• $7,405
  • €9,0059
  • 446.045
  • 1569.35
11 Temmuz 2012 Çarşamba

Dani Rodrik'in üçlem teorisi!

Çok ilginç bir ülkede yaşadığımızı kabul etmemiz gerek. Bu ülkede medya mensubu olmak ve aydın kabul edilebilmek için siyasete bulaşmak ve ideolojik olmak gerekir. Eğer hayata çoklukla siyasi gözlükle bakıyorsanız, makbul ve aydın kişi sayılırsınız.  Bu hem sağ, hem sol, hem de ortada böyledir. Siyasete bulaştınız mı, 'kalemşör' de olsanız, yani bir derin uzmanlığı olmayan, bugün birinin ortaya attığı düşünceye ertesi gün cevap üreten bir yorumcu da olsanız, kabul görürsünüz. Hele biraz da eleştiri ve kötümserlik eklediniz mi de, çok makbul kişi olursunuz. Ben siyasete mümkün oldukça bulaşmam. Ekonomi yönetimi tabii siyasiler tarafından uygulamaya geçirilen bir şeydir. Ama ekonominin siyaset ötesinde, yere sağlam basan, siyasetten bağımsız, teorisi sağlam temel teoremleri de vardır.
Bir örnek vermek gerekirse 1961 yılında Robert Mundell adlı Kanadalı iktisatçı tarafından ortaya atılan ve Mundell'e Ekonomi Nobeli kazandıran üçlem veya trilemma denen konu. Bu teorem der ki, eğer bir ülke sermaye hareketlerine açıksa, ya faizi ya da döviz kurunu kontrol edebilir, her ikisini birden kontrol edemez. Veya ülkeler sermaye hareketi, faiz ve kur üçlüsünden sadece iki tanesini kontrol edebilir, üçüncüsü piyasaya bırakmak  zorundadır.
Türkiye 1980 öncesinde hem faizi hem de kuru kontrol etmek istediğinden sermaye hareketini yasaklamak zorunda kalıyordu. 1989 sonrası sermaye hareketini serbest bıraktığımızda bütçe, borç ve dolayısıyla faizi kontrol etmek için, kuru dalgalanmaya bırakmak zorunda idik.
Mundell'in bu teorik yaklaşımına İngilizce'de 'impossible trinity' yani  'mümkünsüz üçlem' deniyor. Mundell bu teoremi 1961 yılında ortaya atmıştı.
Ancak ekonomi ile siyasetin kaçınılmaz şekilde iç içe olduğu durumlar da vardır. Örneğin bugün 17 euro para birliği (currency union )  ülkesinin içinde olduğu durum böyle bir durumdur. 
Bu tür durumlar için de 'politik iktisat' dalı hem ekonomi hem de siyaseti içeren özel bir 'trilemma' üretmiştir.
Geçmişte, 2000 yılında, Harvard Üniversitesi'nden Türk asıllı iktisatçı Dani Rodrik gene 'trilemma kavramı' üzerine bindirilmiş bir 'politik ekonomi' teoremi üretmişti. Bu hafta 7-8 temmuz tarihli International Herald Tribune gazetesinde köşe yazarı Stephen Castle, Rodrik ve onun trilemmasından hareket eden bir yorum getiriyor ve bugün Avrupa'da yaşananları açıklamak için kullanıyordu.
Rodrik'e göre derin ekonomik entegrasyon, demokratik politika yaklaşımı ve otonom millet devlet kavramlarının üçü bir arada gerçekleşemezdi. Bu üçlüden sadece ikisi bir arada olabilirdi. 
Şöyle düşünün. Bugün hemen herkes Avrupa Birliği'nde daha sıkı ekonomik entegrasyon gerektiğini düşünüyor. Ekonomik entegrasyon için Yunanistan, İtalya ve İspanya gibi ülkeler karar verme otoritesini devretmeye ve Almanya ve Merkel tarafından ortaya atılan kurallara uymaya (bu şartlarda entegre olmak demek bu demek) mecbur kalıyorlar. Bu durumda da, ya millet devlet sisteminden ya da demokratik temelli siyasetten birinden vazgeçmek zorundalar. Ya millet devletten vazgeçip federal bir yapıya girecekler (ABD'de olduğu gibi), ya da millet devlete tutunmaya devam edip, ama entegrasyon uğruna emir alıp, demokratik siyasetten vazgeçecekler. Bu da çok zor bir tercih!
Bugün Avrupa'da her taraf daha çok ekonomik entegrasyonun gerektiğini söylüyor. Ama  bunun için de otonom millet devlet kavramından vazgeçmek gerektiği de aslında ortada. Tabii ülkelerin içinde demokratik itirazlar çok kuvvetli! Bu nedenle de bu ülkelerdeki siyasiler 'kıvırtıp' duruyorlar! Bakalım sonuç ne olacak! Daha güçlü entegrasyonu mu, otonom millet devletini mi seçecekler? Tabii esas gereken Avrupa karar mekanizmasını demokratik yapacak bir kurumsal yapıya dönmek! Yani ABD'deki gibi eyaletlere dayalı Federal Hükümet türü bir yapıya gidilebilir (düşünürken 'eyalet' kelimesi yerine 'euro ülkesini' koyun). O zaman da 'transnasyonal demokrasi' sisteminde Yunanistan, İspanya ve İtalya gibi ülkelerin seçmenleri, karar mekanizmasında tam temsil edilme durumunda olacaklar!  Bu da ancak doğrudan seçilmiş bir Başkan ve seçilmiş bir Avrupa Parlamentosu yapısı içinde gerçekleşebilir!

<p>Futbolda sıcak gelişmeleri ve merak edilen başlıkları Akşam Gazetesi Spor Editörü Tamer Ayeri, yo

Muslera'nın dönüşü Galatasaray'a ne katar?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (20 Ocak 2021)

Türk mühendisler yaptı! Samur suya indirildi