• $13,6271
  • €15,3189
  • 794.078
  • 1951.17
8 Aralık 2021 Çarşamba

Teoman Duralı yahut alemin ölümü

Gazeteciliğin insanı sarsan taraflarından biridir vefat eden tanıdıkların ardından yazı yazmak, eş dosttan görüş alıp haber kotarmak, yorum yapmak.

Barış Manço öldüğünde (Şubat 1999) Cem Karaca'yı aradığımı hatırlıyorum; 'Neler söylemek istersiniz?'

Ne söylenebilirdi...

'Yaşıtlarım, arkadaşlarım bir bir gidiyor, kendimi çok yalnız hissediyorum' cümlesi hafızamda Karaca'nın...

Takvimler 8 Şubat 2004'ü gösterdiğinde bu kez ardından yazı yazılacak kişi Cem Karaca...

Böyle böyle telefon rehberimden kaç numarayı istemeyerek sildim kim bilir.

Önceki akşam Türkiye'nin en saygın bilim insanlarından felsefeci, düşünür, alim Prof. Dr. Teoman Duralı'nın vefat haberini alınca...

Kocaman bir boşluk oluştu.

Daha birkaç gün önce ebediyete uğurladığımız Yunus gönüllü büyüğümüz Mustafa Yazgan'ın yasını tutarken, öncesinde Cumhuriyet devrinin en büyük şair ve düşünürlerinden Sezai Karakoç'un...

Böyle, arka arkaya gelince, yerleri dolmayacak alimler, ilim-irfan sahipleri söz konusu olunca, yas katmerleniyor.

Teoman Hoca'nın TRT2'deki sohbetlerini dinliyordum.

Öyle güzel, öyle anlaşılır, örnekli bir anlatımı vardı ki Hocanın, en çetrefilli konular bile su gibi berraklaşırdı.

Hocayla son konuşmamız Necip Fazıl Ödülleri dolayısıylaydı.

2017 yılında, Prof. Dr. Şaban Teoman Duralı'ya Necip Fazıl Saygı Ödülü tevdi edilmişti.

Türk düşünce hayatına kazandırdığı birbirinden önemli eserleri (kitapları) ve yetiştirdiği öğrencilerle Türk felsefe kültürüne, düşünce hayatına katkıları vesilesiyle bu ödül kendisine takdim edilmişti.

Teoman Hoca ile konuşmak için bir fırsattı benim için.

Aradım, görüşlerine müracaat ettim.

'Türkiye'de ülkesine yabancı olan çığırtkan çevrenin sesi hep çok işitiliyor. Kültürümüzü o çevre temsil ediyor gibi görünüyor. Halbuki özümüzü ifade edecek yerli çevre sessiz bir biçimde ömrünü tüketmekte' diyordu Hoca.

Necip Fazıl'ın şiirini (Divan şiirinin aksine) hem teknik hem de duygu bakımından üstün bir şiir olarak görüyor ve ekliyordu: Bizde duygululuk ve duygusallık hep karıştırılır. Duygusallık ne kadar düşük kıratta bir olaysa duygululuk da o kadar yüksektir.

Şiirde felsefi etkileri sevmediğini söylüyor, felsefenin şiire karışmasının iyi bir şey olmadığını düşünüyordu.

Eskiler 'Alimin ölümü alemin ölümü gibidir' der.

Şaban Teoman Duralı ile Aritoteles'i de konuşabilirdiniz, biyolojiyi de filolojiyi de şiiri de musikiyi de...

Merhum şair, aksiyon insanı Nuri Pakdil'in sözüdür: Ben şehir efsanesi olmak istemiyorum, eserlerim okunsun istiyorum.

Nuri Pakdiller, Sezai Karakoçlar, Mustafa Yazganlar, Teoman Duralılar için ne denilebilir.

Bizim Yunus'a bırakalım sözü:

Ten fanidir, can ölmez, çün gitti geri gelmez

Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil

Canlar, (bir manada) onları yaşatacak olan eserleri olsa gerek.

Evet onların boşlukları dolmaz ama eserleri bize kılavuzluk etmeye devam edecek.

Tek bir şartla: Okumak, okumak, okumak...

<p> </p>

İlçe belediyelerine tuz yerine kum mu verildi?

Sosyal Medya raporu yayımlandı! Türkiye'de en çok kullanılan uygulama hangisi?

Çay tiryakilerine kötü haber! Öyle bir zararı var ki...

Bizi böyle kandırıyorlarmış! Tüm hileleri ortaya çıktı