• $9,5035
  • €11,0533
  • 549.011
  • 1519.25
14 Nisan 2013 Pazar

Sade

İlk albümü çıkıncaya dek; ne, kadın sesindeki "koloratur soprano" aralığından haberdardık, ne de aşkın "kayıtsız bir razı oluş başlar"
halinden. 
Çağlayan gibi akarken, dinleyeni birbirine benzemez duygular arasında yolculuğa çıkaran o ses, hayatımıza gireli 21 yıl olmuş.
Sertab Erener ve ilk albümünden bahsediyorum.
Girişteki alıntı dize de
"Aldırma" parçasından...
 "Lal", döneminin fenomeniydi. Parçalarının tamamı ayrı ayrı hit oldu. Ki, yazısız kaidedir; geniş kitleleri kavramayı başaran her ilk albüm, sonrakiler için doğal risk taşır. (Tıpkı tiyatrodaki "ikinci gece" oyunu gibi) Yüksek çıta, yüksek beklentiyi, yüksek beklenti de pusuda hazır düş kırıklığını içinde sakladığından.
Fakat -müzik yolculuğunda dönem dönem farklı güzergahlar açsa da- Sertab Erener, bizi hep bir yerlerimizden yakalamayı başardı.

TEVEKKÜLÜ ÖĞRENMİŞ KENTLİ KADIN

Son albümü "Sade"yi dinlediğim şu günlerde de benzer duyguları hissettim. Raflarda yerini alalı sadece bir ay olmasına rağmen, çıkış parçası "İyileşiyorum"un,
youtube'da aldığı "tık" sayısı 5 milyonu aşmış. Herhalde bu da yirmibir yıl sonra, yine o sesin gücünü kanıtlıyor.
Yine de şarkının hakkını da teslim edelim. Belli ki kalp acısıyla mücadele eden nüfus da epeyi artmış...  (İyileşiyorum'u dinleyen anlar. )
Bu arada youtube dediğime bakmayın. Müziğe erişimin kolaylaşması, sevdiğim albümleri müzik marketten satın almama engel olmuyor. Birileri demode bulsa da kartonet okumanın keyfi benzersiz. Bestecisi, söz yazarı, hepsinden önemlisi, ortaya çıkış hikayelerinin yer aldığı o küçük kitapçıklara öyle emek veriliyor ki, sırf emeğin hatırına, bu alışkanlığı edinmeye değer...
En çok, albüme adını veren Sade'yi sevdim. "Sade", adı gibi balad tarzında, melodi yoğun bir beste. Şarkı, Derya Türkan'ın kemençesinin de etkisiyle, içe işleyen bir havada ağır ilerlerken, tevekkülü öğrenmiş bir kentli kadınla karşılaşıyoruz. 
Posta atıp had bildirmek yerine, dem'den söz eden, "Kim, söyle kim yazılanı silebilir ki" diyen bir kadın. Sindirmiş, damıtmış kıymet bilen bir tavır... Sade'yi dinlerken, arka planda bir işin de hakkından geldiğini düşündüm. Neredeyse sabah her erken kalkanın Mevlana tivitleri attığı günümüzde, tasavvufu bağırıp çağırmadan, bir pop şarkısına yakıştırmayı başarmış.

Söylenemeyen şarkılar

"Zor bir şarkıdır bu, vallahi bravo" dedi Kerem. Hangi zor gecelerde çabaladığını anlatacak bir ortam değildi; gülümsemekle yetindi bu yüzden. Parmak uçlarında hafif sızı; akor geçişlerini önemli sayılabilecek bir hata yapmadan başarmanın saklı, küçük kıvancıyla gülümsedi.
Albüm kaydındaki klarnetin, daha doğrusu oradaki nefesin eksikliğini yalnızca kendisi biliyordu. Ya da böyle sanmak işine geliyordu.
Oysa zor şarkıyı çalabilmekten daha zor olanı, söylenememiş şarkıların hasta ettiğini anlatabilmektir.  
Söylenemeyen şarkılar hasta eder. Başka bir şehre taşınan insanınızın bıraktığı kadar büyük bir boşluktur bu. Sadece tenhalaşmakla kalmaz ruhunuz, kirlenir de. Sağır eden uğultuya teslim olursunuz.
Dahası, bir çalgıyla bütünleşmekten feragatın kederini, yaka yaka gösterir hayat. Müthiş bir basınçla sınanır durur kulaklarınız, işe bölünmüş saatlerin orasında burasında. Söylenmeyen şarkılarınız olmasın. Hazır bahar kuşatmışken, içinizden gelen hiçbir şarkıyı geri çevirmeyin.

<p>Afrika'nın güneybatısı. Yük gemisi Togo'dan  Kamerun'a gidiyordu. Gine Körfezi'nde geçiyordu. Kor

Korsanlar yük gemisine saldırdı

Türkiye'ye has uçak! Motoru dursa bile uçuyor

Çorum'da anne ile kızı aynı üniversitede eğitim görüyor

Kayseri'de Geç Roma-Erken Bizans dönemine ait mozaikli yapı bulundu