• $8,5056
  • €10,3016
  • 499.657
  • 1441.33
06 Mart 2015 Cuma

Dolar artışı üzerine: 'Artık çimen değiliz'

Türkiye’de devalüasyon zamanları hiç iyi hatırlanmaz. TL’nin değerinin düşmesi, bu ülke için, her zaman yoksullaşma ile birlikte anlatılır.

Dün doların 2,5 sınırına da aşarak 2,6’yı görmesini bazı çevreler devalüasyon gibi anlatıyor; halbuki olan dalgalı kur rejimi uygulayan bir ülke için, olağan bir durum. Ama bu “olağan durumu” olağanüstü bir kriz sürecine dönüştürmek ve böylece, Türkiye’nin şimdilerde gündeminde olan, yeni bir büyüme ve kalkınma yoluna girmesini geciktirmek isteyen çevreler kriz senaryolarını yazmaya başladılar. Öncelikle şunu söyleyelim; Euro/Dolar paritesinin 1’e doğru gittiği bu süreçte, yalnız TL değil, tüm gelişmekte olan ülke paraları erozyona uğruyor. Ama bu durum, kesinlikle doksanlı yıllarda Meksika’dan başlayan ve Rusya- Türkiye dahil, bütün gelişmekte olan ülkeleri etkileyen bulaşıcı bir borç krizine dönüşmeyecek; yani yeni bir “Meksika-kriz-Dalgası” ile karşı karşıya değiliz.

Yeni paradigma kapışması…

Şimdi bu “yeni” durumun küresel ve yerel neden-sonuçlarına gelelim. Çünkü bu gelişme, bize yalnız ekonomik bir süreci anlatmıyor; hem dünya hem de Türkiye için yeni politik bir durumu da anlatıyor.
Türkiye’de Cumhurbaşkanı’nın faiz üzerinden yaptığı çıkışlara bağlı olarak kriz tellallığı yapanlara söylemek gerekir ki, aynı tartışma, hem AB’de hem de ABD’de şu an yapılıyor. Bu tartışmaların da odağında Merkez Bankaları (Avrupa Merkez Bankası (AMB) ve Amerikan Merkez Bankası (Fed) var. Ancak bu iki merkez bankasının başkanları (Draghi ve Yellen) bizdekinin tersine, muvcut neoliberal eksenden çıkarak ülke ve bölgelerindeki krizi yeneceklerini düşünüyorlar.
AMB Başkanı Draghi başından beri, Euro Bölgesi’nin, yeni sektörleri destekleyen genişlemeci bir büyüme politikasına geçmesini istiyor. Şimdi, Syriza iktidarı ile politik bir “sorun” da olan Yunanistan dahil, Güney Avrupa’nın krizden çıkmasının, Almanya’nın dayattığı neoliberal politikalardan çıkışı ile olacağını düşünüyor Draghi ve ekibi. Bunun için düşük Euro ve genişlemeci para politikası, nihai olarak da, bu para politikasını tamamlayacak ortak maliye politikasına geçilmesini istiyor bu cephe.

AB Genişlemesi ve Obama-Yellen ekseni…

Bunun siyasi sonuçları da var tabii. Bu iktisat politikası, AB’nin kendi doğusuna doğru genişleyerek, Türkiye ile birlikte yeni-sahici birlik olmasını getirecektir. Bunun karşısında Almanya merkezli 20. yüzyıl Avrupası var.
Bu kesim, bırakın Türkiye’ye doğru yeni bir genişleme dalgasını, Yunanistan’dan başlayarak güneyin ve Balkan Avrupasının Euro Birliği’nden aşamalı çıkmasını ve Türkiye’nin de AB sürecinin kalıcı olarak bitirilmesini ve yeni bir statü oluşturulmasını istiyor. Bu cephenin tabii ki Türkiye’de medyadan sermayeye oradan siyasete ortakları var.
ABD’de ise Fed’deki Yellen yönetimi, faizleri mümkün olduğunca 2016 seçimlerine yakın bir tarihte artırmayı savunuyor. Buradaki amaç, ABD’de, geleneksel sektörlerde işsizliği kalıcı-makul- bir seviyeye (Doğal İşsizlik Oranı) çekmek ve rekabetçi bir dolar kuru ile ABD’nin dış ticaret açığından başlayarak bütçe ve tasarruf-yatırım açıklarını “makul” seviyeye getirmek. Bu hedefin siyasi karşılığı ise, ABD’nin küresel hegemonyasının savaşa dayalı olarak değil de, bilgi teknolojilerine bağlı olarak devam etmesi… Bu durumda ABD’nin başta Ortadoğu olmak üzere, siyasi inisiyatifi Türkiye gibi müttefiklerine bırakması ve Pasifik tarafıyla daha yoğun ilgilenmesi kaçınılmaz olacak. Tabii bu, aynı zamanda, yeni bir savunma stratejisi anlamına gelir. Ancak Obama-Yellen’in bu “yeni” çizgisine, eski geleneksel sektörler, silah sanayi ve küresel finans oligarşisi karşı çıkıyor ve bu kesim, AB’deki Almanya merkezli gericilikle örtüşüyor.

