önce keşfettim! Çünkü aşka bedava sahip oluyoruz…

Öyle geliyor, kocaman bir hediye gibi aniden beliriveriyor hayatımızda. Hiç olmadık anlarda, umulmadık mekânlarda ve en olmayacak kişilere âşık oluveriyoruz. Bütün bir ömür boyu beklesek de aşk ne zaman isterse o zaman çalıyor kapıyı. Aşk bedava, hava gibi, su gibi, bedenlerimiz gibi. Bedenin kıymetini bilmemek de bu yüzden değil mi? Beden bedava. Kulağa ne tuhaf geliyor…

Âşık olmak için debelenen insanlar tanıdım, âşık olmak için sabah akşam dua eden. Mum yakanları, Allaha yakaranları gördüm. Yine aynı şekilde aşka kavuşunca yerle bir edenleri, ezip geçenleri…  Sebebini, dediğim gibi ‘bedava’ olmasına bağlıyorum. Tamam, istenmiş, hayal edilmiş, arzulanmış olabilir ama geldiği an itibarıyla ‘sürpriz’ olmuyor mu insana? Bedavaya kavuşmuyor muyuz hayatın anlamı dediğimiz aşka?

Bedava olduğu için de aşka sahip çıkmıyor, aşığımız için uğraşmıyor ve aşkın tükenmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Aşka sahip olmak bu anlamda korkutucu bir özellik de taşıyor. Bedava kazanılan çok büyük bir değer, aşk. Tıpkı bir anda büyük ikramiye kazanan ve kısa sürede o devasa parayı tüketenlerin hazin öyküleri gibi, aşklarını kaybedenlerin öyküsü… Korkutucu çünkü ilahi bir yanı da var. Birini, bir sebeple kendimizden çok sevmeye, kendimizden bile kıskanmaya başlıyoruz. Süreç eritme ve tüketmeyle son buluyor. İki tarafın da yaşadığı müthiş bir bencillikle, birbirleri uğruna gözyaşı akıtanlar, bir andan düşman oluveriyorlar.

Aşk bir uzlaşma sanatıdır da bir yandan, bunu ben keşfetmedim; muhtemeldir bir yerde okudum. Karşı cinsle yaşanan aşk, uzlaşma gerektirir. Bir zamanlar aşkla alakalı fazlaca yazdığım için Serdar Turgut, “İnsan beceremediği konularda uzmanlaşır, sen aşk yazılarında çok iyisin” demişti. Aldığım en şeker iltifat ama işittiğim en kötü tespitti. ‘Uzlaşma’ sevmediğim bir konu, haklı çıkmak üzerine gelişen, pek de sevmediğim bir yanım var. Bir miktar da mesleki deformasyon bu, farkındayım… Ancak görüyorum ki bu büyük çoğunluğun da sorunu. Dinlemeden, anlamadan, empati yapmadan haklılık savaşına girişiliyor. Oysa ki aşk, haklı olsan da muhatabına “Sen haklısın” demek, hatta zaman zaman boş yere de olsa özür dilemek olamaz mı?

Yine ilginç bir yanı var aşkın, dengeleri bozuyor. Salgılanan hormonlar yüzünden, insan kendini tanıyamıyor. Az önce dedim ya aşk yazılarında iyiyim, nefis akıl, şahane paslar veririm. Aşk romanlarını, şarkılarını, şiirlerini pek severim. Âşık olsam da olmasam da aşk filmlerinde ağlamak gibi bir huyum gelişti son zamanlarda. Herhangi birinin diğerine âşık olabilme ihtimali bile heyecanla dolduruyor yüreğimi, bana neyse! Bu hafta gösterime giren ‘Aşk Yeniden’ önemsediğim bir film. Büyük oyunculuklar eşliğinde kalın kalın mesajlar veriliyor seyirciye. Kafaya kakmadan, iteklemeden, dürtmeden! İşte tam bu noktada, uzun süren evliliklerde veya ilişkilerde aşkı canlı tutabilmenin ve heyecanı sürdürebilmenin mümkün olduğu inancımdan bahsetmek istiyorum.

