• $9,5047
  • €11,0662
  • 548.7
  • 1519.25
4 Nisan 2013 Perşembe

Sanal agorafobi

Kamuoyunun "Akil Adamlar Listesi"ne yoğunlaştığı dakikalarda, bu sorunun yanıtını arayan Komisyon toplantısı için TBMM'deydim. Önce, hayli uzun olsa da  -diğer meslektaşlarım gibi- AKŞAM Gazetesi Ankara Temsilcisi sıfatıyla davet aldığım Komisyon'un adını aktarayım: 
"Haberleşme Özgürlüğüne ve Özel Hayatın Gizliliğine Yönelik İhlallerin Tespiti ve Önlenmesine İlişkin Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu bünyesindeki Hukuk Alt Komisyonu. "
Başkanlığını, AK Parti Elazığ Milletvekili Şuay Alpay'ın yürüttüğü Komisyon'da ayrılan süre bir saatti. Usul uyarınca önce önemli gördüğümüz konuları vurgulayarak sunuş yaptık; ardından vekillerin sorularını cevapladık. 
Sunuş ile soru-cevap kısmını ayırmadan özetliyorum:

SANAL AGORAFOBİ: Yasadışı dinleme, bugünün sorunu değil; eskiye gidiyor. Bugün sorunu yaygın ve vahim hale getiren, bilişim teknolojisindeki gelişmelerdir. Mahalle berberi bile dinlendiğinden kuşkulanıyor. Telefonda her an dinlendiğiniz duygusu, bir tür "sanal agorafobi" yarattı. 

SİSTEM SORUNU: Yasadışı dinlemelerin, şu veya bu siyasi iktidarın değil, bir sistem sorunu olduğunu düşünüyorum. Vahim olan, yasadışı dinlemenin bir siyaset tasarımı ve rövanşizm aracı olarak kullanıldığı algısıdır. CHP eski Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal, sonrasında bazı MHP vekillerine dönük olaylar, bu tasarım arzusunu yansıtıyor. Başka bir örnekle; CHP Grup Başkanvekili Sayın Emine Ülker Tarhan, gazetemizde yayımlanan mülakatında, odasının dışındaki pencere duvarında, henüz bağlanmamış kablolar tespit ettiğini açıklamıştı. 

YAPTIRIMLAR CAYDIRICI DEĞİL: Temel sorun, hukuki çerçeve. Bu tür girişimlerin sürmesi, cezaların caydırıcı olmadığını gösteriyor. Gelinen noktada yapanın yanına kâr kaldığı görünüyor. Yeri gelmişken, 'kimsenin başına gelmesin ama bu tatsız olaylara Sayın Başbakan, sayın bakanlar maruz kalsaydı, hâlâ failler bulunmamış olur muydu?' sorusu insanın zihnini meşgul ediyor. 

MAHKEME KARARI: Gazete olarak, mahkeme kararına dayanmayan dinleme kayıtlarını haberleştirmeme konusunda özenliyiz. Somut örnek vereyim. Sayın Baykal ile ilgili  "kaset"i biz haberleştirmedik. Hatta o dönem Sayın Başbakan'ın basın danışmanlığı görevini yürüten Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, genel yayın yönetmenimiz İsmail Küçükkaya'yı arayarak, bu tercihten dolayı kutladı. 

ADLİ KOLLUK: İddianamelerde yer alan telefon tapelerinin özel hayatla ilgili kısımlarının ayıklanmaması, başka bir sorun. Yargı, bu konuda lojistik desteği emniyet güçlerinden alıyor. Gelen tapeler olduğu gibi iddianameye konuyor. Oysa hukuk sistemimizde "adli kolluk" müessesesi yer alsa, bu sorun yaşanmayabilir. Gazeteciliğin sınırlarını, polisin çizdiği bir dönemden geçtik, geçmekteyiz. Adli Kolluk müessesesi bu sorunda da önemini koruyor. 

NE YAPILABİLİR: Çözüm kolay değil. Devlet, devlete zarar vermiyor. Bürokrasi ve yargı ağır işliyor. Anlayış farkları var. Geçen yıl MİT kapılarını medyaya açtı. MİT Müsteşarı Sayın Hakan Fidan, brifinginde, dinleme izni konusunda, mahkemelerden kararların geç çıktığını, bunun da faaliyetlerini güçleştirdiğinden bahisle, mahkeme kararı olmaksızın dinleme yetkisi istediklerini söylemişti. O günkü yazımda, bu isteğin kabul görmemesi dileğimi yazdım. Durduğunuz yere göre baktığınız şey değişebilir. Ama aslolan evrensel hukuk kuralları olmalı.

<p>Afrika'nın güneybatısı. Yük gemisi Togo'dan  Kamerun'a gidiyordu. Gine Körfezi'nde geçiyordu. Kor

Korsanlar yük gemisine saldırdı

Türkiye'ye has uçak! Motoru dursa bile uçuyor

Çorum'da anne ile kızı aynı üniversitede eğitim görüyor

Kayseri'de Geç Roma-Erken Bizans dönemine ait mozaikli yapı bulundu