• $7,4271
  • €8,9958
  • 438.684
  • 1467
29 Eylül 2012 Cumartesi

Aşk başlı başına uzun bir hikâyedir aslında

Bir zamanların efsane dizisi ‘Deli Yürek’ten sonra bir araya gelen yönetmen Osman Sınav ile Kenan İmirzalıoğlu, bu defa bir aksiyona değil, gayet başarılı bir melodrama imza atmış. Sanal dünyaya naif bir çentik atarak, aşkı hatırlatmış Osman Hoca…

1998’de yayınlanmaya başlayacak ‘Deli Yürek’ dizisi için genç, yakışıklı, tanınmamış ve karizmatik bir oyuncuya ihtiyaç duyar Osman Sınav. Kenan İmirzalıoğlu henüz o günlerde mankenler kralı seçilmiştir ama gözü setlerdedir. Osman Sınav kendi kahramanını yaratmak arzusuyla Kenan’ı ister dizinin başrolü için ve böylece sinemanın en başarılı aktörlerinden biri Kenan İmirzalıoğlu’nun kaderi şekillenir. Bu kısa hatırlatmayı yapmak istedim, çünkü onları ‘Uzun Hikâye’de bir araya getiren kader, bir zamanlar böyle örmüştü ağlarını… Osman Sınav’ın, Mustafa Kutlu’nun aynı adlı eserinden Yiğit Güralp’ın ustalıkla senaryolaştırdığı filmi ‘Uzun Hikâye’, 12 Ekim’de vizyona giriyor. Aslına bakarsanız Sınav ve İmirzalıoğlu’nunki de bir başka ‘uzun hikâye’…

Film, bir aşk öyküsünü anlatıyor. Sadece aşkın ne olduğunu hatırlamak, anlamak ve öğrenmek için bile seyredilmeli. Osman Sınav bir miktar kendisi, bir miktar oyuncuları ve çok miktarda da seyirci için kotarmış bu ‘aşk’ işini. Değerleri üzerinde durmaya çalışan ama değerlerini hızla tüketen bir toplum olmanın verdiği acıyı derinden hissediyor Osman Sınav, çok belli. Onun her zaman tıpkı filmdeki ve dizilerdeki karakterleri gibi bir adalet ve hak arayışı var. ‘Deli Yürek’in Yusuf Miroğlu’su nasılsa ‘Uzun Hikâye’nin Ali’si de öyle.

Ancak burada 1940’larda bir aşkla başlıyor film, karısı ve oğluyla kendine bir hayat kurmaya çalışan romantik, çalışkan, akıllı ve dürüst bir adamı anlatıyor. Ama ne aşk! Aşkı şu sıralar dizilerden veya magazin sayfalarından öğrendikleriyle anlamaya çalışanlara tokat gibi inecek, en azından aşkın ne olmadığını anlamaları açısından çok önemsiyorum ‘Uzun Hikâye’yi. Bir mesajla, sanal çiçek yollamayla başlayan ve yine mesajla bitiveren ilişkiler yaşayanlar olduğunu düşününce…

Adam ve kadın kaçarlar. İşsizdirler, fakirdirler ama tren vagonunu bir yuvaya dönüştürmek için paraya, pula ihtiyaç var mıdır? Ayak işleri yapsa bile ütülü gömleğini giyen, şık, yakışıklı adamdır Ali. Rengi solmuş paltosu, berber yüzü görmemiş saçları, altları aşınmış ayakkabılarıyla dünyanın en güzel kadınıdır, karısı. Vagonda karı kocanın, çocuklarına tanışma öykülerini canlandırdıkları sahne için Osman Sınav’ı kutlamak lazım, ne müthiş bir yönetmenlik becerisi öyle… Filmi kimi uzun, kimi erkeksi, kimi fazla duygusal bulabilir. Bana kalırsa kısa bile, öyle diyaloglardan öyle çok uzaklaştık ki, art arda iki defa bile seyredebilirim. Erkeksi olacaksa bir film böyle olsun, bütün erkekler öyle sevsin, öyle baksın, öyle inansın. Duygusal olacaksa da sonuna kadar ağlatsın... Sinema eleştirmenlerinin de kendilerini bırakarak filmin keyfini çıkartmalarını dilerim, çünkü bu hayatta ağlayacak da içten gülümseyecek de çok şeyimiz kalmadı...

