• $32,5895
  • €34,8471
  • 2507.41
  • 9693.46
4 Şubat 2022 Cuma

Dilber Ay filmi üzerine…

Onu ekranlarda gördüğümde 'Tavukları pişirmişem, anamı da komşuya göndermişem' gibi sözleri olan bir 'türkü' okuyordu.Yanık, kalınca bir ses tonu, ilaveten sert, otoriter, 'dobra' bir duruşu vardı.

Bir dönem, hapishane konseptli televizyon programıyla gündemdeydi.

Sesi ve türküleriyle geç tanıştım Dilber Ay'ın... Zira dinlemeyi tercih ettiğim bir tür, söyleyiş tarzı değildi; belki bundandır.

Evet, son dönemlerde ekranlara sıkça çıkıyordu lakin müzikal hayatının çok daha öncesi vardı elbet.

Çocuk yaşta söylediği türkülerle TRT sınavını kazanmış; bambaşka bir sanat hayatı olabilecekken, (paranın gözü kör olsun) bir an evvel gazinolarda sahneye çıkmak zorunda kalmış ve Dilber Babuş'tan Dilber Ay'a geçiş böylece başlamış.

Başlamış başlamasına da oralara gelene kadar yoksulluğun ve şiddetin en şeddelisini yaşamış daha çocuk yaşta.

Aç gözlü, dayakçı, acımasız bir baba ocağından, iki bin lira başlık parasına, vicdansız bir koca ocağına düşmüş.

Orada da horlanmış, dövülmüş, eziyet çekmiş...

Dayaktan ölmemek için can havliyle baba ocağına sığınmış, bu kez bir başkasıyla evlendirilmiş, yine dayak yine işkence... Çocuklarından ayrı düşmüş.

Sonra bir şekilde başlayan sahne hayatı.... Oralarda da bela eksik olmamış başından, Almanya'ya kaçmış.

Çocuklarından uzakta çifte gurbet yaşamış, bağrına vura vura türküler okumaya başlamış. Namus cinayeti yüzünden hapis yatmış.

Yeniden Türkiye'ye döndüğünde çocuklarını yanına almak için her yolu denemiş. Onca badireden sonra, karşısına nihayet İbrahim Karakaş (evlendiği eşi) çıkınca, çilelerle dolu hayatında nefes aldığı bir dönem başlamış.

29 Nisan 2019'da 63 yaşında hayatını kaybeden sanatçı Dilber Ay'ın hikayesini konu alan aynı adlı film bugün sinemalarda gösterime giriyor.

Basına özel gösterimde filmi izledikten sonra yanımda oturan arkadaşım 'sinirlerim bozuldu' dedi ve ekledi, 'Ne lanet insanlar var şu hayatta, hangi ana baba çocuğuna bu eziyetleri reva görebilir. Hangi koca bu denli cani olabilir.'

Arkadaşımın bu serzenişini duyunca 'film amacına ulaştı, seyirciyi etkilemeyi başardı' diye düşündüm.

Benim için de (filmi izlemeden önce) Dilber Ay, sesi ve söyleyiş tarzıyla, bir kesimi çok etkilemiş, 'feleğin çemberinden geçmiş', zorluklar içinde hayata tutunmuş bir kimseydi.

Her insan bir hikaye; teferruatlarına vakıf olunca empati gücü genişliyor; bazı kahkahaların ardında büyük trajedilerin var olduğunu anlıyorsunuz.

Bu açıdan bakıldığında Hakan Kırvavaç imzalı 'Dilber Ay' filmi başarılı; sanatçının gerçek hayatında olduğu gibi acısı, trajedisi bol bir film olmuş.

Görüntüde Jean Paul Seresine, kurguda Mustafa Presheva ve müzikte İskender Paydaş imzaları, filme teknik ve görüntü estetiği bakımından önemli katkılar sağlamış.

Dilber Ay'a rol veren Büşra Pekin de başarılı bir 'karakter' ortaya çıkarmış. Ay'ın çocukluğunu oynayan Zeliha Kendirci genç yaşına rağmen daha da başarılı...

Canlandırdığı rolü izleyemeden vefat eden rahmetli Ayberk Pekcan'ın yanısıra Nursel Köse, Deniz Şen Hamzaoğlu, Selin Uçer'in performansları da övgüye değer.

Mekan tasarımından, kostümlere, oyunculuklardan yönetmenliğe, teknik ve estetik detaylara kadar büyük bir emek harcanmış, belli. Lakin, bir yerlere yetişmek istercesine hep aceleyle ilerliyor film. Acının ve şiddetin en koyu tonu mevcut evet ve fakat iki saati aşkın filmde olaylar arka arkaya sıralanırken 'duygu geçişleri'nin hakkı tam verilemeden, debisi yüksek bir sel olup akıyor; ardı ardına, sıra dağlar gibi gelen şiddet dalgası seyirciye soluk aldırmıyor.

Dilber Ay'ın 63 yıllık hayatında çektiği eziyetler, gördüğü işkenceler tespih taneleri gibi sıralanınca, 'acıların kadını' karamsarlığında bir film çıkmış ortaya. Kahramanı her ne kadar acılarla dolu bir hayat sürmüş olsa da biyografik bir filmin başka taşıyıcı kolonları da olmalı diye düşünüyorum. Bu haliyle film (iç dünyasına çok inilmeden), Dilber Ay'ın röportajlarında yansıttığı ifadelerden hareketle çekilmiş izlenimi veriyor.

Yine de... Erkek despotizmi ve kadın çaresizliğini yansıtmada hayli başarılı olan filmin sonunda, 'Dilber Ay türküleri neden bu kadar içli ve dertliydi' sorunun cevabını daha net anladığımızı belirtmek isterim.

'Benim türkülerimde yediğim dayaklar var; çektiğim acılar, vurulduğum zincirler, kaybolan umutlarım, çekilen saçlarım var.' diyordu sanatçı.

Yine kendi deyişiyle, onu en çok da şiddet mağduru kadınlar anlamıştı.

Zaten Dilber Ay, sesini tüm şiddet mağdurlarına emanet etmişti.

Film için şahsi puanım beş üzerinden üç.

<p>Avrupa'dan birçok ülkede, sanatçılar düzeyinde boykot süreci  devam ediyor.</span><br></p><p>İrla

Eurovision'da İsrail protestoları devam ediyor!

Tokat'ta kırılmanın olduğu fay hattı görüntülendi

Ejder meyvesinin faydaları nelerdir? Nasıl tüketilmeli?

Filistinliler kıtlıkla sınanıyor!