• $7,3477
  • €8,9413
  • 437.04
  • 1536.11
02 Şubat 2011 Çarşamba

Susarak konuşmak

'Bazen susarak çok şey söylenir.'    
'Ankara', Mısır'a işte böyle bakıyor. Dışişleri koridorlarında birkaç gündür, Fransızların efsanevi diplomatı Talleyrand'ın sözü yankılanıyor.

Yani?
Türkiye, varlığı ve mevcut konumuyla, bölgede çok şey anlatıyor zaten.
Peki... Klişe de olsa, (ki, klişelerin çoğu doğrudur) Türkiye'nin 'yüzde 99'u Müslüman olmakla birlikte demokratik laik bir hukuk devleti olarak bölgedeki varlığının' bile bizatihi anlam yüklü olmasına kimin itirazı olabilir?
Genelgeçer bir yaklaşımla 'kimsenin'...
O zaman, beklenti çıtası, 'Türkiye, Mısır'a karşı neden sessiz?' sorusunu sorduracak kadar nasıl yükselmiş olabilir?
Başbakan Erdoğan'ın, Hizbullah ile arabuluculuk girişimi amacıyla yaptığı Lübnan ziyaretinin hafızalardaki tazeliği?
Ve her daim canlı, Irak'la yoğun siyasi trafik...
Diplomatik kaynaklar, bu kanaati doğrulamakla birlikte, bir 'Ancak' virgülü atıp devam ediyor:

'Arada önemli bir fark var. Lübnan ile Irak'ta, bize çağrı geldi. Mısır'da bırakın Türkiye'ye çağrıyı, en büyük problem, gidilmek istense muhatap bulunup bulunmayacağı. Türk vatandaşlarının güvenliği, sağlığını tartışırken, adı ne olursa olsun, yatıştırma, müdahale söz konusu olamaz. Bu farkın gözden kaçırılmaması gerek.' 
Nitekim Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun, 'Daha dün Lübnan'da hükümet krizinde 'neden başka ülkelerin içişlerine karışıyorsunuz' diyenler şimdi de Mısır ve Tunus'a neden karışmıyorsunuz' diyorlar' tepkisi, bu yaklaşımın yansımasıydı.
Açık anlatımla, konu biraz da 'içişlerine karışma' meselesinin yorumunda düğümleniyor.
Siyasi istikrarsızlık çanları çalınan bir ülkeden 'yardım, arabulucuk' taleplerinin gelmesi halinde 'içişlerine karışma', özen gösterilmesi gereken genel bir kural olmaktan çıkıyor.

PERKINS'İN İDDİASI DOĞRUYSA
Ama Mısır konusundaki asıl sürpriz çıkış, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 'çukura gömülecek faniler' metaforuyla geldi...
Fotoğrafların henüz siyah beyaz çekildiği yıllardan beri ülkesinin başında bulunan Mübarek, Türk Başbakanı'nın Ankara'dan yaptığı 'Halkın haykırışına son verecek insani taleplere kulak verin' çağrısını duydu mu, bilemiyoruz.
Duysa bile ne kadar hüküm ifade edeceği kuşkulu.
Çünkü Mısır'daki halk isyanı, biraz da uluslararası sermayenin 'ucuz işgücü' methiyesinin, sözlükteki ikinci karşılığı; bu trajik methiyenin son kullanma tarihinin dolduğunun fotoğrafıdır.

Dün Tahrir Meydanı'nı dolduran yüz binlerin arasında, günde 1 dolar karşılığında ürettiği 'marka' tişörtleri ömrü boyunca alamayacak binlerce tekstil işçisi de vardı.
'Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları' kitabıyla, uluslararası kuruluşların bütün kirli çamaşırlarını birinci ağızdan döken John Perkins'e göre, Mübarek'in Amerikan bankalarında 50 milyar doları bulunuyor. 

Mübarek'in direncini anlamak, ne kadar kolaysa; Erdoğan'ın 'fanili çukurlu' seslenişinin Kahire'de yankı bulması da aynı sebeple zordur. 
Mübarek'in kaybedecek çok şeyi var. Ama Mısır halkının değil.

<p>Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella, hükümet krizini aşmak için yarından itibaren parlamentoda temsil

İtalya'da hükümet krizi... Conte gitti, şimdi ne olacak?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Ahır yapımı sırasında bulduğu taşların gizeminin çözülmesini istiyor

Diyarbakır'ın ''çılgın projesi''ndeki ilerleme üreticiyi sevindirdi