• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
11 Kasım 2021 Perşembe

Bana bu ezberle gelme!

Dizilerin kitleleri etkileme gücü inkar edilemez.

Türkiye'nin bu konuda elde ettiği başarı da inkar edilemez.

Türk dizileri dünya genelinde 500 milyonluk bir izlenme oranına sahip.

Bu elbette büyük bir pazar payı; aynı zamanda ülkenin yumuşak gücü.

Dizilerimizin izlendiği ülkelerde dilimizi öğrenenlerin sayısı artıyor, ihracat kalemleri çeşitlenip büyüyor, çocuklarına Türk oyuncuların isimlerini verenler oluyor.

Dolayısıyla dizi sektörünün hem ekonomik hem sosyal getirileri var; turizme olan katkı da cabası...

Oyuncu Nazan Kesal anlatmıştı; Türkiye'ye gelen bazı Arap turistler, tur operatörlerine, dizi setlerini ziyareti şart koşuyormuş.

Öte yandan özel ve dijital kanallarda hali hazırda onlarca dizi yayınlanıyor.

Yarışın büyük aktörlerinden biri de TRT.

Özellikle tarihi dizilerde ön açıcı olan TRT, bu alanda bizi ilklerle tanıştırdı.

Diriliş Ertuğrul, Payitaht Abdülhamid, Uyanış: Büyük Selçuklu, Kıbrıs, Barbaroslar ve son olarak Alparslan ile pek çok tarihi karakteri yeniden hatırlamamıza vesile oldu.

Nereden nereye geldik, bu vatan için ne bedeller ödendi... Toplumsal tarih bilinci oluşturmada önemli projeler...

Ancak, farklı kanallarda yayınlanan tarihi diziler açısından üzücü bir husus var.

Bazı tarihi dizilerde senaryodan, kostüm tasarımına, diyaloglardan müziklere her şey birbirinin tekrarı, (hadi daha insaflı bir biçimde söyleyelim; pek çok şey birbirinin benzeri) olmaya başladı.

Bu da haliyle seyircide aynı diziyi izliyormuş duygusu uyandırıyor.

Üstelik oyuncuların surat ifadeleri, mimikleri, jestleri dahi bir önceki diziyle aynı...

Bu aktörler kendini hiç mi değiştirmez, yenilemez...

Tabi bir de 'sahicilik' meselesi var; bundan bin yıl öncesinin kadınlarını canlandıran oyuncuların ful makyaj ve botokslu dudaklarla/suratlarla ortalıkta dolaşmasına ne demeli?

Kuyuya düşmüş, kurtarılmayı bekleyen bir oyuncunun kuaförden yeni çıkmışçasına fönlenmiş saçları biraz komik kaçıyor.

Dizilerin 'temcit pilavı'na dönüşme lüksü yok.

'Nasıl olsa bu tuttu' diyerek önceki dizinin benzeri bir çeşitleme ile seyirci karşısına çıkmanın anlamı da yok.

Bir de 'cahile ders verir gibi' mesaj kaygılı diyalogların itici bir tarafı olduğunu da unutmamalı.

Hikayene güveniyorsan, üzerine işaret levhası gibi tabela yapıştırma ihtiyacı duymazsın zaten.

Bir sorun daha var... Dizilerde hep aynı oyuncular, aynı surat ifadeleri bıkkınlık veriyor... İnsan ister istemez düşünüyor; Türkiye'de oyuncu kıtlığı mı var diye... Bakıyorsunuz bir dizideki kötü karakter, bir sonraki projede 'sultan' olmuş. Seyirci hafızası diye bir şey varsa bu değişimi sindirmek güç olmalı.

Bazı diziler de var ki (aslında konu bitmiş olsa da) reytingi var diye sakız gibi uzatılıyor da uzatılıyor; ağır çekimler, duygu sömürüsüne dönüşen müziklerle Bollywood melodramlarının Türkçe versiyonu yaşatılıyor.

Yapımcılar oyuncu ve dizi matematiği meselesini 'havuz sistemine' dönüştürdükçe, kopyala yapıştır mantığıyla yol aldıkça bindikleri dalı kesiyorlar.

Erkekler dövüşecek, kadınlar entrika yapacak, içeride bir de hain olacak!

Bana, ezberlenmiş bu kolaycılıkla gelme!

<p> </p>

Parasosyal etkileşimi çocuklarımıza neden anlatmalıyız?

Güvenlik güçleri teröristlere göz açtırmıyor!

Keykubadiye Sarayı'ndaki kazılarda ortaya çıktı! 1220'li yıllarda yapıldı

2021'in en etkili kadınları seçildi! İşte listede yer alan isimler