• $7,4186
  • €8,9814
  • 437.867
  • 1467
09 Mayıs 2011 Pazartesi

Oxbridge tayfası zorda!

Simon Kuper dünyadaki en önemli spor yazarlarından biri. Ülkemizi de iyi tanır, ben dahil  birçok Türk spor yazarı dostu da vardır. Kendisi aslında çok ciddi eğitim almış, birçok konuda uzman bir yazardır. Ama ülkemizde spor yazarlığı ile tanınır. Bu spor yazarlığı aslında benim için de bir derttir. 1969 yılından beri yurtiçi ve yurtdışında ekonomi dalında öğretim üyesi bir kişi olmama ve 15 yıla yakın bir süredir de her gün ekonomi yazısı üretmeme rağmen, 10 yıl Ekodiyalog adlı televizyon ekonomi programının üyesi  olmama ve toplam 30-40 bin insan yetiştirmeme rağmen , futbol televizyonu etkisi nedeni ile genelde 'futbol yazarı' olarak tanınırım.
Simon Kuper dostum Paris'te oturuyor, ama İngilizlerin  'The Financial Times' gazetesinde yazıyor. Yüksek eğitimini de İngiltere'de Oxford'da Tarih ve Almanca okuyarak tamamlamış. Bu nedenle Oxford ve Cambridge mezunlarını (bundan sonra Oxbridge adı ile geçecek) iyi tanıyor. Bu hafta sonu pazar günü 'How British eloquence masks ignorance' başlıklı bir yazı 'attırmış'. Teması da İngiltere'de özel okul ve/veya  Oxbridge eğitimi almış olanların bir çoğunun çok iyi ve çok çok konuştuklarını, ama pek az şey bilip, sürekli 'top çevirdiklerini' vurguluyor. Örnek olarak da Churchill'den, Blair'e ve şu andaki Maliye Bakanı Osborne'a kadar birçok insanı örnek vermiş.
Ben bu kategoriye Türkiye hakkında yorum yazan FT ve Economist yorumcularını da eklemek isterim. Onların da laf ve eleştirileri  bol, bilgileri kıt.
Bilinir tabii , FT, The Economist ve The Economist Intelligence Unit ayni grubun şirketleridir. Üzücüdür ki bu grubun yorum elemanlarından bu  güne kadar Türkiye hakkında pozitif bir yorum pek göremedim. Nedeni de basit . Uzman kişiler değiller. Bir zamanlar yabancı biri ile evli ama sadece Moskova'da Rusça okumuş, İngilizce bilen ve ekonomi ve finans formasyonu olmayan bir Türk bayan onları temsil ederdi. Türkiye'de bugün bulunan haberci ve yorumcularını da oldukça tanıyorum. Oxbridge tayfası geneli gibiler, çok laf var, teknik  bilgi yok, dedikodu var. Bu yayınları 30 yıldır izlerim. Hafta içinde FT haber toplar, hafta sonunda da toplu özet halinde aynı konu The Economist dergisinde yayınlanır.
Ancak bu sefer  komik bir durum var. Birçok ülke,  ABD ve İngiltere gibi , genelde Anglo Saxon'ların banka ve finans sistemini kontrol edememeleri ve balonlara izin vermeleri nedeni ile battı. Anglo Saxon ülkeler kendilerini kurtarmak için şakır şukur para da bastılar, bu paralar sıcak para olarak dünyaya yayıldı ve sonunda Türkiye, Brezilya, Endonezya, Malezya ve Rusya gibi sermaye hareketine açık, krizde de çabuk toparlanmış  gelişen ülkelere sıcak para yağmuru olarak yağdı. Şimdi dünyanın biz dahil gelişen ülkeleri, gelişmiş ama batıklardan daha hızlı büyürken, büyümeyi frenlemek zorundayız, çünkü banka sistemlerimiz ve kamu maliyesi batmadığından, krizden en sağlam ve hızlı bizim gibi gelişenler  çıktı. Ama faiz arttırırsak da hem kamu maliyesi bozulur, hem de daha fazla sıcak para gelir.     
Bu nedenle kendimizi sıcak para, artan likidite, artan kredi, artan iç ithalat talebi ve cari denge  açığı olgularından korumak için aldığımız önlemleri ise Oxbridge gazetecileri anlamıyorlar.
6 Mayıs Cuma günü FT'nin  12'ci sayfasında 'Copy Watch' adlı imzasız bir yorum Endonezya'yı konu alarak bizdeki  türden, kanuni karşılıklara dayalı finansal istikrar tedbirlerini eleştirmiş. Endonezya krizden hızla çıkmış ve yüzde 6 üzerinde bir büyüme hızı ile büyüyor. Aynen bizim gibi. 2007-2009 Ağustosları arasında 17 defa faiz politikası değiştirmiş, 6 faiz  yükseltme ve 11 fazi düşürme yapmış. Şu anda da 25 baz puan bir sıkıştırma gerçekleştirmiş. Ama politikasının esasını kanuni karşılık oranlarını aynen  bizim gibi  yükseltme teşkil ediyor. Tabii 'Oxbridge tayfası' da  bu yaklaşımı 'unconventional ve unorthodox' diye adlandırararak dalga geçiyorlar. Ayni yaklaşımın Rusya, Polonya , Türkiye , Malezya, Brezilya, Çin,  Hindistan gibi birçok ülkede uygulandığını  bilmelerine rağmen. 
FT'nin cuma yorumunu okuyunca cumartesi The Economist Türkiye'ye de sallar diye düşündüm. Yanılmamışım. 7-13 Mayıs tarihli The Economist'in 30'uncu sayfasında  , Goldman Sachs ve HSBC kurumlarının Londra'da mukim iki Türk banka  analistine dayanarak ülkemizin ekonomi politikası  eleştiriliyor ve dalga geçiliyor. Ülkenin aşırı ısındığı iması, 'Overheating' başlığı ile gündeme getiriliyor. Riskler sayılıyor. Komiktir, Türkiye'nin en büyük riski Batı gelişmişlerinin batması, çünkü ihracat pazarımız orası. Türkiye'nin finansal büyük riski de dışarıdan gelen ve onların yarattığı aşırı sıcak para akışı.
Biraz kendinize bakın beyler. Türkiye 2010 yılında 8.9 büyüme ile tüm Avrupa'nın en hızlı büyüyen ekonomisi oldu. 2011 yılında da bizce 5-5.5 büyüme ile gene tüm Avrupa'nın en hızlı büyüyen ekonomisi olacak. Büyüme iç talep ile gelmişti, iç talep kısılarak frenlenecek önlenecek. Banka karları da azalacak. Sıcak para da gelmeyecek!

<h3>Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kartoğlu, CHP'nin 'Militan' provokasyonunu AKŞAM TV

CHP neden 'Militan' provokasyonu yapıyor?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Rize'de gizlenen temaslılara karşı yeni önlemler uygulanmaya başlandı

Klozeti açınca dev yılanla göz göze geldi! İşte o korku dolu anlar...