• $8,4034
  • €10,0007
  • 489.203
  • 1408.81
26 Ağustos 2013 Pazartesi

Turnusol zamanda sahici duruş...

Turnusol zamanlar vardır; “konjonktür” seni bir yerlere iter ya da sürükler. 
Gidip, gitmemek arasındayken, içinden bir ses, “hayır!” der; “gitme!” 
Hayatını, insan olan herkesin çok iyi tanıdığı, bildiği o sese rağmen ve sadece hesapla ve sadece maskelerle yaşayanlar vardır. 
Bir de ne pahasına ve ne zaman olursa olsun, o sesten asla kopamayanlar. 
Kastettiğim, işte tam da böyle bir zaman ve sahici bir duruştur. 
O imtihan vaktinde, ya rüzgarda savrulan yaprak olursun, ya da direnir, rüzgara kapılmaz ve yalnız başına kalacağını bilsen de haktan ve halktan, mazlumdan ayrılmaz, zalimin karşısında durursun. 
Hayatını, oynayarak, rol keserek, maskelerle yaşayan ve imaj herşeydir sananların böyle bir duruşu anlaması mümkün değildir, olamaz da... 
İşte bu nedenledir ki, Başbakan Tayyip Erdoğan bazıları tarafından anlaşılamıyor. 
Onlarla arasında tam bir doku uyuşmazlığı var. 
Oysa, halkın onu hem de çok iyi anladığını kamuoyu yoklamaları açıkça gösteriyor. 
Bu sonuçları kabullenmek istemeyenler ise, önümüzdeki mart ayında bugün olanı biteni hem de bütün çıplaklığıyla sandıkta görecekler. 

Başbakan ağlar mı? 

Günlerdir gündemde bu soru ve verilen cevaplar var. 
Oysa bugün tanık olduklarımız karşısında ağlamak değil ağlamamak ya da ağlayamamak sorgulanmalıdır. 
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın son dönemde Şam ve Kahire’de yaşananlar karşısında belirginleşen bu duruşu, sadece bu olaya ya da bu döneme özgü değil. 
Hepimizin hayatında vardır böylesi anlar. 
Canlı yayınmış, değilmiş pek de fark etmez... 
Demek ki, cezaevine girmeden tam bir gün önceydi: 25 Mart 1999 Perşembe gecesi. 
Kasımpaşa’dan yol arkadaşı eski milli güreşçi Tevfik Aydeniz’in vefat haberi geldi. 
Evine gittik. 
Annesi, rahmetlinin cansız bedeninin başında ağıtlar yakıyordu. 
İçeri girdiğimizde, “Tayyip” dedi; “Hani birbirinizi yalnız bırakmazdınız!” 
Bir gün sonra Tevfik Aydeniz’in cenaze töreni vardı. 
Aynı gün, Tayyip Erdoğan Pınarhisar’a cezaevine girecekti. 
Başbakan ağlar mı sorusu, ağlayamamanın mümkün olamayacağı bir başka hatırayı hatırlattı bana... 
O gün, hem de hıçkıra hıçkıra ağlanılan Tevfik Aydeniz’e bir kez daha rahmet diliyorum. 

Ve Ali İsmail Korkmaz..
Ne bilirsiniz ağlanmadığını? 
Görüntüler ekrana düşünce, Kabine’den Fatma Şahin de, Mehmet Şimşek de, Egemen Bağış da hemen anında duygularını bütün içtenliğiyle paylaşmadılar mı? 
Hepimiz kahrolduk. 
Sebebi ne olursa olsun, herhangi bir insana bu reva görülebilir mi? 
Eskişehir’de dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz da, vicdanının sesinden kaçamayan herkesi elbette üzdü ve ağlattı. 

İnsanlığın vicdanı 

Türkiye üzerine düşeni ve kendine yakışanı yapıyor. 
Yalnızlaşmıyor; insanlığın vicdanı oluyor. 
Üç, beş karar vericinin stratejik ortağı olmak için vicdanının sesini bastırma gibi güya diplomatik bir yol seçmiyor. 
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın şahsında, bütün insanlığın vicdanına tercüman olacak bir yol seçiyor. 
Güçlünün değil haklının, zalimin değil mazlumun yanında yer alıyor. 
İnsanlığın vicdanı oluyor. 
Bunu en iyi halk anlıyor. 
Memleketi Rize’de hemşehrileri, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın sahici tarafını, kendilerinden tarafını iyi biliyorlar. 
Doğru bir Türkçe ile yazabilecekleri halde, çarpıcı bir biçimde mahalli şiveyle yazılmış bir pankartla karşılıyorlar “Tayyip’i”. 
O, kendilerinden biri. 
Gidin bakalım, Kahire’ye, Şam’a oralarda bile öyle değil mi? 
Eğer gerçekten kulak verebilirseniz, yaşadığımız coğrafyanın her köşesinde aynen Rizeli hemşehrilerinin kendi şiveleriyle pankarta yazdıklarına benzer dua ve niyazlarla sahiplenildiğini, korunduğunu yakinen göreceksiniz: 
“Rebbum seni korusun” 

<p>Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları şafak vakti güvenlik güçlerinin baskınlarıyla uyandı. A

FETÖ'ye şafak operasyonu

Orman yangınlarında yaralanan hayvanlar tedavi ediliyor

Uluabat Gölü, yeşile büründü

Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Suver, Van'da incelemelerini sürdürüyor