• $13,4597
  • €15,2409
  • 797.016
  • 1910.29
2 Aralık 2016 Cuma

Mel Gibson yeniden…

Savaş filmi çekmenin belli zorluklarının olduğu kesin. Haliyle iyi bir savaş filminden, hikâyesiyle, kurgusuyla, savaş sahnelerinin görsel gerçekçiliği ve oyunculuklarıyla bizi etkiliyor olmasını bekleriz. Şu an vizyonda olan ‘Hacksaw Ridge’ (Savaş Vadisi) bu vaadini gerçekleştiriyor gerçekleştirmesine; yalnız tek bir şartla, vatanseverlik imgesini arkasına alarak inançlı kişi olmanın zorlukları yenmedeki önemine biraz fazlaca değinerek… İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan ordusunda görev yapan ve eline silah almak istemediğinden vicdani retçi olarak sıhhiyeci göreviyle Okinawa’ya giden Desmond Doss’un gerçek yaşamından uyarlanan filmde, 10 yıllık bir aradan sonra yeniden yönetmen koltuğuna oturan Mel Gibson’ın görsel açıdan harika bir işe imza attığını söylemek mümkün. ‘Cesur Yürek’, ‘Tutku-İsa’nın Çilesi’ gibi özünde fazlasıyla spiritüel mesaj içeren filmlerle yönetmenlik kariyerini inşa eden Gibson, yine içinde önemli insani mesajları bulabileceğimiz bir filmle karşımızda.

Görsellik bakımından kusursuz

Filmin ilk yarısında babası eski bir asker olan Desmond Doss’un çocukluğunu ve gençliğini izliyoruz. Alkolik babanın, savaşta kaybettiği arkadaşlarının acısıyla hayata geri dönmekte zorlanırken eşine ve çocuklarına şiddet uygulaması sonucu yaşama bakışı değişen Desmond, daha o yaşlarda ciddi bir karar veriyor. Babası gibi kırıp dökmek, yaralamak yerine kurtarmak, yaraları sarmak istiyor. Ardından Desmond’un 20’li yaşlarını ve âşık oluşunu eski stil Hollywoodvari bir renk paletinde seyrediyoruz. Tabii bu arada İkinci Dünya Savaşı kapıdadır ve silaha el sürmek dahi istemese de Desmond savaşın, ölümün olduğu bir yerde ‘kurtarmak’ için yola çıkar. Filmin görsellik bakımından kusursuz olduğunu, özellikle savaş sahnelerinin şiddeti, acıyı ve kaybı tüm rahatsız ediciliğine rağmen başarılı bir şekilde resmettiğini söylemek gerek. Tabii bu arada Gibson’ın oyuncu kadrosundaki doğru seçimlerinden de bahsedelim. Sinema izleyicilerinin birçok yapımdan tanıdığı Vince Vaughn, Sam Worthington ve Hugo Weaving rollerinin hakkını fazlasıyla verirken, Desmond Doss’u canlandıran Andrew Garfield’in özellikle harikulade olduğunu ve bu role özel bir çabayla çalıştığını hissediyoruz. Filmin sonunda Desmond Doss’un hayatına dair görüntülerden oluşan açıklayıcı nitelikte kısa biyografi, gerek fiziksel görünüş gerekse de aksan ve mimikleri uyarlamasıyla Andrew Garfield’in bu rol için biçilmiş kaftan olduğunu gösteriyor.

Filmi bir bütün olarak ele aldığımızda, tek takıldığımız konu Mel Gibson’un çektiği filmlerde ucundan kenarından da olsa mutlaka hikâyede bir yerde kendi dini inançlarının yüceliğini ve destansı vatanseverlik ülküsünü fena halde hissettirmesi… Bu bakımdan haliyle bazı sahnelerde biraz zorlama görünürken filmi ne kadar beğensek de bir ‘Er Ryan’ı Kurtarmak’ olmadığı aşikâr.

Ezgi Aşık soruyor, Gazeteci-Yaza <a href='https://twitter.com/idriskardas' role='link' style='font-s

Muhalefet neden Erdoğan'ı hedef alıyor?

Hurdalıktan alınan arabanın muhteşem değişimi

Sırları çözülemeyen birbirinden ilginç fotoğraflar! Gerçek oldukları iddia ediliyor

Kendisi küçük etkisi çok büyük! Kansere savaş açıyor