• $32,3035
  • €34,9786
  • 2385.68
  • 10391.9
1 Eylül 2022 Perşembe

30 Ağustos

30 Ağustos 1922 tarihinde Anadolu'da sadece Yunanlılar değil Türk milletini tarih sahnesinden silmek isteyen bütün emperyalist güçler yenilmiştir. Büyük Atatürk liderliğinde başlatılan bağımsızlık mücadelesi sonuç vermiş ve ay yıldızlı bayrağın altında bugünkü milli sınırlar çizilmiştir. Bir kez daha başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere devletimizi kuran ecdadımıza şükranlarımızı sunuyoruz. Peki yüce ecdadımızı bu başarıya ulaştıran sebep neydi? diye soracak olursak "İnanç ve birlik beraberlik ruhu" olarak kısaca ifade etmemiz mümkündür.

Belki bazılarımız hatırlar 1970'lerde Ajda Pekkan'ın "Ya Sonra" şarkısı vardı. Yokluk ve perişanlık içerisinde her türlü baskı ve zulme karşı direnen ve sonunda düşmanları denize döken ecdadımız Türkiye Cumhuriyeti'ni kurduktan sonra ne oldu? Çok detaya girmeden kitabın ortasından konuşacak olursak Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihi itibariyle işgal altında olmayan Osmanlı Toprakları yeni devletin milli sınırları olması gerekirken emperyalist güçlerin içimizdeki terminal uçları vasıtasıyla çıkarılan isyanlar nedeniyle bu mümkün olamamıştır. Musul ve Kerkük, batı Trakya, Ege adaları ve daha pek çok yer maalesef elimizden çıkmıştır. 1924-1937 dönemindeki 13 yıllık süreçte Türkiye'de toplam 24 isyan çıkartılmıştır. Kısa süre sonra 1939 yılında ikinci dünya savaşı çıkınca can derdine düşen küresel güçler bir süreliğine Türkiye ile uğraşmayı bırakmak zorunda kalmıştır. Ancak dikkat edilirse emperyalist güçler tarafından o dönemin sosyolojisine uygun Türkiye'deki feodal nitelikli gurupları isyan ettirmek bir yöntem olarak kullanılmıştır.

İkinci dünya savaşından sonra yeni küresel sistemde yerini almak isteyen Türkiye BM'lere üye olduktan sonra 1950 yılında Kore savaşına gönüllü şekilde katıldı. Kore savaşına katılmış olmanın ve bu savaşta 721'i şehit, 175'i kayıp, 234'ü esir ve 2147'si yaralı olmak üzere yüzde 22'lik zayiat oranına ulaşmanın da etkisiyle Türkiye 1952 yılında NATO'ya alındı. Türkiye NATO'ya girdi girmesine de başta Türk silahlı kuvvetleri içerisine sızan NATO'cular ile Rusya'nın ülkemize ihraç ettiği Marksist terör örgütlerinin etkisiyle ülkemiz tam bir kaosun içine sürüklendi, devletin başbakanı yanındaki iki vatansever bakanla birlikte asıldı. Bu kaotik ortam 1980 yılında kadar sürdü. Yaşanan derin siyasi ve ekonomik kaoslar ile terör faaliyetleri nedeniyle Türkiye'nin Varşova paktının yani Rusya'nın kontrolüne geçeceğinden endişelenen ABD, Kenan Evren'e yaptırdığı darbeyle kendine bağlı bir Türkiye yaratmak istedi. Böylece siyasi açıdan ikinci dönem bitmiş üçüncü döneme girilmiş oldu. İkinci dönemde ağırlıklı olarak hem ABD liderliğindeki NATO'nun hem de Rusya liderliğindeki Varşova Paktının Türkiye üzerindeki yıkıcı etkilerine ve birbirleriyle mücadelelerine şahit oluyoruz. Bu dönemin karakteristiğini ideolojik kamplaşmanın şiddet yoluyla terörize olması şeklinde özetlemek mümkündür. Ayrıca özgürlük ve özgürleşme kavramlarının ideolojik kurguların içinde maniple edilerek topluma sunulduğuna şahit oluyoruz.

1980 sonrası dönemde Türkiye tam istikrara kavuşmaya başladı derken önce PKK ve daha sonra da FETÖ üzerinden uygulanmaya çalışılan sinsi senaryolarla bu seferde etnik ve dini temelli şiddet hareketlerini yaşamak zorunda kaldık. Özellikle temelleri 1950 sonrası yani ikinci dönemde atılmış FETÖ'nün gizli ama etkili desteği nedeniyle PKK terörüyle etkili şekilde mücadele edemeyen ülkemiz sürecin uzamasına bağlı olarak hem moral hem insan hem de çok büyük ekonomik kayıplara uğradı. Bu durum 2000'li yılların ortalarına kadar sürdü.

