• $13,402
  • €15,2012
  • 768.876
  • 1842.41
28 Ocak 2013 Pazartesi

Yaşayan kütüphaneler

Eğitim işinde planlama önemlidir. Planlamadan sonra icraat gerekir. İcraatta ise süreklilik esastır. Eğitim işinde bir an bile duraksayamazsın. Dinlenemezsin. Hasta olmazsın, işini savsaklayamazsın. Başladığın işleri yarıda bırakamazsın. Zira geçen zamanın geri dönüşü yoktur. Zira hem bireylerin hem de ülkenin geleceğini şekillendiriyorsundur.
Geçen hafta gerçekleşen kabine değişikliği ile Milli Eğitim Bakanlığı görevini Temmuz 2011'den beri yürütmekte olan Prof. Dr. Ömer Dinçer'in yerine Nabi Avcı atandı. Öncelikle ülkemiz için, sonra hem halefe hem de selefe hayırlı olmasını diliyorum. Sn. Dinçer döneminde Milli Eğitim Sistemi'nde başlatılan dönüşüm sürecinin kesintiye uğramayacak şeklide yönetilebilmesinin önemini vurgulamak isterim. Bu dönüşümün iyi mi yoksa kötü mü olduğu kişiden kişiye değişir, tartışılır, ancak sahipsiz şekilde ortada bırakılması herhalde olabileceklerin en kötüsü olacaktır.

FİNAL SINAVINDAKİ KADAR KALABALIK
Bundan birkaç yıl önce, akademik çalışmalar yapmak üzere Bath Üniversitesi'nde bulunmuştum. Kampusta geçirdiğim 6 hafta İngiltere'deki öğrencilik yaşamını gözlemlemek adına eşsiz bir deneyim oldu. Gözlemlerimden birini bugün Sizlerle paylaşıyorum. 
Günlerden salıydı. Eğitim-öğretim yılının başladığı pazartesi gününün ardındaki salı, yani dönemin ikinci günüydü. Ben her zaman olduğu gibi sabah erkenden kütüphanede literatür tarama çalışmasına başlamıştım. Sabahın erken saatlerinde pek bir hareketlilik yokken, öğle yemeğinden sonra öğrenciler akın akın kütüphaneye gelmeye başladı. Saat 14'e yaklaştığında kütüphanenin zemin katındaki ortak çalışma alanında oturacak yer kalmamıştı. Öğrenciler büyük bir ciddiyetle çalışıyor, aralarında konuşup fikir alışverişinde bulunuyorlardı. Henüz dönemin ikinci günüydü ve ben Boğaziçi Üniversitesi'nde öğrenci olduğum yıllarda buna benzer bir kalabalık ile kütüphanede ancak final sınavı dönemlerinde karşılaştığımı hatırlayarak şaşkın şaşkın etrafıma bakıyordum. O denli etkilenmiştim ki, yanımdaki dijital fotoğraf makinesi ile dayanamayıp video kaydı yaptım. Şimdi, yeri geldiğinde konuya ilgi gösterebilecek olanlara izlettiriyorum. Her defasında şuna benzer cümleler ile bitiyor konuşmalarımız: 'Acaba bir gün ülkemizdeki üniversitelerde de benzer şeyler görebilecek miyiz?'
Tabi bu olay sadece öğrencilerin ciddiyetiyle açıklanamaz. Kütüphanenin mimari yapısından da bahsetmek gerek. 4 katlı olan kütüphanenin zemin katı serbest çalışma alanı olarak tasarlanmış. Burada öğrencilerin grup olarak bir arada çalışabileceği masa ve sandalye grupları, tek tek çalışılabilecek koltuklar, kanepeler, duvarlarda kullanıma hazır beyaz tahtalar. Üst katlarda farklı disiplinlere ait kitap ve süreli yayınlar bulunuyor. 'Sessiz çalışma' ortamlarında isteyenler tek başlarına çalışabiliyorlar.
Üniversitenin 'eğitim-öğretim' süreçlerinden sorumlu Rektör Yardımcısı ile yaptığımız bir sohbet sırasında kütüphanedeki gözlemlerimi kendisine söyledim. Anlattıkları etkileyiciydi. Kütüphane inşa edilmeden önce oturup verileri analiz etmişler. Öğrencilerin derste geçirdikleri süreden daha fazlasını sınıf dışında bir arada geçirdiklerini belirleyip, kütüphaneyi buna göre tasarlamışlar. Zemin kattaki ortak çalışma alanları, masa-koltuk-kanepe grupları hep bu analiz üzerine şekillendirilmiş. Kütüphanenin 7/24 saat açık olmasına, gerektiğinde öğrencilerin uzanıp uyuyabilecekleri kanepelerin bulunmasına hep bu planlama aşamasında karar verilmiş.
Fazla söze gerek yok.  Her şey planlama ile başlıyor. Ve sanırım üniversiteler arasındaki fark en güzel kütüphanelerden anlaşılıyor.

<p>Coronavirüsün en çok mutasyona uğramış versiyonu olan ve 30'dan fazla mutasyonun tespit edildiği

Çok mutasyonlu yeni Covid-19 varyantı: Omicron

Türkiye'nin ilk Çocuk Adalet Merkezi kucak açtığı çocukları topluma kazandıracak

2021'e damga vuran ''Yılın Fotoğrafları'' oylaması başladı

Ankara'ya mevsimin ilk karı yağdı