• $ 7,8228
  • € 9,4308
  • 459.326
  • 1328.83
Reklamı Kapat

Kültürel diplomasi

Bugünün dünyasında hayatın en değişmez gerçeği değişimin kendisi haline geldi. 
İçine sıkıştığınız kalıpları kıramaz, gerçeği zamanında fark edemez ve önlem alamazsanız, sonrasında yoksunuz demektir. 
Çağın ritmini yakalayacağınız o yeni adımı geç kalmadan atabilirseniz, kazanan siz olursunuz. 
Yoksa geçmiş olsun. 
Kültürel diplomasi de, artık uluslararası ilişkilerin vazgeçilemez gerçeği haline geldi. 
Bu yöntem, kültür ve sanat etkinliklerinin diğer ülke insanlarıyla paylaşımı, değişimi, dilinizin diğer ülke insanlarına öğretilmesi ve bu yolla esasen dış politikanıza destek olunması olarak açıklanabilir. 
Kültürel diplomasiye tarihten de çok eski örnekler gösterilebilir. 
Günümüzde Çin, dünyanın ve özellikle Avrupa’nın gözünde hiç de parlak olmayan imajını düzeltmek için kültürel diplomasiyi en etkin kullanan ülkedir. 
Çin, 2004’ten bugüne, bütün dünyada 400’e yakın Konfüçyus Enstitüsü açtı. 
Bu sayı, 2020 yılına kadar 1000’e çıkacak! 
Konfüçyus Enstitüleri, Çince öğretiyor; kültür ve sanatlarını dünyaya sunuyor. 
İngiliz Kültür, Amerikan Kültür, İtalyan Kültür ya da Almanların Goethe ve İspanyolların Cervantes enstitüleri bildiğimiz ve Türkiye’de bile gidebileceğimiz diğer örnekler. 
Dünyadaki örnekleriyle kıyasladığınızda, Türkiye bu alandaki ilk adımını oldukça geç attı. 
Yunus Emre Enstitüsü, 2007 yılında kuruldu. 
Enstitü, bugüne kadar 32 ülkede açıldı. 
Dünyada 40’a yakın ülkede Türkoloji eğitimi veren 51 bölüm ile işbirliğini resmen sözleşmeyle başlattı. 
Yüksek öğrenimi dünyanın en köklü Türkoloji merkezlerinden Hollanda’da, Leiden’de yapmış ve yüksek lisansını da orada tamamlamış biri olarak bu günleri görmek içimde bir ukdeydi.

Nazım Hikmet ve Tuna Nehri

Geçen hafta Budapeşte’ye, Yunus Emre Enstitüsü’nün açılışına gittik. 
Açılışı yapan Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik ile tanışmamız eski yıllara dayanır. 
Ama bu seyahat bakanlık görevi sonrasında ve kültür coğrafyamızın hepimizi çok etkileyecek Macaristan’ın başkenti Budapeşte’ye olunca... 
Kültüre de, sanata da, tarihe de, dile de inanılmaz derecede odaklandığımız sohbetlerimiz oldu. 
Estergon Kalesi’ne gittik. 
Bu arada işimizi ve sizi unutmadan, arkamıza Tuna’yı alıp Estergon Kalesi önümüzde ve ona bakarak keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. 
Sohbete, Nazım Hikmet’in “Tuna Üstüne Söylenmiştir” şiirini okuyarak başladık. 
“... Tuna’nın suyu olaydın 
Karaorman’dan geleydin 
Karadeniz’e döküleydin 
Mavileşeydin, mavileşeydin, mavileşeydin...” 
Perşembe akşamı saat 21.00’de SKYTURK360’da siz de izleyin isterim. 
Gül Baba Türbesi, Arnavut Abdurrahman Abdi Paşa’nın mezarı, Galiçya Cephesi Şehitliği ve Tuna... 
Yahya Kemal’in, “Türk’ün gönlünde dağ varsa Balkan’dır; nehir varsa Tuna’dır” dediği Tuna... 
Evliya Çelebi’nin, Tuna’nın Karadeniz’e dökülmekle kalmadığını, deniz içinden bir su yoluyla İstanbul Boğazı’na bağlandığını anlattığı Tuna... 
Bizde üzerine en çok şiir ve edebi yazı yazılan Tuna... 
Sadece biz değil ki, okuyunca inanılmaz etkilendiğim Claudio Magris’in yazdığı Tuna Boyunca kitabında anlattığı Tuna... 
Avrupalıların da en az bizim kadar eserle anlattıkları Tuna...  

Yunus Emre Enstitüsü

İşte o program ve seyahat süresince gazeteci arkadaşlarla yapılan sohbetlerden çıkarıyorum ki, Kültür ve Turizm Bakanı, bu yeni dönemde sadece mevcutu yönetecek bir çizgide olmayacak. 
Radikal, köklü, yapısal değişiklikler ile bakanlık çağın ritmine uygun yeni bir vizyon peşinde olacak. 
Ömer Çelik’in entelektüel birikimi, kültüre ve sanata olan ilgi ve düşkünlüğü bu dönüşümü mümkün kılacaktır. 
Kültür ve Turizm Bakanı’nın, “kültürel diplomasimizin omurgası” olarak nitelediği Yunus Emre Enstitüsü, yoğun bir gayretin içerisinde. 
Geç başlamış olmayı kabullenemeyip bunu bir an önce telafi edebilme amacında. 
Prof. Dr. Hayati Develi, Enstitü Başkanı olarak sürdürdükleri çalışmalarını büyük atılımlara dönüştürerek sürdürmeyi arzu ediyor. 
Başkan’ın bugüne kadarki üniversite hayatından, Yunus Emre Enstitüsü’nün yaptıklarından ve seyahat boyunca dinlediklerimden anlıyorum ki, kültürel diplomaside Türkiye’nin bütün dünyada parmakla gösterileceği bir dönem inşa ediliyor.