2000'li yılların ortalarından itibaren toparlanmaya başlayan ülkemiz, milli ve muktedir siyasi istikrar sayesinde önce terör örgütlerini daha sonra da içimizdeki dışarının uşaklarını temizlemeye başladı. Yıllardır kangren halinde toplumu ayrıştıran baş örtüsü, laik-anti laik gibi sorunlar da birer birer son bulmaya başladı. Özellikle savunma sanayindeki dışarıya olan bağlamlılığımızın azalması daha çok özgürleşmemizin ve millileşmemizin önünü açtı. 1924-1937 döneminde çok sayıdaki isyanlarla aynı zamanda enerjiye de bağımlı bırakılan Türkiye çok yakında enerji sorununu da aşacak noktaya ulaşmak üzere.

30 Ağustos başlığı altında neden milli mücadelede askeri cephelerde yaşananları anlatmadım da siyasal kronolojiye deyindim diye merak edebilirsiniz. Önemli bir sebebi var bunun 1922'de dünyadaki konjonktürel durum neyse şimdilerde de hemen hemen o diyebilirim. Öyle bir noktadayız ki çok uzaklara sıçrayabilmek için 1922'de her türlü zorluğa rağmen yaratılmış olan milli dayanışmaya çok büyük ihtiyacımız var. Türkiye güçlendikçe içte ve dışta her yönden saldırıların artmakta olduğunu herkes görüyor. Artık eskisi gibi örtük ve gizli de değil açıktan açığa Yunanistan, Avrupa ve ABD düşmanlıklarını sergiliyorlar. Suriye'de, Kafkaslarda, Afrika ve Ortadoğu'da başarı kazandıkça kurumsal ve siyasal gelişimini sürdürdükçe batıdan ABD destekli Yunan ve GKRY saldırganlığı artmakta, ülkemiz çok yönlü konvansiyonel güçler tarafından adeta kuşatmaya alınmaya çalışılmaktadır.

Ancak önemli bir durum daha var. Çok yakında küresel güçler tıpkı 1939'daki gibi birbirlerine girecekler. İşte onun öncesinde başta ABD olmak üzere emperyalist güçler Türkiye'yi dizayn edebilmek için proksileri üzerinden saldırganlıklarını arttırmış durumdalar. Geçmişten farklı olarak Türkiye artık önleyici vuruş kabiliyetine de sahiptir. O yüzden yapabilecekleri fazla da bir şey yok. Dikkat edilmesi gereken en önemli şey ABD başkanı Joe Biden'in içimizdeki arkadaşları olmalıdır. İçimizdeki sinsi emperyalist uşaklarına ve terminal uçlarına fırsat vermeden geleceğe yürümenin tek yolu büyük Atatürk'ün 1922'de bize miras olarak bıraktığı milli birlik ve beraberliğimizi korumak, Çanakkale ruhunu millet olarak muhafaza etmektir.

Düşmanlar aslında güçlü değildir ve düşman gücünü kendinden değil her zaman bizim ayrışmamızdan almıştır. Bu nedenle yukarıda kısaca yakın geçmiş siyasal tarihimizi özetle yazmak istedim. Bakınız geçmişte ne zaman ayrışmışsak o kadar çok kan kaybetmiş ve o kadar çok emperyalizme bağımlı hale gelmişiz. Artık Yeni Türkiye'de bu tekerrür etmemeli. Bugüne kadarki kazanımlarımızla birlikte Milli Muktedir Siyasi İrade ile siyasal istikrar içinde yürüyebilmemiz sadece demokrasimiz için değil aynı zamanda bekamız içi de son derece önemlidir. O yüzden ülkemizi kuruluşumuzun ikinci yüzyılına taşıyacak olan 2023 seçimleri çok önemlidir. Ülkemizin kaderinin milli muktedir siyasi istikrara bağlı olduğunu her zaman aklımızda tutalım.

<p>Erbil - Guyer yolu üzerindeki yakıt dağıtım işletmesi ve zift deposunun da yer aldığı rafineride

Erbil'de petrol rafinerisinde patlama! Alevler geceyi aydınlattı

Ankara'da yol çöktü! Ekipler yolu araç trafiğine kapattı

Bursa'da korkutan görüntü! Balık ölümleriyle ilgili inceleme başlatıldı

Rus donanması Küba'nın Havana Limanı'nda! Amerika'yı alarma geçiren görüntü