Güçlü doların arkasındaki cephe…

Şu an küresel olarak günlük 5,5 trilyon dolar civarında bir döviz piyasası var ve bu piyasa, büyük ölçüde, Londra-New-York merkezli finans-kapitalin denetiminde.
Dikkat ediyorsanız, küresel dolar talebi, Yellen’in, faiz artımının 2015 sonuna sarkabileceği açıklamalarından sonra hızla tırmandı.
Dün Euro/Dolar paritesi 1’e doğru giderken Almanya’dan gelen fabrika siparişleri verisi yüzde 4’e yakın düştü. Almanya’da ihracat da teklemeye başladı. O zaman doların yükselmesi, küresel finans oligarşisi için, bir taşla kuş katliamı yapıyor: 1) ABD’de Obama-Yellen cephesini sıkıştırıyor, faiz artırımını öne çekerek, Obama’nın elini boşaltıyor 2) Londra merkezli Hedge Fonların dolar pozisyonlarını değerlendiriyor ve geleneksel sektörlerde düşen kar oranlarını telafi ediyor. 3) Türkiye gibi hızla gelişmiş dünyaya (Batı’ya) yetişen ve teknoloji rantını ele geçirerek yeni bir büyüme yoluna girmeye çalışan ülkeleri aşağıya çekerek, yeni bir döviz-borç krizi ile tehdit ediyor. 4) Gelişmekte olan ülkelerin-başta Rusya ve Türkiye olmak üzere- kendi aralarında yaptıkları Serbest Ticaret Anlaşmalarında yerel paraların kullanılmasının önüne geçmeye çalışılıyor ve bu ülkelerde yüksek dolar talebi ve yerel paraların değersizleşmesi ile yeni bir dolarizasyon süreci besleniyor.

Öneriler…

Peki bu durumda Türkiye ne yapmalı; Türkiye, bu küresel tuzağı okumalı. Bu çerçevede, bu son gelişme, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mevcut para politikasına yaptığı eleştirilerde, ne denli haklı olduğunu ortaya çıkartıyor.
Türkiye, 2001 kriziyle birlikte, TL’yi dalgalanmaya bıraktı ve TCMB, enflasyon hedeflemesi çerçevesinde, parasal büyüklükleri enflasyon hedefini tamamlayan çıpa ilan etti. Burada resmen ilan edilen enflasyon hedefi, finansal istikrarın başat faktörü oluyor ve faiz oranları temel araç olarak öne çıkıyordu. Böylece faiz, örtülü olarak, kuru da kontrol eden araca dönüşüyor ve TCMB, enflasyon hedeflemesi yaparken aslında kur’u da hedefliyor ve yüksek faiz- değerli TL, düşük enflasyon, dolayısıyla finansal istikrar, için temel şart oluyordu. Bütün bu süreçte TCMB, enflasyon hedefini üç yıl tutturabildi ama bu yıllarda TL’nin aşırı değerli olduğunu ve buna bağlı olarak borç-ithalat ekonomisinin yukarı çıktığını da gözlemledik. Aslında bu bir tuzaktı, Türkiye’yi daha fazla borçlanan ve ithal eden, siyaseti de, dışarıya icazetli-ABD’ye- hale getiren bir tuzaktı bu.
O halde;Türkiye, yeniden bu kriz kuyusuna düşmemelidir. Dolar artışı, şu anda kriz nedeni değildir; Kamu Bankaları bu süreçte, manipülasyonu önleme doğrultusunda rol alabilir.
TCMB’nın, “Enflasyon Hedeflemesi” yolu tartışılmalı ve Parasal Hedefleme alternatifi üzerinde durulmalıdır. Seçenek yok, faiz artıralım, eski yola devam edelim diyenlere, öyle çok alternatif-akademik ve operasyonel olarak- var ki, yeter ki niyetiniz Türkiye için iyi olsun diyelim. Türkiye, fillerin tepiştiği bu dünyada artık çimen değil.

<p>Tarihçi-Yazar Koray Şerbetçi bu hafta Kestirmeden Tarih  programında Kudüs özel bölümüyle karşını

Medeniyetlerin aynası Kudüs… Kadim şehre kim ne getirdi?

Filistinli aileler, işgalci İsrail saldırılarından korunmak için okullara sığındı

NASA Mars'ın 3 boyutlu görüntülerini yayınladı

Düştüğü dere yatağında 5 gün mahsur kaldı