• $13,4724
  • €15,2926
  • 791.461
  • 2011.16
8 Eylül 2014 Pazartesi

Farklılıklarımız zenginliğimizdir

Toplumlar da insanlara benziyor.

Yaşadıklarının travmatik olan taraflarını unutmaya çalışmayı, hatırlamamayı yeğliyorlar.
Hafta sonu, üzerinden 59 yıl geçse de unutmamamız, ibret almamız gereken ve mutlaka her alanda yüzleşmemizin şart olduğu 6-7 Eylül 1955 olaylarının yıldönümüydü.
Başta Rumlar olmak üzere İstanbul'da yaşayan azınlıklara yönelik tahrip ve yağma hareketi travmatik izler bıraktı.
Aması olmayan, olmaması gerekenlerdi yaşananlar.
Zaman içinde birlikte uyum içinde yaşamak konusunda yüzleşildi.
Bu hazin olayın filmleri çekildi.
Kitapları yazıldı.
Acı karşılıklı olarak paylaşıldı.
Ancak ne tür bir siyasal hesap, nasıl bir provokasyon olduğu konusuyla hâlâ çok açık bir şekilde yüzleşilmiş değil.
O günlerin başbakanı rahmetli Adnan Menderes olduğu için bu tezgâh ona ve onun temsil ettiği sosyolojik tabanın üzerine yıkılmak istendi.
Esasen bu olaylar, Özel Harp Dairesi ile Milli İstihbarat'ın yanı sıra sağda ve solda hâkim olan kimi unsurların içinde bulunduğu bir provokasyondu.
İşin içinde Kıbrıs meselesine kadar uzanan dönemin Türkiye’sinin dış politika algısıyla ilgili yönleri de vardı.
Cevap hakkı ve hukuki sıkıntılar yaratmaması adına isim vermeyeceğim ama 6-7 Eylül’ü Adnan Menderes üzerinden görmeye çalışanlar bu kontrolden çıkmış provokasyonda CHP’li olarak bilinen hangi unsurların ne roller oynadığını da araştırmaları gerekir demekle yetineyim.
Bu ülkenin değerleri olan Lefterler'in, Toto Karacalar’ın, Ara Gülerler’in dünyasını kanatan, onları inciten bir ülke bizi de kanatır ve incitir.
Artık hepimiz hiçbir kesimin etnik, kültürel, dini kimliği nedeniyle kendisini öteki hissetmediği ve her konuda eşit birer yurttaş olarak huzur içinde yaşadığı bir Türkiye’de yaşamak istiyoruz.
Bunu isteyen her dil, din ve kimlikten insanımızın bundan sonraki yegâne güvencesi toplumsal bir sözleşme olarak kaleme almamız gereken yeni anayasa olacaktır.
6-7 Eylül'ü biz sonradan okuduk, öğrendik.
Zaman geldi, bizler de bir sürü zırvaya alet olduk.
Lisede okurken dışladığımız Ermeni sınıf arkadaşlarımızı hayal meyal hatırlıyorum.
Ve sonrasında ne kadar pişman olduğumuzu...
Oysa sonrasında o kadar çok ve o kadar güzel dostluklarım oldu ki Ermeni arkadaşlarla ya da Rumlarla.
Hayat hepimize çok şey öğretti.
Örneğin 12 Eylül öncesi...
Ancak bugün ne anlama geldiğini çok iyi öğrendiğimiz bir çatışmaya sokuldu bu ülkenin gençleri.
Biz o gün kendini genç sanan çocuklardık.
Bu ülke için ölmeyi göze alacak kadar cesur ve kararlı gençler ve çocuklar hayatlarının baharında ölümle tanıştılar.
Kötü günlerdi...
Esasen o gün kavga eden Marksist de, Maocu da, Ülkücü de, kavgaya girmemeye özen gösteren Akıncı da inançları için yeri geldi, canını verdi.
Ülkedeki bu samimi, içten köpürüp kabaran gençlik enerjisi karşı karşıya getirilerek etkisizleştirildi.
12 Eylül darbesi beni yurtdışında yakaladı.
Darbe dönemini ülkemden uzakta yaşamak zorunda kaldım.
Yaşadığım adeta bir sürgün hayatıydı.
Yıllar sonra döndüğümde artık ufkum sadece kendi ülkemden ibaret değildi.
Çok kültürlü bir ülkenin, insanı da, ülkeyi de nasıl zenginleştirdiğini bizzat yaşadım.
Hayat bize hâlâ öğretiyor.
Hayata, bizler ve onlar, siyah ve beyaz, kırmızı kuvvetler ve mavi kuvvetlerin ötesinde ve ara renklerin de farkında olmamız gereken bir ışık prizmasıyla bakmanın doğru olduğunu şahsen ben oldukça geç öğrendim.
Artık kafamda kalıplar, şablonlar yok.
Necip Fazıl'ın beynine saplanan kıymıkla anlattığı fikir çilesini hepimiz farklı mahfillerde yaşadık.
Ya da Mao'nun, "yüz çiçek açsın, bin fikir yarışsın" sözlerini, yaşadığımız o toplumsal cinnet döneminin çok sonrasında fark ettik.
Bugün asla unutmamamız gereken ve mutlaka her fırsatta hatırlamamız gereken bir gerçek var:
Farklılıklarımız zenginliğimizdir.

<p> </p>

'İBB Engelleniyor' algısı neden yapıldı?

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (15 Ocak 2022)

Almadan önce etiketteki detaya dikkat! Peynir sahtecilik nasıl yapılıyor

Bear Grylls herkesi böyle kandırdı! Kamera arkası görüntüleri ortaya çıktı