• $9,3115
  • €10,8675
  • 529.708
  • 1429.85
25 Kasım 2013 Pazartesi

Büyük devlet refleksi

Eski Türkiye’yi unutmayalım.
Sadece tek bir örnekle nereden nereye geldiğimizi hatırlayacaksınız.
Size, o günlerin Türk Hava Yolları’ndan çarpıcı bir örnek vereyim.
THY Yönetim Kurulu Başkanı Cem Kozlu ile Genel Müdürü Yusuf Bolayırlı mahkemeye düşme noktasına gelmişlerdi.
Suçları, şirketi zarara uğratmaktı.
Sebebi, daha da çarpıcıydı.
Başbakanlık tarafından kiralanan uçak hemen hemen hiç uçmadığı için şirket aslında doğrudan T.C. Başbakanlığı tarafından zarara uğratılıyordu!
Ama asıl sorumlu olmasalar da, söz konusu isimler ağır cezalık olacaklardı.
Halbuki uçak iyice köhnemesin diye, zaman zaman boş uçurmak zorunda bile kalıyorlardı.
Şimdi, bu yaşadıklarımızın nesini, nasıl anlatayım?
Önce, o günün başbakanı Bülent Ecevit’i rahmetle analım. Ve düşünün; bu başbakanlık ne derece kuş uçmaz, kervan geçmez bir hale düşmüştü ki, vaziyeti kurtaracak bir yardımcı bile çıkamamıştı.
Sonrasında, Cem Kozlu ile Yusuf Bolayırlı’yı ağır cezadan kurtaran yine onlardan biri değil de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan oldu.
Nereden mi biliyorum?
Hasbelkader çorbada tuzum oldu da oradan biliyorum. Peki, bu yaşadıklarımızdan ders çıkarabildik mi? Karşımızdaki tablo, çıkaranlar ve çıkaramayanları siyah ve beyazın farkı gibi somut olarak ortaya koyuyor. Başbakan Erdoğan’ın sadece son on günlük programına bir bakın.
Azarbeycan Devlet Başkanı İlham Aliyev seçildikten sonra ilk ziyaretini Ankara’ya yaptı.
İki ülke arasında burada tek tek sıralamayacağım yeni işbirliklerine ilişkin imzalar atıldı.
Ardından tarihi Diyarbakır çıkarması geldi.
Bu güzel şehrimizin ilçelerinde yapılan mitingleri izlediniz.
Başbakan Erdoğan, çizgisinden bölgeye göre hiç sapmadan Türk bayraklarıyla dolu meydanlarda halkla hemhal oldu.
Diyarbakır dönüşünde Bakanlar Kurulu’na çıkılan yolun halısı turkuvaz renkle değiştirilmişti.
Türkiye, bundan böyle protokol karşılamalarını kültürünün dünyaya armağanı bir renkle yapacaktı.
Öyle iç politikada, Türk dünyasında falan değil, adam gibi bütün dünyaya karşı uygulayacağı protokole bu değişikliği koyuyordu.
Bu arada hâlâ bitmeyen dershane tartışmaları yaşandı, yaşanıyor.
Başbakan Erdoğan, her zaman olduğu gibi.
Cam gibi, şeffaf ama sert!
Bugüne kadar oy için hiçbir kararı eğip bükmediğini, burada da farklı bir tavrı olmayacağını söylüyor.
Kapatacağım falan dediği de yok!
Bundan önceki milli eğitim bakanlarının da ihtiyaç gördükleri ama yapamadıkları bir dönüşümü artık yapacağız, diyor.
Yapma iradesini açıkça ortaya koyuyor.
Ama kimseyi mağdur etmeme sözü verdiği halde, özellikle Fethullah Gülen Hoca çizgisindeki medya organları diyaloğa kapıyı tamamen kapatmış durumdalar.
Kapalı devre bir yayın ya da kampanya devam ediyor.
Fethullah Gülen Hoca’yı şahsen tanıyan Amerika’da konuğu olmuş ve bu geleneği bildiğini zanneden biri olarak şaşkınlık içindeyim.
Bu tavır bu geleneğe ait değil!
Bana göre, çok kısa bir zaman içinde anlayacağız ki, ardındaki sebep başka.
Başbakan Erdoğan’ın programıyla devam edeyim. Ardından Moskova ziyareti geldi.
Yine dünün diplomasi adına çok standartlı suni tavırlarıyla zerre ilgisi olmayan son derece etkili, yakın ve sonuç alıcı bir görüşme oldu.
Türkiye, Avrupa Birliği’ne, oradan bir mesaj daha verdi.
Öyle eski Türkiye’nin temenna çakan teslimiyet mesajlarından değil!
Tam aksine; yeter, aklınızı başınıza alın mesajı.
Alternatifsiz değiliz, Şanghay İşbirliği bizim için de, birlik için de yeni ufuklar açar mesajıydı bu.
Putin ile ele alınan konular arasında on gün önce Ankara’da ağırlanan İlham Aliyev ile konuşulanlar da vardı kuşkusuz.
Ve Rusya dönüşü Trabzon ve ilçelerinde yapılan mitingler.
Yine aynı samimiyet, açıklık ve kararlılık.
Ve belki hepsi anlamına gelecek sahici duruş.
Mecburen özetleyerek yazdığım ama yazarken benim başımı döndüren bu takvim, okurken sizde de aynı etkiye yol açmış olmalı.
Bugünün siyasi iktidarı, o yaşananları kendisi yaşamadığı, sadece tanık olduğu halde ders almış.
Bütün refleksleriyle Türkiye Partisi olduğunu ortaya koyuyor.
Ve aynı çizgiyi dünyada da sürdürüyor.
Diyor ki, Türkiye, bir dünya ülkesidir.
Ve refleksi de, büyük devlet refleksidir.
Uluslararası hukuk, elbette bizim için kırmızı çizgidir.
Ama hemen ardından ülkemizin prestiji, çıkarları gelir.
Bunu da bihakkın temsil eder ve koruruz diyor.
Yurtdışında yaşadığım on beş yıl boyunca, o eski Türkiye’nin aşağılık kompleksleriyle biçimlenen dış siyasetine içim acıyarak çok tanık oldum.
Artık Yeni Türkiye’nin bir vatandaşı olarak soruyorum:
Daha ne olsun?

<p>Sosyal medyada toplumsal algıyı manipüle etmek için birçok yalan servis ediliyor. Bazı yayın orga

Hepsi teker teker deşifre edildi... İşte haftanın yalanları

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Togo'ya geldi

Bufalonun hatası canına mal oluyordu! İşte o anlar...

İsrailli dalgıç Akdeniz'de Haçlılardan kalma kılıç buldu