• $7,4021
  • €9,0182
  • 441.016
  • 1537.05
13 Temmuz 2011 Çarşamba

Omurga-namus mutabakatı

Önce üç soru:     
- O metin gerçek bir mutabakat olsa, 24 saat dolmadan, altındaki imzaların mürekkebi kurumadan 'omurga-namus' tartışması çıkar mıydı? 
- CHP istediğini almış olsa, grup salonunda yüzler bu kadar asık olur muydu?  
-  Başbakan Erdoğan, Nasrettin Hoca fıkrası anlatır, vekiller keyifle alkışlar mıydı?

Tamam; 'yemin edinceye kadar' ile 'yemin edilmesinin önü açılıncaya kadar' arasındaki farkı anlamıştık. Kuşkusuz, o cümlenin öneminin de farkındayız. Anladık, metne CHP'nin ısrarıyla giren 'Bütün vekiller Meclis'te olsun' ifadesiyle Balbay ile Haberal da kastediliyor.
Ama bunu bizim bilip anlıyor olmamızın, reel politik açısından bir katma değeri yok ki. Zira bildiğimiz başka bir şey daha var: Kitlelerin sadelikten yana olduğu.
Söz konusu olan siyasetse; bir metnin arkasındaki ağır maratonla, kazanım sayılan bir cümle üzerindeki ince mühendislik çalışmasıyla, o metin pinpon topu misali oradan oraya savrulurken içinden bazı sözcüklerin eklenip çıkarılmasıyla pek ilgilenmediği... 
Direkt sonuca baktığı...
Bu çerçeveden görünen kaba fotoğraf,  CHP'li iki vekil halen cezaevindeyken yemin edilmiş olmasıdır. 

TUTUKLAMA BİR TEDBİRDİR
Sonuç olarak öyle ya da böyle, iki hafta süren gerilim sona erdi. Ama gerilimin kaynağı olan sorun, olduğu yerde duruyor. Ve anlaşılan o ki, mutabakat olduğu söylenen metinden hareketle, sorunun çözümü için ekim ayını bekleyeceğiz.
Peki sorun neydi sahi?
Yeni Parlamento'da sekiz milletvekilinin yer alamaması.
Neden?
Bir tedbir olan tutuklamanın uygulanma biçimi.  Daha doğrusu bu alanda, devleti korumaktan yana ağır basan takdir hakkı...
Oysa herkesi bağlayan anayasaya göre, tutuklamanın 'makul süre'yi aşmaması gerekiyor. Gelgelelim, mevcut hukuk sistemimiz içinde bu makul sürenin aşılıp aşılmadığını denetleyecek bir yol da bulunmuyor. Yol olmayınca; çok sanıklı davalarda toplanamayan deliller ya da toplanmış delillerin 'nasıl olsa' karartılacağı kuşkusu, tutuklamanın bir tedbir olduğunu unutturmaya yetiyor.
(Gerçi, dava sürürken tutukluların AİHM'e gitme olanağı bulunuyor. Ancak AİHM'in sözleşmeyi ihlal kararı vermesi, derde deva olmuyor. Tazminattan öte iyileştirici bir hüküm doğurmuyor.)
Bir sürü hayat da işte bu yüzden heba oluyor.
Günün birinde, tutukluların beraat etme ya da alacakları muhtemel hapis cezasının tutukluluk süresinin altında olma ihtimallerinin ne kadar ürkütücü olduğu, pek az kişinin aklına geliyor.
O mutabakat metninin bir anlamı varsa, Meclis hakikaten bütün sorunların çözüm yeriyse, uzun tutukluluk sürelerinin yasama organı nezdinde bir dert haline gelmesi gerekiyor.  
En önemli eşik de zaten bu. Bu eşik aşılırsa, çözüm zor değil.
12 Eylül referandumuyla kabul edilen anayasa değişikliği, Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolu getirmişti. Bu değişikliğe göre Anayasa Mahkemesi, tutukluluk sürelerini kişi hak ve özgürlükleri açısından değerlendirebiliyor.
Ama ne hikmetse, bu kadar yaşamsal bir hakkın kullanımının başlangıcı 23 Eylül 2012'ye bırakılmış...
Bu tarihin bir yasa değişikliğiyle öne çekilmesine engel var mı?
AKP-CHP mutabakatının içinin dolması, ancak böyle bir somut adımla mümkün olacaktır. Emin olun, yargının yeni ve modern bina ihtiyaçlarını karşılama hız ve iradesinin yarısı bile, bu adıma yeter.

<p>Başkan Erdoğan: Türkçe'de kelime katliamı oldu </p><p>KÜLTÜR VE TURİZM ÖZEL ÖDÜLLERİ </

21 Ocak 2021 Güncel Haberler

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Ankara'nın en yaşlı iki kadınına koronavirüs aşısı yapıldı

Bülent Turan, 1915 Çanakkale Köprüsü inşaatında incelemelerde bulundu