• $8,5064
  • €10,2806
  • 499.523
  • 1441.33
02 Haziran 2013 Pazar

Bir değil çok yanlış var

Seneler seneler evvel, Şehr-i İstanbul, “marjinal”, “faşist” ve “kandırılmış” insanların akınına uğramıştı. Taksim Gezi Parkı’ndaki meşeleri, ak akasyaları koruyacağız bahanesiyle, devletin köküne dinamit koymayı hedeflemiş “kendini bilmez gençler”, patlıcan dolmasını borcama dizip apartman önünde göstericilere dağıtan “marjinal teyze”, kafası gaz bombası kapsülüyle yarılanlara gönüllü müdahale için beyaz önlükleriyle hastanelerinden fırlayan “faşist doktorlar”, astım krizi geçirenlere maske dağıtan “kandırılmış askerler”, acıyla haykıran hiç tanımadıkları insanlara, dizi seyrederken evlerini açan “istismar edilmiş” yaşlı karı-koca; herkes ama herkes, kendini bilmez bir çılgın, bir ideolojik bir fırtınada savrulup duruyordu. Hele hele, “Orada inşa edilecek AVM’ye mağaza açmayacağız” açıklaması yapan büyük markaların da kandırılmışlar kervanına katılması, olacak şey değildi.. 
Beri yandaysa, istikrarı bozmaya yeminli, memlekete kötülük etmeyi kafasına koymuş bu marjinal ve faşistlere,  içlerinden kabaran cihat duygusu, “Allah Allah” nidalarıyla saldıran polisler, huzur ve sükunu korumak için çırpınıp duruyordu. Taksim’i İslam düşmanlarına kaptırmamak öylesine yüce bir amaçtı ki, bu uğurda kafaları yarıp, göz kör etmenin, bomba ateşlemekten bitap düşmenin lafı bile olmazdı, 

EYVALLAH EDİLEMEYEN 
Fakat o da ne? Üç gündür gösterdikleri bu insanlıkdışı, pardon insanüstü gayretin neticesinde takdir, taltif, prim vs gibi ödül beklerken, Başbakan kürsüden, gaz kullanımını kastederek “Burda bir yanlış var eyvallah” diyor, İçişleri bakanı Muammer Güler, -kamuoyuna hesap verilmesi gereken cümle sıkıntılı zamanlarda bütün seleflerinin yaptığı gibi- “iki müfettiş” göndereceğini açıklıyordu. 
Ne yani, canlarını dişlerine takarak bomba saydırmak mıydı yanlış olan? 
Fedakar polisler bu konuyu düşünedursun, bunun gibi “eyvallah” denemeyecek yanlışlara bakmak fena olmayabilirdi. 
En büyük yanlış, Taksim Gezi Parkı için yola çıkan küçük, barışçı bir grubun; lidersiz, bayraksız, örgütsüz çığ gibi büyüyerek, bulvarlara sokaklara akan kocaman bir insan seline dönüşmesinin ne anlama geldiğini idrak edememenin ta kendisiydi. 
Ya Soğuk Savaş dönemlerinin klişeleri kullanılmaya devam edilecek, ya da “şu akıl ve vicdan tutulmasına bir mola versek” diye durum değerlendirmesi yapılacaktı.  
Seçilecek yol hangisi olursa olsun, görülmesi gereken bazı gerçekler vardı: 

ISINAN HER ŞEY GENLEŞİR 
- Tabiat kanunlarına göre ısınan her şey genleşirdi.  Eğitim sistemindeki büyük değişiklik, Uludere faciası, kürtaj tartışması, Reyhanlı saldırıları, sınırımızda patlayan bombalar, sayıları 300’ü geçen AVM’ler, en sonunda da “evinizde için”de somutlaşan alkol satış yasağı gibi icraatın toplamı, iç dünyalarda taşınamayacak hale geldi.  
- Demokrasi sandıktan ibaret değildi. Çok oy, yekpare bir milli irade anlamına gelmez. Bu yöndeki iddiada sürekli ısrar, tercihi farklı olanları ötekileştirirdi. 
- Demokrasi iddiasının olduğu yerde, sandık dışı diğer ifade kanallarının açık olması zorunluydu.   
- Haklılık, öylesine güçlü bir duyguydu ki, devlet stoklarını eritme pahasına binlerce gaz bombasının üzerine yağması riskini göğüsletirdi.  
- Ana akım medyanın sınıfta kaldığı her derste, sosyal medya o dersin hakkını fazlasıyla verirdi.  
- Türk, Kürt, Arnavut, Çerkez, Fenerli, Cimbomlu, Alevi, Sünni, onbinlerce kişinin bir araya gelerek Boğaz Köprüsü’nü aşması gibi sıra dışı bir durum, mevcut Türkiye koşullarında ancak “spontane” olabilirdi. Böyle bir yürüyüşü  organize etme, harekete geçirme kapasitesine sahip ne bir siyasi parti ne de illegal örgüt mevcuttu. Meseleye, sosyoloji yasalarının zaviyesinden bakmak kaçınılmazdı.   

<p>Tarihçi-Yazar Koray Şerbetçi bu hafta Kestirmeden Tarih  programında Kudüs özel bölümüyle karşını

Medeniyetlerin aynası Kudüs… Kadim şehre kim ne getirdi?

NASA Mars'ın 3 boyutlu görüntülerini yayınladı

Düştüğü dere yatağında 5 gün mahsur kaldı

Mersin sahilinde bulundu! Sahil güvenlik hemen çalışma başlattı