Çünkü gördüm, içinde yaşadım. Bir süredir uzun süren evliliklerle alakalı yazmak istiyordum zaten, geçtiğimiz eylülde anne ve babamın 46. evlilik yıldönümlerini kutlamayı unuttuğum için karar vermiştim böyle bir yazıya. Bir mucize yaşadıklarına şahit oldum, gözümün önünde iki genç, güzel ve ateşli insandan, tonton bir nine ve dedeye dönüştüler. Ancak birbirlerine ve çocuklarına olan inançtan vazgeçmediler. Anahtar işte bu; vazgeçmemek! O zaman aşk yaşıyor zaten, kendiliğinden. Bedava gelen aşk milyon dolarlara bedel bir hayata denk düşüyor bazen, benim ailemde olduğu gibi. Kendin yaşayamasan da, izlemek bile müthiş keyif veriyor. Filmde terapiste giderek aşklarını canlandırmaya çalışan bir çiftin hikâyesi var; gerçek hayatta ne istediğini bilmeye ve “Sen haklısın” demeye eşit olan bir basit denklem, alt tarafı 3 harften oluşan…

Stresi kontrol edebilmek mümkün…
Geçtiğimiz hafta Silva Metod’unu Türkiye’ye getiren Ayşen Ediz’le tanışma fırsatım oldu. Meksika kökenli bir Amerikalı olan Jose Silva’nın geliştirdiği programı kısaca ‘düşünce ve stresi kontrol edebilmek’ olarak tanımlamak mümkün. Hakkında 40’tan fazla kitap yazılan ve 22 yıllık bir araştırma sonucu ortaya çıkan sistem, pek çok kişisel gelişim eğitimine de kaynak olmuş. Ayşen Ediz, yeni bir seminer hazırlığında. Kolay uygulanabilen, nasıl düşünmemiz gerektiğini ve beyni daha fazla nasıl kullanacağımızı öğreten çalışma için bir hafta sonunu ayırmak yeterli. Bana çok çarpıcı geldi ve katılmaya karar verdim zira şu sıralar aklım karmakarışık. “Bu bir sihir değil, Silva Metodu” diyor Ayşen Ediz ve ilgilenenleri 12-14 Ekim arasında düzenlenecek seminere katılmaya davet ediyor. En önemli kısmı en sona bıraktım, stresle baş edebilmenin yanı sıra metodu uygulayarak mezun olanlar hayatlarını değiştiriyorlar, odaklanamama sorunlarını çözüyorlar, hayallerini gerçekleştiriyorlar hatta çeşitli kronik hastalıklardan kurtulabiliyorlar. Kayıt için: www.edisdanismanlik.com

HAFTALIK... HAFTALIK...
- THY’nin yeni reklamını sevmedim. Yolculuk yaptığım çeşitli ülkelerde değişik ortamlarda İstiklal Marşı’nın çalındığına şahit olmuştum. Pek sevmem ben marşımızın sağa sola çekiştirilerek icra edilmesini; sevmedim.
- Kim Kardashian güzel kalçalı bir arkadaşımız, artık bilmeyen yok. Hatta Adnan Oktar’ın en beğendiği kadındır kendisi. Ancak görünen o ki, Kim işi abartmış. Oradan buraya kadar yürüse de gitmez gibi kiloları!
- Sandra Bullock’u sevemedim. Avrupalı kız, seveyim falan diye zorladım kendimi ama olmadı. Ona ait sevdiğim tek şey oğlu Louis… Haksız mıyım ama?

<p>Terörist Öcalan ve PKK paçavralarıyla dolu olan binadaki  görüntüler gündeme bomba gibi düştü. Te

'HDP, PKK'nın hücre evi gibi çalışıyor'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Herkes memleketinde yaşasaydı illerin nüfusu kaç olurdu?

Mehmetçik yeni kamuflajlarıyla görev başında