• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
13 Kasım 2021 Cumartesi

Seyircinin asabını bozma!

Meğer ne çok dizi mağduru varmış.

Önceki gün tarihi dizilerin giderek birbirinin benzeri olmaya başladığını, çünkü çoğunun aynı elden çıktığını yazmıştık.

Kostümler, mekanlar, oyuncular, senaryo tekniği, diyaloglar neredeyse diziler arasında bir değiş-tokuştan ibaret.

Okurumuz Celil Çakır, son derece dikkatli; şöyle yazmış: Diriliş Ertuğrul'daki Engin Altan ile Barbaroslar'daki Engin Altan aynı gibi. Konuşma tarzı, sol elle kılıç kullanışı, dövüş sahnelerindeki tekrarlar seyirciyi bıktırıyor.

Böyle bilinçli bir seyircinin varlığından haberdar mı yapımcı-yönetmenler!?

Öte yandan, evinde pirinç ayıklaması ya da oto yıkaması, ne bileyim, plajda cankurtaranlık yapması lazım gelirken, ilişkiler ağı sayesinde kendini sette bulmuş, surat ifadesini bile değiştirmekten aciz oyuncuların (Barış Arduç mesela) el üstünde tutulması meselesine girmiyorum bile...

Verim alamıyorsun işte, daha peşinde ne dolanıyorsun!

Bir de kör kör parmağım gözüne mesajlardan bıkkınlık geldiğini yazmıştım.

Bir başka okurumuz (Cengiz Bey), meğer benden daha dertliymiş; mesajı şöyle: Sinema dilini bilmiyorlar. Diyaloglarla mesaj vereceksen otur kitap yaz, tartışma programı yap. Film-dizi senin işin değil o zaman. Edebiyat dünyasında çeteler var diyorsunuz, televizyonda, sinemada yok mu sanıyorsunuz?

Tepkilerden anladığım şu: Aklı başında hiçbir seyirci televizyon dizilerindeki içeriğin işleniş biçiminden, onca bağırış çağırıştan memnun değil.

Türk dizileri dünya ölçeğinde 500 milyonluk bir izleyici potansiyelini yakalamışken aklıma şu soru geliyor: Peki ama biz dünyaya ne satıyoruz?

Tarihi dizileri bir nebzeye kadar anlayabilirim, baştan aşağı entrika kokan habis dizilerle biz insanlığa ne katkı sağlıyoruz.

Bu bağlamda, yapımcılar kolaya kaçıp, utanmadan 'seyirci böyle istiyor' mazeretine sığınarak bunca yıl aynı nağmeyle insanları uyuttuğunu sanıyor ama durum hiç de sandıkları gibi değil.

Mesaj meselesinde son söz: Evladım illa mesaj vereceksen, görünmez adam ol. Çayın içinde erimiş şeker gibi ol. Kıtlama şeker gibi katur kutur gözümüze sokma mesajını! Şekerin tadını alalım ama ortalıkta salına salına dolaşma!

AHMET KEKEÇ AĞABEY

Geçen yıl 14 Kasım'da ebediyete uğurlamıştık yazar Ahmet Kekeç'i.

Ahmet ağabey meslekte, (hem gazeteci hem yazar olarak) bir uzun yol koşucusuydu.

Doğru bildiği yolda yürümekten hiç vazgeçmeyen bir savaşçıydı.

Sağına soluna bakmadan 'Ben varım' diyebilenlerdendi.

Aramızda kelimelere dökülmemiş bir 'güven ilişkisi' vardı. 'Sen yaparsın' derdi; teşvikkardı.

Önce Milli Gazete'de sonra Star'da yollarımız keşişti.

Akşam'da son romanı 'Ulufer' üzerine yazdığımda 'Anlaşılmış olmak güzel şey, teşekkür ederim sana' demiş, gönendirmişti.

Ahmet Ağabey meslekte, duruşunda eğilip bükülmeyen bir bilekti; herkes de böyle bilirdi.

Hasretle anıyoruz.

<p>Otto Yayınlarından çıkan 'Nebevi Liderlik ve Hz. Muhammed'  kitabı 508 sayfadan oluşuyor. Hz. Pey

Yalçın Akdoğan'ın yeni kitabı: “Nebevi Liderlik ve Hz. Muhammed”

UNESCO'nun geçici listesindeki Yesemek'te 15 heykel gün yüzüne çıkarıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Siirt'te toplu açılış törenine katıldı

Ürdün'ün Salt kentindeki müze dünyanın en küçük Kuran-ı Kerim'ine ev sahipliği yapıyor