• $7,3744
  • €8,9395
  • 436.358
  • 1470.26
05 Nisan 2012 Perşembe

Suçlu kendini affedemez

BÖYLE bir topluluğu, ancak 12 Eylül davası yan yana getirebilir:
Kimler yok ki içeride: Ahmet Türk, Yılma Durak, Ayhan Sefer Üstün, Süleyman Çelebi, Azimet Köylüoğlu, Leyla Zana, Ökkeş Şendiller, Sırrı Sakık, Ayşenur Bahçekapılı...
150 kişilik salon hemencecik dolarken, içeri giremeyenlerin sorusu ortak: Daha büyük bir salonun önceden hazır edilmesi çok mu zordu?
Mahkeme kapısına toplu iğneyle tutturulmuş kağıtta, 'Ahmet Kenan Evren' ile 'Ali Tahsin Şahinkaya'nın davalı olduğu yazıyor.
Giremeyenler bu tarihi belgenin fotoğrafını çekerken kapı aralanıyor.
Bir görevli, 'Sadece dinlemeniz için kapıyı açıyorum' diyor. Tabii ki böyle olmuyor ve bekleyenler, dikkatlice içeriye sızıyor.
Betona oturma pahasına, artık bütün basamaklar da dolu...
Mahkeme başkanının sabırlı ve hoşgörülü olduğuna dair ilk işaret.
İkinci işaret Sezgin Tanrıkulu, sonradan içeriye girerken geliyor.  'Diyarbakır kontenjanından mı giriş yapıyorsunuz?'. Salonda gülüşmeler. (Başkan'ın daha önce  Diyarbakır'da görev yaptığını öğreniyoruz)
O esnada Evren'in avukatı Bülent Hayri Acar, iddianamenin 'yok hükmünde sayılması' gerektiğini söylüyor.
'AHMET KENAN BURAYA ...'
'Yok hükmü' ifadesi,  sabırları taşırıyor. Birbirine benzemez isimleri temsil eden müdahil avukatlarının itirazları peş peşe patlıyor... Her biri manşet tadında çıkışlar: 'Ahmet Kenan gerekirse Pinochet gibi tekerlekli sandalyede, Mübarek gibi kafes içinde buraya getirilmelidir.'
(Evren'in ilk iki adıyla anılmasına kimseden itiraz gelmiyor)
'Suç işleyenin kendisini affetme hakkı yoktur.' '12 Eylül'de işlenen suça bütün yurttaşlar katlanmak zorunda bırakılmıştır'
'Sanıklar buraya getirilmezse, bu dava sembolik kalmaya mahkumdur'
'Darbeciler hastalık oyununu huy haline getirdi. Rapor almak için kuyruğa giriyorlar'
'Sayın Başkan siz üstünüze alınmayın ama başkanı olduğunuz Özel Yetkili Mahkemeler de 12 Eylül'ün ürünüdür'
Bir avukat,Anayasa'dan '82 belgesi' diye söz ediyor. Bir başkası Evren ile Şahinkaya'nın tutuklanması gerektiğini söyleyince Mahkeme Başkanı, 'Daha oraya gelmedik' diyor.
Avukat  'Ama ben geldim' diye yanıtlıyor.
Avukatların sözlerini, duvardaki yansıdan izlenecek biçimde zapta aktaran başkan hemen sonra 'iddianamenin yok hükmünde sayılması' talebi için kısa ara veriyor. Döndüğünde bu talebin reddedildiği açıklanıyor.
İlk duruşmanın en tuhaf gelişmesi, ikinci bölümde ortaya çıkıyor.
Evren ile Şahinkaya'nın rahatsızlığının, duruşmaya gelmesini engelleyip engellemediği sorusunun cevabı bekleniyordu ya.
Mahkeme başkanı, Ankara Adli Tıp'tan gelen sarı zarfı salona göstererek, herkesin önünde perforesini yırtıp yazıyı çıkarıp okuyor:  Ankara Adli Tıp Kurumu Grup Başkanlığı'nın 'bu değerlendirmeyi yapamadığını, İstanbul'un yapması gerektiğini'  öğreniyoruz. Sebep? Sebep yok. Salonda şaşkınlıkla karışık bir dalgalanma oluyor.
 (Yasal sakınca dolayısıyla, doğru kelimesiyle buluşamamış bir protesto diyelim.)
Adliye önünde sabahki gerilimden eser yok. Dışarıda 'en zalim ay'a özgü nefis bir hava.
Büroya dönerken; eskimiş ve 'başarılmış' bir darbeyle, daha yeni ve 'nakıs' kalmış darbe girişimlerinin davaları arasındaki atmosfer farkını düşünüyorum.

<p>Mardin'de akrabalar arasında çıkan kavga silahlı çatışmaya dönüştü. Kameralara yansıyan görüntüle

Aksiyon filmi değil gerçek: Araçla gelip dehşet saçtılar

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Hayranı gibi yaklaştı önce imzasını aldı, sonra canını!

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları