• $7,3912
  • €9,0024
  • 439.913
  • 1542.45
05 Ekim 2012 Cuma

Suriye'den sıçrayan kan!

Deniz Ülke Arıboğan
Deniz Ülke Arıboğan
YAZARIN SAYFASI

Suriye'den fırlatılan bir top mermisi ile 5 vatandaşımızın hayatını kaybetmesi bütün gündemimizi alt üst etti. Türkiye'nin kendi içindeki çatışmalar yetmezmiş gibi, bir de sınır komşumuzdaki çatışmanın kanı üzerimize sıçradı. İşin acı olan tarafı bu durum beklenmedik bir şey değil. Suriye'de olaylar başladığından beri sınır boyunda yaşayan vatandaşlarımız büyük bir tedirginlik içinde. Normal yaşamlarında ciddi bir aksama var. Bir kaç kilometre öteden gelen çatışma sesleri, zaman zaman yakınlara düşen top mermileri, sınırdan sürekli girip çıkan yaralı ve muhtaç insanlar o bölgenin bütün dengesini bozmuş durumda. İnsanlar evlerine kapanmayı tercih ediyor, çocuklar okula gidemiyor, sokağa çıkıp oynayamıyor. Kısaca savaş her yönüyle bizim coğrafyamızda da hissediliyor.
Suriye
'de ise ülkelerini terk edip kamplarda yaşamak zorunda kalan insanların sayısı bir kaç yüzbini aşmış durumda. Bunların yaklaşık 100 bini Türkiye'de ikamet ediyor. Sınırda kapılarımızın açılmasını çaresizce bekleyen Suriyeliler de cabası. Bu rakamın 14 bin civarında olduğu söyleniyor. Gelişmelere bakıldığında bu kadar yakınımızda cereyan eden bu savaş, son dönemde bizim savaşımız olma yolunda gelişiyor. Ve bunun çeşitli sakıncaları var. Bazı konulara kısaca dikkat çekelim.
1 - Suriye'deki çatışma, rejim ile muhalifler arasındaki basit bir mücadele değil, aksine dünya dengelerinin kilitlendiği ve gerçek aktörlerin Rusya, ABD, İran, Çin, Türkiye, İsrail gibi büyük devletler olduğu küresel bir hesaplaşma. Muhatabımız da Beşar Esad olmadığı gibi, uluslararası platformlarda Suriye adına konuşanlar da zaten rejimin temsilcileri değil. Bu konuda BM'de olduğu kadar NATO'da da ciddi bir sıkışma söz konusu. Çatışmanın içine müdahil olmadan sonuçlandırmanın yolları aranıyor. Çünkü herkes biliyor ki, Suriye'de meydana gelecek kontrolsüz bir kapışma büyük bir dünya savaşının kapılarını aralayabilir. Sistem tıkandı ve küçük çaplı bölgesel kan banyoları ile askeri endüstriyel kompleksin kan açlığını gidermeye çalışıyorlar. Şu anda tahammül edilebilir maksimum savaş perspektifi mezhepsel eksende bölünmüş bir Ortadoğu mücadelesi. Mücadelenin küresel düzeyde yayılması ise tahammül edilemez bir yıkım demek ve sistemin baş aktörlerinin böyle bir savaşa girmekten özenle kaçınacağı aşikar. Bu nedenle ancak kendileri savaşmadan, vekalet yoluyla bir çatışmayı göze alabilir durumdalar ve Türkiye'nin bu vekaleti kesinlikle kabul etmemesi gerekiyor.
2 - Türkiye'nin Suriye'de rejime karşı mücadele eden muhaliflere destek vermesi ile bizzat o mücadelenin tarafı olması arasında fark bulunuyor. Kimin eli kimin cebinde belli olmayan böylesi bir çatışmanın içerisine girmek (üstelik kimse girmek istemezken) hem çok yüksek bir bedel ödemeyi, hem de velev ki mücadeleden zaferle çıkılsa bile, hiç bir kazanım elde edememeyi garantiliyor. Genellikle halklar kendi yöneticilerini sevmeseler bile, kendilerini o yöneticilerden kurtarmaya gelenleri daha da hiç sevmezler. ABD'nin dünya halklarını diktatörlerinden kurtarma operasyonları bu nedenle hep fiyasko ile neticeleniyor ve ayrıldıklarında arkalarında kendilerinden nefret eden halk kitleleri bırakıyorlar. Türkiye'nin Suriye konusundaki müdahilliğinin sınırlı olması gerektiğinin en güçlü sebeplerinden birisi de bu. Tecrübe ile sabit.
3 - TBMM'de kabul edilen tezkere her ne kadar bir askeri önlem hazırlığı gibi görünse de, esasen caydırıcı niteliği dolayısıyla kabul edildiğini ve Türkiye'nin bir savaş moduna girmekten imtina ettiğini sanıyorum; ümid ediyorum. Yakın zamanlarda Irak, Afganistan, Lübnan, Libya tezkerelerinin de bu Meclis'ten geçtiğini kenara not edebiliriz. Tezkere savaş anlamına gelmez, ama savaşa yakın olduğumuzun da emaresidir. Kapsamı itibarıyla Suriye'den gelebilecek tehlikelerin ötesinde Irak'tan da kaynaklanabilecek tehditlere yönelik de olduğunu söyleyebiliriz.
4 - Naif bir 'savaşa hayır' kampanyasının öncülerinden değilim. Şartların nasıl şekilleneceği önemlidir. Önümüzdeki dönemde Türkiye'yi hedef alabilecek olası saldırılara karşı çaresizce beklenmesi diye bir durum da söz konusu olamaz. Sınırlarınıza bomba yollayanları 'çok ayıp oluyor ama' diyerek geçiştiremezsiniz. Gerekirse savaş elbette yapılabilir; zaten ordular da bu iş için yapılandırılmıştır. Lakin esas hedef sınırlarımıza yönelebilecek saldırıların henüz gerçekleşmeden caydırılmasıdır. Bunu başarmanın en güçlü yolu ise diplomasidir.

<p>Sadece Türkiye değil Amerikan basınında da yemin töreninin önüne geçen İncil detayı ile ilgili de

Joe Biden'ın yemin törenine damga vurdu: Üzerinde Kelt haçı bulunan İncil'le ilgili çarpıcı detay

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Doğada yaptığı yemeklerle kentleri tanıtıyor

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, yarıyıl tatili zilini çaldı