• $8,5221
  • €10,1136
  • 494.429
  • 1431.78
19 Mayıs 2014 Pazartesi

‘Siz hiç öldünüz mü?‘

BU YAZIYI SPİKERDEN DİNLEMEK İÇİN TIKLAYIN

Yıllar önce Haşim Akten'in sahneye koyduğu oyunun adı buydu:
"Siz hiç öldünüz mü?"
Bu oyun, seyredenleri çarpan ismi ve içeriğiyle Türkiye'yi ve Avrupa'yı dolaştı.
Geçen hafta başta kendim olmak üzere bütün Türkiye bu soruyla tekrar tekrar yüzleşsin istedim.
Soma'daki maden ocağında geçen salı çıkan yangın esasen hepimizin içini yakmalıydı.
Yakmalıydı diyorum; çünkü sayıları çok olmasa da bazı nasipsizler, kaybettiğimiz 301 şehidin hatırasına ve yakınlarına saygı bile duymadılar.
İlk gün şunları yazdım:
İçimize ateş düştü...
Gözümüz, kulağımız, kurtarma çalışmalarına her türlü desteğimiz ve dualarımız Soma'da.
Diğerleri sonra...
Meramımı 140 karakter ile anlatmak derdindeydim.
Ben bunu temenni ederken, sonrasında siz neler yaşadığımıza tanık oldunuz.
İnsanlığımdan utandığım anlar oldu.
Havada uçuşan sayılar...
Yalanlar...
Nedir, ne oluyoruz?
Bizim binlerce yıl öncesinden bugüne uzanan yuğlarımız, sagularımız yok mu?
"Alp Er Tunga öldü mi?
Issız Acun kaldı mu?
Ödlek öcün aldı mu?
İmdi yürek yırtınur."

Sagu'su hangimizin ezberinde değildir ve içini acıtmaz?
Bir yanda yüzü maskeli marjinal gruplar cankurtaran araçlarını kırıp dökerken, madenden yaralı çıkan Ağrılı Murat Yalçın çizmelerindeki çamuru sedyeye değdirmeme derdindeydi.
Arama ve kurtarma listelerinde son ana kadar bulunamadı olarak görünen İsmail Adalı daha ilk gün madenden çıkmış, anne ve babasını görmeden kurtarma ekibinde yer almıştı.
Son gün anlaşıldı İsmail'in kayıp olmadığı...
Milletin değerlerini temsil eden bu isimsiz kahramanların tam karşısında ise, onlara müstahaktır diye yırtınan "İsimli Kahraman" Yılmaz Özdil gibilerin kayboluşuna tanık olduk.
301 şehidimiz ve bu tanıklıklarımız kaybettiğimiz çok önemli bir değeri fark ettirmeli.
Biz artık tasada ve kıvançta bir değiliz.
Aramızdaki harç sulanmış ve bozulmaya yüz tutmuş.
Tekrar ediyorum, sayıları az olsa da hepimizin arasındaki bu harç çözüldüğünde, elimize geçen ne olacak?
Kendi ülkemizi gelişmiş dünya ülkeleri nezdinde küçük düşürmeye çalışmak ya da sadece onlardan himmet bekliyor olmak nasıl bir ruh halinin sonucudur?
11 Eylül 2001'i hatırlayın.
Amerikalılar panik içinde kaldılar.
İkiz Kuleler, Pentagon, üç bin ölü, on binlerce yaralı...
Adam gibi yaslarını yaşadılar.
Yasını yaşamanın da, protesto eylemi yapmanın da yeri ve zamanı var.
Sonrasında da en ağır eylemleri, protestoları birer birer sergilediler.
Biz ne yapıyoruz?
Kurtarma ekiplerinin elini kolunu bağlayan esasen cinayet anlamına gelecek eylemler, hem de kurtarma faaliyetinin en hummalı anında.
Jandarma, burası kaza kurtarma bölgesi dediğinde de, vay efendim Soma vatandaşa nasıl yasaklanır?
Sizde kalmamış olabilir.
Ama bizim aklımızla, vicdanımızla alay etmeye kalkmayın.
Her şeyin bir haddi bir hududu var.
Şehitlerimizin ruhaniyetlerine, geride kalanlarına ve yetimlerine saygısızlığın yeri yok.
Neymiş, ulusalcı birileri, marjinal sol örgütler ve paralel yapı bu kez buradan sonuç üretme derdine düşmüşler.
Yeter bu milletin sabrını zorladığınız.
Siyasetin yapılacağı ve yapılamayacağı yerler bellidir.
Son söz olarak söylemek isterim ki, sebep ne olursa olsun tasada ve kıvançta birliğimizi korumak için her birimize farklı fedakarlıklar düşüyor.
Bunu yerine getirmek borcundayız.
Ataol Behramoğlu'nun dizeleriyle bitireyim:
"Ve kederi de yaşamalısın, namusluca bütün benliğinle,
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı."

Milletimizin başı sağolsun.

<p class='MsoNormal'>Çok Güzel Hareketler 2 programının sezon finali yapmasının  ardından soluğu Köy

Yılmaz Erdoğan, yardım malzemelerinin yangın bölgesine ulaştığını duyurdu

Iğdır'da yıkılan cezaevinin yerine yapılan sosyal yaşam alanı ilgi görüyor

Milli Güvenlik Kurulu Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplandı

Uludağ'da yangın ihtimaline karşı helikopterli denetimler artırıldı