• $13,4712
  • €15,2496
  • 797.335
  • 1910.29
28 Aralık 2021 Salı

Necip Fazıl, Mukadder ve Safiye

Mukadder, pazar akşamları okul kıyafetlerini ütüleyen ortaokul, lise talebesi, henüz hayatının baharında bir genç kız iken... Teypte bir şiir kaseti, şairin kendi sesinden şiirlerini evire çevire dinliyor. Kendinden emin, tok bir ses okuyor; buhar şiire, şiir buhara karışıyor. O ses Necip Fazıl'ın sesi...

Mukadder, kafasında kelimeler ve bir dolu anlam dünyasıyla, lacivert formasını, lacivert başörtüsünü, beyaz gömleğini ütülüyor.

Aradan zaman geçiyor, Mukadder Gemici, edebiyat dünyasında hikayeleriyle dikkat çekiyor, art arda kitapları yayınlanıyor ve gün geliyor Necip Fazıl Hikaye-Roman Ödülü'ne layık görülüyor. Gemici, ruh dünyasını yoğuran o şairle yeniden buluşuyor.

Bir başka insan hikayesi...

Adı Safiye... Safiye Gölbaşı. Henüz 17 yaşında ve İmam-Hatip'te ortaokul talebesi... 28 Şubat'ın en fırtınalı günlerinde geleceğe karamsar gözlerle bakıyor. Başörtüsünden dolayı üniversiteye alınmayacağını düşünüyor ve o üzünçle kitapların dünyasına, okulun 15 metrekarelik kütüphanesine sığınıyor. O güne kadar şair olarak bildiği Necip Fazıl'ın hikaye kitaplarına rastlıyor, art arda üç hikaye kitabını bir solukta okuyor ve hikayelerin muhteşemliği karşısında (kendi ifadesiyle) 'çarpılıyor...'

'Acaba' diye geçiriyor içinden, 'Ben de hikayeler yazarak ayakta durabilir miyim?'

Aradan 21 yıl geçiyor ve Safiye Gölbaşı, Serazat ve Seyircisiz adlı öykü kitaplarıyla Necip Fazıl İlk Eserler Ödülü'nün sahibi oluyor. Necip Fazıl, Safiye Gölbaşı'na gülümsüyor...

Önceki akşam gerçekleşen Necip Fazıl Ödülleri töreninde Mukadder ve Safiye'nin hikayesini dinlerken iki şeyi düşündüm:

Bir: Necip Fazıl kendinden sonraki nesillere kılavuzluk etmeye devam ediyor.

İki: Bizzat Üstad'dan beslenmiş nesillerin (nihayetinde bu ödüllerle) buluşuyor olması anlamlı bir tablo ortaya çıkarıyor.

Daha da ötesinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ifadesiyle dile getirecek olursak; Necip Fazıl Ödülleri'nin asıl vasfı, kültür ve sanat hayatımızı esir alan klan dayanışmasını ve ideolojik vesayet zincirini parçalamasıdır.

Bugüne kadar görmezden gelinen, ötekileştirilen bir kesimin sesini çoğaltan, takdir ve teklif eden, göndere çekilen bir bayraktır Necip Fazıl Ödülleri.

Bir vefa örneği olarak (sekiz yıldır) Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın teşrifleriyle gerçekleşen ödül töreninde, önceki akşam, alkış tufanının koptuğu bir an vardı ki duygulanmamak elde değildi.

Necip Fazıl'ın 1965'te yaptığı konuşmadan hararetli bir cümle salona yayılıyor: Ayasofya mutlaka açılacak... Hem de öylesine açılacak ki, kaybedilen bütün mânalar, zincire vurulmuş masumlar gibi onun içinden fırlayacak!.. Öylesine açılacak ki, bu millete iyilik ve kötülük etmişlerin dosyaları da onun mahzenlerinde ele geçecek.

Ve devamında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'Çok şükür bunu hem gördük, hem yaşadık, Ayasofya'nın açılışını yapmak da bize nasip oldu' dediği an... Heyecansızca oturabilmek ne mümkün, herkes ayakta, bitmeyecek gibi gelen alkış tufanı...

Şöyle düşündüm, bu alkışlar sadece salondakilerin alkışı değildi, bütün Anadolu'nun, İslam aleminin ve mazlumların Ayasofya tebriğiydi.

Ve gecenin sonunda, soyadı gibi ilim dünyamızın bir ulu dağı olan Süleyman Uludağ Saygı Ödülü'yle, İspanyol sanatçı Hashim Cabrera Uluslararası Kültür Sanat Ödülü'yle, Kadir Daniş ve Safiye Gölbaşı İlk Eserler, Tahsin Görgün Fikir-Araştırma, Mukadder Gemici Hikaye-Roman, Mustafa Aydoğan ise Necip Fazıl Şiir Ödülü'yle alkışladığımız diğer isimlerdi.

Nice ödüllere, nice senelere...

Ezgi Aşık soruyor, Gazeteci-Yaza <a href='https://twitter.com/idriskardas' role='link' style='font-s

Muhalefet neden Erdoğan'ı hedef alıyor?

Hurdalıktan alınan arabanın muhteşem değişimi

Sırları çözülemeyen birbirinden ilginç fotoğraflar! Gerçek oldukları iddia ediliyor

Kendisi küçük etkisi çok büyük! Kansere savaş açıyor