• $13,4601
  • €15,2404
  • 796.76
  • 1910.29
13 Ocak 2017 Cuma

Snowden hakkında…

Amerikan istihbarat analisti ve eski CIA çalışanı Edward Snowden’ın 2013 yılında Amerika’nın ‘güvenlik’ adı altında istediği epostalara, sosyal medya hesaplarına ve hatta tüm kişisel bilgilere kadar erişebildiğini kamuoyuna duyurmasının ardından tabii ki sinema dünyası da bu ilgi çekici konuya uzak kalamadı. Büyük stüdyoların ve senaristlerin bile hayal gücünü zorlayacak olaylar serisini Laura Poitras’ın Oscar ödüllü ‘Citizenfour’ belgeselinde izlemiştik; şimdi de ünlü yönetmen Oliver Stone yorumuyla ‘Snowden’ yeniden karşımızda.

Edward Snowden’ın NSA ve diğer Amerikan istihbarat servislerinin özel hayatın gizliliği nasıl ihlal ettiğini İngiliz gazetesi The Guardian’ın muhabirleri Glenn Greenwald ve Ewen MacAskill ile birlikte belgesel yönetmeni Laura Poitras’a açıkladığı Hong Kong’daki otel odasında başlayan film, flasback’lerle en başa yani Snowden’ın CIA’e alınmasına ve akabinde gelişen olaylarla günümüze kadar gelişini konu alıyor. Snowden dosyasını yakından takip edenler ile ‘Citizenfour’u izleyenlerin dünyasında pek bir farklılık yaratmayacak olan film, konuya yeni olanlar için biyografi ile drama arasında bir yerde oldukça sürükleyici bir seyir sunuyor. Ne var ki filmin en güçlü kartı, soğuk ve mesafeli duruşu, şaşkınlık ve endişeyle karışık yüz ifadeleriyle kariyerinin en iyi performanslarından birini sergileyen Joseph Gordon-Levitt.

Asıl çıkışını ‘500 Days of Summer’ (Aşkın 500 Günü) ile yakalayan aktör nispeten kenarda kalmış ve belki de Hollywood tarafından yeterince değerlendirilemeyen oyunculuğunu canlandırdığı Edward Snowden karakteriyle yeniden ispatlıyor. Haliyle bir Oliver Stone filmi olduğu için en küçük yan rollerde bile iyi oyuncuları görüyoruz; Nicholas Cage, Zachary Quinto, Tom Wilkinson, Shailene Woodley ve Rhys Ifans mükemmel performanslarıyla Joseph Gordon-Levitt’e eşlik ediyor. Snowden dosyasının ‘Citizenfour’ belgeselinde izlediklerimizden daha farklı, daha sinematik bir anlatımla seyirciye ulaşması için Stone, bazı yan rollerin hikâyelerini de ekstra bir kurguyla öne çıkararak filmin dramatik yönünü güçlendirmeye çalışmış. Bu sebeple de Oliver Stone ve Kieran Fitzgerald’ın senaryosunda, Snowden’ın kız arkadaşıyla ilişkisi, elinden düşürmediği rubik küp ve CIA’deki eğitmeni Corbin O’Brian ile diyaloglarını izlediğimiz ayrıntılarla seyircinin içine girebileceği bir dünyanın yaratıldığını görüyoruz.

Asıl söyleneni duyabilmek

Aslında doğru okunabilirse, film yaşanmış gerçek olaylar üzerine kurulu bir hikâyeyi anlatmasına rağmen ‘bağırmasa da sessizce’ seyirciye bir şeyler söylemek istiyor. Edward Snowden’ın Obama’nın ilk başkan olduğu zamanki ümidinin zaman içinde kayboluşu ve artık bir şeylerin değişeceğine inanmadığı filmin alt metninde okunması gereken önemli ayrıntılar iken, Snowden hakkında zamanında yapılan “vatan haini mi vatansever mi” tartışmaları ile ilgili yönetmenin seyirciye gösterdiği taraf oldukça net. Snowden, gerçeklerin ortaya çıkması için “bir daha evimi, ülkemi görebileceğimi sanmıyorum” diyerek hayatından vazgeçen bir adamın hikâyesinden çok daha fazlası. Bu yüzden özellikle daha geniş kitlelere ulaşmayı hak ediyor.

<p>Ezgi Aşık soruyor, Meteoroloji Genel Müdürlüğü Hava Tahmin Uzmanı Cengiz Çelik yanıtlıyor</p><p><

İstanbul'da kar yağışı devam edecek mi?

İstanbul kara teslim! Vatandaşlar saatlerce yolda kaldı

Hurdalıktan alınan arabanın muhteşem değişimi

Sırları çözülemeyen birbirinden ilginç fotoğraflar! Gerçek oldukları iddia ediliyor