UZUN HİKÂYE’DEN…
- Tuğçe Kazaz fazla güzel; bunun için eleştirilir mi? Hayır, eleştirilemez. Oyunculuğu sönük kalıyor Kenan’ın yanında, o kadar. “İnsan gerçekten de o güzelliğe bir ömür sadık kalır” dedirtiyor sonuçta.
- Böyle güzel bir adam ve kadının çocuğu Mustafa daha güzel olamaz mıydı? Olmalıydı. Oyuculukları için bir şey diyemem ama özellikle yetişkin halini oynayan Ushan Çakır, Kenan’dan daha yakışıklı ve uzun olmalıydı.
- Tiyatrocu Meriç Benlioğlu, Kenan’a ‘hallenen’ kadın rolünde çok başarılı. Diyaloglar kopardı izleyenleri.
- Kostümler, müzikler ve mekânlar için bir alkış daha.
- “Senin deden çok yakışıklı adamdı, ütüsüz mendil bile takmazdı, büyükannen de çok güzeldi, çok isteyeni olmuş ama o dedene vurulmuş” diye anlatılırdı bana da. Filmde kendinizi bulacaksınız; ya kahramanlarda ya diyaloglarda. “Allah’a şükür henüz aşkı hatırlayan, ucundan da olsa yaşayan ve sahip çıkan bir nesil mevcut” diyeceksiniz…
- 40’lardan bugüne de hayli gönderme var filmde, savcıyla atışan kahramanın başına gelenler hiç şaşırtıcı değil. Düşündüğünü dillendirme suçu bugün de can yakıyor neticede.

İSTİKLAL'İ SEVMEMEK İÇİN 1001 NEDEN

Bir sebeple İstiklal’e gittik hafta içinde Yazı İşleri Müdürümüz Gülay Altan ile. Birkaç adım sonra da göz göze gelerek, birbirimize biraz daha sokularak İstiklal Caddesi’nden hoşlanmadığımızı itiraf ettik. Özel nedenlerimiz var kalabalık sevmemek gibi… Ancak derhal herkes için geçerli sayılabilecek sebepler de sıralayabilirim. Twitter’a ‘İstiklal’i sevmiyorum’ yazınca birçok cevap geldi, takipçilerin neden sevdikleriyle alakalı. Birçoğu mekânları sıralamış, kitapçılardan ve sinemalardan bahsetmiş. Sevgili arkadaşım gazeteci ve yazar Fügen Ünal Şen, İnci Profiterol’den söz etmiş ki, haklıdır lezzet konusunda. Gerekçelerim aşağıdaki gibidir, 140 karaktere sığma ihtimali yok…

Pis bir cadde, her tarafta çöp yığınları var, pantolon paçalarım kir içinde kaldı, kaba insanlar bir arada her nedense, size çarpıp özür dilemeden geçiveriyorlar ‘içinizden’, tezgâhtarlar zaten kaba memlekette, kaldırımlar berbat, yürümek mümkün değil, spor ayakkabıyla bile dengeniz bozuluyor, binalar birbirinden çirkin ve bakımsız, sokaklar kötü kokuyor, olduğu gibi havasız, her dükkândan ayrı bir uğultu geliyor. İnci’deki o nefis profiterolden yemek için, sadece kırk yılda bir etraftan gelen yağ kokularını, itiş kakışı, üst başın rezil olmasını, kalabalığı, kabalığı çekebilirim o kadar.

ANGELINA’DAN HEPATİT KAPMAK İÇİN 6 ADIM
Dünyada herkesin birbirine sadece 6 kişi uzaklıkta olduğunu var sayan bir hipotezden hareketle, Angelina’dan Hepatit kapmış olabilirim. Tabii kadıncağız o mikrobu taşıyorsa… Romanlara, filmlere, dizilere konu olmuş bir hipotez bu, ‘Babel’ filminden hatırlayın. Bir Japon’un sattığı silahla Faslı bir rehberin çocuğu tarafından vurulan ABD’li kadının çocukları Meksikalı bir hizmetçinin ihmaliyle çölde kaybolma tehlikesi yaşıyordu. Birbirini tanımayan insanların birbirlerinin hayatlarını nasıl etkilediğine dair müthiş bir filmdir. Facebook’un bu mantıkla kurulduğunu söyleyenler var, ‘Lost’ dizisi yine hayatların birbirine nasıl değdiğini anlatıyordu ustalıkla…

Gelelim Angelina’dan hepatit kapmak konusunda endişe duyan Bakan korumasına! Hemen uydurmaya başlayayım, hatta durumu daha da kısa özetleyebilirim. Malum el sıkışmayla hasta olacağını sanan bir milletiz (ama el yıkamayı da bilmeyiz). Angelina, Kobe Bryant ile arkadaştır mutlaka, ben de Kobe ile arkadaşım. İşte size 3 adım! Ay burnum mu akıyor ne? Ateşim de var gibi. Ah Angelina, yaktın beni…

<h3>Başkan Erdoğan’dan CHP’ye erken seçim yanıtı</h3><p>“2023’E KADAR BEK

27 Ocak 2021 Güncel Haberler

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Tırnağınıza diş macunu sürüp bekleyin! Faydalarını öğrenince şaşıracaksınız

Eren-5 operasyonunda 53 sığınak ile 62 depo kullanılamaz hale getirildi