• $13,4849
  • €15,3133
  • 770.991
  • 1857.4
5 Nisan 2014 Cumartesi

70 yıl anneyi beklemek…

Hikâye hazin; annesinin 7 yaşındayken “Almaya geleceğim” diyerek Mardin’de bir manastıra bıraktığı Bahe Amca vefat etti. Deyrulzafaran Manastırı’nın simgesi Bahe Amca, 70 yıl bekledi annesini, dünyaya melek olarak geldi, melek olarak gitti.

Mardin’e defalarca gittim, büyük bir zevkle. Dünyanın en güzel şehirlerinden biridir zaten ve doğası, toprağı, ışığı her zaman büyülemiştir beni. Eski Mardin’de Erdoba Konakları’nda kalmayı severim, sabah erken uyanıp uçsuz bucaksız topraklara, belli belirsiz görülen köylere bakar; hayaller kurarım. Sinematografik ve çarpıcı bir atmosfer, kıymetini yeterince bilmediğimiz bir şehir. Her defasında Deyrulzafaran Manastırı’nı ziyaret ettim, aynı yeri defalarca görmeyi istemek saçma gelebilir ama henüz görmediyseniz bence çok şey kaçırıyorsunuz.
Kıvrıla kıvrıla çorak toprak arasında bir görülüp bir kaybolan yolları, kızıl-kahve toprak çevrelemiştir. Gitmek istersiniz illa, arabanın arkasından bir toz bulutu yükselir, sessizlik tarif edilemez güzelliktedir. Türlü kokular duyarsınız, İstanbul’da, Ege’de, Akdeniz’de duyduklarınızdan farklı; bambaşka çiçekler vardır orada, dikenlerin arasından
başını uzatan ve güzelliğiyle aklınızı başınızdan alacak çiçekler.

Bir manastırın kapısında...

Manastır milattan önce Güneş Tapınağı, daha sonra Romalılar tarafından kale olarak kullanılmış, sonrasında ibadethane olmuş. 5. yüzyıldan bu yana Mardin Ovası’na hakim bir tepede, safran bitkileri arasında görevini yapmakta… Adını da safrandan alan Deyrulzafaran’ın neredeyse simgesiydi Cercis Kaptan yani Bahe Amca… Manastırın kapısında, bir sandalyede oturur görmüştüm ilkin, görevli anlatmıştı hikâyesini. Annesini beklediğini, artık gözlerini kaybetmeye başladığını, umudunu hiç kaybetmediğini. Annesi 70 yıl kadar önce, Suriye’ye gitmek zorunda kalan bir Süryani. “Almaya geleceğim” diyerek gitmiş; ama geri gelmemiş, mutlaka gelememiş. Yaşadığı müddetçe manastırın bahçevanlık, çobanlık ve temizlik işlerini yapmış Bahe Amca… Rahipler tarafından büyütülmüş. Hiçbir yere gitmemiş. Manastırın bir taşı eksildi o gidince biliyorum, bir sonraki ziyaretimde çok ağlayacağım biliyorum… Mekânı cennet olsun, ona bakan, seven, elinden tutan herkese de helal olsun. Yönetmen Haydar Demirtaş, geçen yıl ‘Misafir’ adlı bir belgesel çekerek Bahe Amca’yı ölümsüzleştirmişti. Tekrar eline, yüreğine sağlık, sayesinde Bahe Amca’yı ve anne sevgisini hiç unutmayacağız… Sevgiden yana pek nasibini almamışlarla; aile, anne-baba kıymeti bilmeyen, olur olmaz her şeye mızmızlanan, hiçbir şeyden mutlu olmayan küçük prens ve prenseslere seyrettirilmeli filmi. “Offf anne, aman anneeee” diyerek suratlarını buruşturan çocuklara, 70 yıl annesini bekleyen ve belki gelir de bir kez daha kucaklar beni diyerek manastırdan dışarı adım atmayan Bahe’nin öyküsü anlatılmalı… Hayat ibret dolu hikâyelerden oluşuyor aslında, okumasını bilene…

Anneyi hastanede görmek...

Çok şükür harika bir annem var, bir an bile nefesini üzerimden eksik etmeyen.
Zaman içinde rolleri değişir gibi olduk, kendimi anne gibi hissediyorum nicedir.
O bebeğim benim; türlü haylazlık yapan
ve söz dinlemek istemeyen minik kızım. Yaşlanmasına da, yaşlanıp hastalanmasına dayanamasam da zaman tuhaf bir biçimde akıyor. Annem, geçen hafta artık sayısını unutmak istediğim operasyonlardan birini daha geçirdi. Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeydik seçim süresince. Ameliyat sırasında beklemek ne zor, sonrasında yoğun bakımı atlatmak, iyileşmesini beklemek. Aynı zamanda ne büyük mucize, gün be gün kendine gelmesine tanık olmak. “Çok başarılı bir operasyondu” dedi doktorumuz Doç. Dr. Ali Öçgüder, içimiz rahatladı. Hastane günlerimiz boyunca hastalarla, hemşirelerle, hasta bakıcılarla dost olduk; başına gelen bilir. Bir süre sonra hastanede her şeye hakim oluyorsun, tuhaf bir ilişki başlıyor personelle; her yere alışıyor insan. Hastane gayet güzel, özellikle de ekip, nasıl akıl almaz ve kutsal bir görevleri var doktorların. Annemle her dakika, şifa bekleyenler için dua ettik, sağlık personeli için, Dr. Öçgüder için, bütün doktorlarımız için. Ne müthiş bir meslek bu, ne çok teşekkür etsek az.

Siyaset hamaset...

- Facebook beni arkadaşlarımdan edecek! Seçim sırasında ve sonrasında müthiş gerginleşen ortamın ardından facebook’a insanları sükunete ve mantıklı olmaya davet eden, küfür ve kavgadan uzak durulması gerektiğini söylediğim bir yazı yazdım. Aman, yazmaz olaydım! Bin yıldır yüzünü görmediğim,
bir defa bile karşılaşmadığım, hiç tanımadığım insanlar çemkirmeye başladı; yazdıklarına bakınca
iyice tırstım. Evladı küfretse ağzına kırmızı biber dolduran koca kadınlar, ana avrat düz gitmişler sayfalarında. Tövbe ettim bir daha kedi-köpek-bebek
fotoğrafı dışında bir şey eklememeye!
- İnandığım şey, “Neden onlar kazandı?” yerine, “Nasıl halkın sevgisini ve takdirini kazanabiliriz?” mantalitesinin yerleşmesi gerektiği. Aynaya bakamayan, takkeyi önüne indirmeyen, halkla bütünleşmeyen, birbiri için ‘onlar’ diyen sosyal demokrat olamaz!
- Ankara’da herkes Cumhurbaşkanlığı seçimini konuşuyor; Meral Akşener olsa diyen çok kişi var.
Başbakan’ın seçileceğine inanan da.

<p> </p>

Ali Babacan casusluktan tutuklanan Metin Gürcan'ı nasıl savundu?

Harran Sarayı'nın 9 asırlık salonu gün yüzüne çıkarıldı

2. el dükkanından aldı servet sahibi oldu

Kolanın daha önce duymadığınız 8 farklı kullanım alanı