• $28,9552
  • €31,2606
  • 1890.64
  • 7978.82
30 Ekim 2023 Pazartesi

‘Büyük Taarruz'un ardından...

Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle Afyonkarahisar Valiliği'nin ev sahipliğinde düzenlenen Büyük Taarruz 2. Uluslararası Kısa Film Festivali'ne katılmak üzere kaplıca şehrimiz Afyon'daydık.

Meslektaşımız Sevda Dursun'un yönetmenliğinde gerçekleşen festivalde birincilik ödülünü Turan Haste imzalı "Rutubet" filmi kazandı.

İkinciliği Abdurrahim Karabulut ile Mahsun Celayir'in eseri olan Dıstan, üçüncülüğü ise Emre Sefer'in Babamın Öldüğü Gün filmi elde etti.

Büyük Taarruz Özel Ödülü de Ahmet Toklu'nun Harman filmine gitti.

Her festivalde yaşanabilecek ufak tefek aksaklıkları bir tarafa bırakırsak, öğrenci yurtları ve cezaevlerinde yapılan söyleşilerin yanı sıra Filistin direnişini konu alan Filistin Hakkında Konuşmalıyız adlı tek kişilik tiyatro gösterisi ile farklı ve anlamlı bir derinlik kazandı festival.

Tanıdığım en mütevazı şöhretlerden biri olan oyuncu Latif Koru, Can Nergis ve Ferhat Yılmaz ile katıldığımız Kadınlar Açık Cezaevi'deki söyleşimizde, roman yazmaya uğraşan, günlük tutan mahkumların olduğunu öğrendik.

İçlerinden birinin Türk dizileri hakkında dile getirdiği önemli bir eleştiri vardı ki hak vermemek elde değil.

Kimbilir, belki kendisi de bir aile meselesi yüzünden hapiste olan kadın mahkumun 'Türk dizilerinde aile kurumuna yönelik ağır bir yıpratma kampanyası var' şeklindeki tespiti alkışlanacak cinstendi.

Gerçekten de ekranlar (sözüm ona) aile içinde geçen entrika, fitne fesat dolu dizilerle istila edilmişken bu haklı eleştiri yadsınamazdı.

Cezaevinde görev yapan infaz koruma memurlarının sitemi de yabana atılacak cinsten değidil: Dizilerde bizi hep kötü, rüşvetçi, çıkarcı insanlar olarak gösteriyorlar? Bu çok saçma ve acımasızca...

Peşin hüküm ve toptancı yaklaşımlarla masa başında iş pişiren, konforlu klişelerle senaryo yazma kolaycılığına kaçan senaristlerimizin, hedef aldıkları kişi ve kurumları incittiklerinin farkında olmalarında yarar var.

Bizden söylemesi...

Cumhuriyetimizin 100. yılında ve Büyük Taaruzun yaşandığı şehirlerden birinde gerçekleşen festivalin bütününe bakıldığnda 122 ülkeden 3 bine yakın film müracat etmiş ki bu büyük bir rakam.

Festivalde özellikle üç kadının emeği büyük.

Başta Afyonkarahisar Valisi Kübra Güran Yiğitbaşı, festival yönetmeni Sevda Dursun ve danışman Hilal Çelenk zor bir işin üstesinden geldiler.

Özellikle genç bir iletişim uzmanıyken Valilik gibi aşayiş ile ilgili kutsal bir görevi üstlenen Yiğitbaşı, başından sonuna dek konuklarını hiç yalnız bırakmadı.

Olanca misafirperverliği ve güleryüzüyle, kendinden emin, gençlerle iletişime açık ve asli görevinin yanında ilin tanıtımı için elinden geleni yapan bir idareci...

Kaplıcalar şehri demiştim ama kültür sanat faaliyetleri alanında da giderek aktifleşen bir şehir Afyonkarahisar.

23 yıldır düzenlenen uluslararası caz festivali, kısa film festivali ve 50 yıl aradan sonra (16-17-18 Kasım'da) ikincisi düzelenencek olan Milli Sinema Günleri ve 2. Milli Sinema Açıkoturumu bunun bir örneği.

2019 yılında UNESCO nezdinde Gastronomi şehri ilan edilen Afyon, tarihi ve kültürel varlıklarının yanında yepyeni bir müzecilik anlayışıyla kurulan Afyonkarahisar müzesi, kalesi, Dünya Mirası listesine giren ahşap direkli ve kirişli tarihi Ulu Cami'siyle muhakkak görülmesi gereken bir yer.

Sinemacılar içinse adeta doğal bir plato görünümündeki Ayazini ve daha pek çok antik bölgesiyle sadece geçilen değil, sindire sindire gezilmesi gereken bir potansiyele sahip.

Hele, kale etrafında kümelenmiş geleneksel Afyon evleri, öyle asude bir mahalle kültürünün izlerini taşıyor ki, onlara baktıkça, büyükşehirlerde yaşanan keşmekeşe yenik düşmenin acısını daha derinden hissediyor insan.

Tekrar festivale dönecek olursak...

Her ne kadar bir sinema etkinliği ile bağdaştıramasak da kapanış töreninde izlediğimiz 'Filistin Hakkında Konuşmalıyız' adlı tiyatro gösterisi, ana teması "29 Ekim'den 15 Temmuz'a Zor Zamanda Direnmek" olan festivalin Gazze direnişine selam göndermesi bakımından önemliydi.

Bugünlerde insanlığın, merhametin, kundaktaki bebeklerin bile katledildiği Filistin topraklarında yaşanan trajediyi sahneye taşıyan oyun, annesiz kalmış, babasını ve eşini siyonist saldırılarda şehit vermiş Meryem karakteri üzerinden Filistin'de yaşanan trajediyi (tarihsel arkaplanıyla birlikte) ele alıyor.

Nurdan Albamya İnce'nin rol aldığı, yer yer fablarla zenginleşen tek kişilik oyun, umuyorum ki bu süreçte farklı illerde ve yurt dışında daha çok seyirciye ulaşır.

Bugün Gazze'de yaşanan insanlık dramının 1974'te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde ve daha başka coğrafyalarda da yaşandığını hatırda tutarak, emperyalizme karşı direnişin, sanat yoluyla tahkim edilmesinin önemini vurgulama gerek yok sanırım.

<p>Zengin kitap çeşidiyle öğrencilere alternatif bilgi yuvası olan Çemişgezek Halk Kütüphanesi, düny

Soğuk havalar kütüphaneye ilgiyi arttırdı

Ustasından çay tarifi! Meğer yıllardır yanlış demliyormuşuz…

HADO sporu, ilgi odağı haline geldi! Artırılmış gerçeklik oyunu

Samsun'da UMKE bölge tatbikatı yapıldı! Film sahnelerini aratmayan görüntüler ortaya çıktı