• $13,648
  • €15,5107
  • 775.016
  • 1880.06
27 Ocak 2013 Pazar

Lütufla eşitlik olmaz

Lütfederek birlikte yaşayamayız.  Lütuf, gittiği yere tahammülü de götürüyor. Ama tahammül sanıldığı gibi bir erdem değil; bir katlanma hali. Kelimenin kökü, bir yükü, mecbur kalarak taşımaktan geliyor. (Arapça'nın şaşırtıcı zenginliği: İşte tahammülün akrabaları: Hamal, hamile, hamiline vs) 
Birinin lütfettiği, ötekinin tahammül ettiği bir ortamdan, ne eşitlik çıkar, ne de dirlik. Çıkmıyor zaten. Lütfeden, öyle yukarıda bir yerde konumluyor ki kendini, 'nasıl yani' diye şaşıp kalıyorsunuz. O nasıl bir vecd haline girmekse kürsülerden; dinlerken bir an yanılıp şöyle sanabilirsiniz: 'Hımm, galiba bu ülkeyi, bir tek onun verdiği tarife göre sevebiliriz.'
Buraya kadar olan satırlar, 'Lütfeden' her siyasetçi için...
Üç gündür aynı noktaya takılmış durumdayım: Prof. Birgül Ayman Güler, hangi psikolojiyle kendisini bu kadar 'yukarıda' konumluyor, lütuf makamına dönüştürüyor? Ona, 'Kürt milliyeti ile Türk ulusu eşit değildir dedirten duygu ne olabilir? Hocalığı mı?
GÖÇMENLİK
Belki bir miktar payı vardır. Ama aslında bunu anlamaya çalışırken; düşünceden, teoriden, kitaplardan makalelerden değil, duygulardan söz ediyorum. Zira biliyorum ki, sözkonusu olan 'kimlik' ve kimliği inşa eden değerlerse; duyguların tarihi, çoğu kez düşüncelerden ve kuramlardan daha çok şey anlatır.  
Birgül Ayman Güler, -kendisi- söylüyor, yüz yıl önce bu topraklara göçen Boşnak bir ailenin kızıymış. Sırf bu nedenle, sadece yaşanan acılar nedeniyle bile, Güler'in bu meseleye daha diğergam ve empatiyle bakmasını beklemek naif kaçmamalıydı.
Ama diğergamlık bir yana; sözlerinin yarattığı sarsıntıyı görüp algılayıp 'yanlış anlaşıldım' demeyi bile zul sayıyor Güler. İşin bu kısmı hakikaten düşündürücü...
Bu konuda Sarkozy de çarpıcı bir örnek. Daha birkaç yıl önce, Fransa'nın eski cumhurbaşkanı da 'halden anlamasını' bekleyenleri fena yanıltmıştı. Macar göçmeni bir ailenin çocuğu olan Sarkozy'nin; Afrikalı göçmenler ile Çingeneler (Roman sıfatını biraz zorlama buluyorum) uygulattığı şiddet ile aşaĞılayıcı üslubu hala hatırlarda.

Salı günü önemli
Hüseyin Aygün-Birgül Ayman Güler sarkacı, CHP içindeki ayrışmayı derinleştirdi. Ve bir hafta öncesine kadar parti içinde tartışma yaratan hemen her durumda ikna amaçlı olarak takdim edilen şu tez miadını doldurdu: 
'CHP sosyal demokrat bir parti. Farklı sesler çıkmasını düşünce zenginliğini, çoğulculuğun göstergesi olarak değerlendirmek lazım.'
Bu kadar kısa arayla iki keskin uca, bunca sert savruluşu, çoğulculuk diye algılayan pek kimse kalmamış görünüyor. Salih Fırat'ın istifasından sonra 'yenilikci' kanat büsbütün moralsiz. Ankara'yı arayan Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinin başkanları 'sokağa çıkamaz hale geldiklerini' söylüyor. Genel Başkan Kılıçdaroğlu'nun, Prof. Güler'in sözlerine yeterli tepkiyi göstermediği kanısı güçleniyor. O nedenle Genel Başkan'ın salı günkü grup toplantısında yapacağı konuşma merakla bekleniyor. Dün ayrı ayrı konuştuğum iki partili, söz birliği etmişcesine 'Bakalım geçen salı Hüseyin Aygün için gösterdiği tonda sert tepkiyi Birgül Ayman Güler'e gösterecek mi?' diyordu.
'Ya göstermezse?' sorusu sessizlikle karşılanıyor. Kulislerde toplu istifalar konuşulmaya başlandı. Salı önemli.

<p>Oyuncu kadrosuyla göz kamaştıran 'The French Dispatch' nihayet beyaz perdede...  Türkiye'de 'Fran

'Gazeteciliğe aşk mektubu' The French Dispatch

Türkiye'nin en yüksek barajında geri sayım başladı!

Tahtaköprü Barajı'nda korkutan görüntü! Su seviyesi yüzde 2'ye düştü

Milli Deniz Topu'nun test atışı gerçekleşti! Tam isabetle vurdu