• $7,2894
  • €8,79
  • 406.719
  • 1527.45
28 Kasım 2010 Pazar

Virginia Woolf'a dair

Başak Sayan
Başak Sayan
YAZARIN SAYFASI
‘Mrs. Dalloway’ adlı romanı sizi başka bir perspektife sürükler. Kadın haklarını nasıl bir cesaretle savunduğunu ve başkaldırışını bu romanı okurken yakalayabiliyorsunuz.
Bugünlerde biyografisini okuyorum. Okudukça da hakkında bilmediklerimi öğrenip şaşırıyorum.
Delilikle normallik arası gidip gelen bir kişi olarak tanınan yazar, aslında o yıllarda pek bilinmeyen bir hastalık olan ‘manik depresif’likten çok çekmiş. Her eserini yazarken şiddetli bir şekilde manik durumdan depresif mooduna geçiş yapıyor, uzun süreler de çıkamıyormuş bu durumdan. 
Öyle enteresan bir başkaldırış şekli var ki o dönemde kadınlara verilen hiçbir hakkın olmamasına rağmen, cinsel seçimlerini dahi özgürce kullanmış. Ve bu şekilde bir erkeğin eşi olmak dışında hiçbir varlık sebebi olamayacağını ona söyleyenlere karşı meydan okumayı tercih etmiş. 
Yazdığı eserlerde şifreli bir biçimde kadınlara “Heyy uyanın” demenin dışında kendi özel yaşamında da özgürlüğü ve bireyselliği ön planda tutmuş hep.
Kocası kendisi gibi yazar olan Leonard Woolf. İkisi de tuhaf alışkanlıklara ve bu dünyanın yaşanmayacak kadar berbat bir yer olduğu fikrine sahip olsalar da onları tanımlayacak en önemli şey açık evlilikleri olmuş.
Bunaltıcı, kısıtlayıcı ve özgürlükleri engelleyici doğasına, rutinin sıkıcılığına maruz kalmadan yaşayabilmişler evliliklerini.
Çünkü evliliklerinde esas alınan şey hayattan keyif almak, yaşamı sınırsızca deneyimlemek, özgürlüklerinden feragat etmemek olmuş. 
Böyle evlilik mi yürürmüş demeyin… Günümüzde evliliklerin yürümemesinin en önemli nedeni özgürlüğün ne olduğunu artık anlamış olan insanların bundan feragat etmek istememeleri… 
Her neyse… Aynı zamanda müthiş şakalara da imza atmış zamanında Virginia Woolf. “Büyük yazarların bilinmeyen hayatları” adlı kitaptan bir enstantene:
“1910 yılında Woolf İngiliz kraliyet donanmasına öyle bir şaka yapmış ki… Altı arkadaşıyla birlikte Majestelerinin gemisinin komutanını, Habeş (bugünkü Etiyopya) kraliyet delegasyonun geldiğine inandırmışlar. Sakallar, türbanlar, kostümler ve boyalarla gemiye gelip bir de bazı askerlere madalya takmışlar. Afrika dilinde uydurma sloganlar atmışlar, sevinç gösterilerinde bulunmuşlar ve gemiden ayrılmışlar. Oynadıkları bu oyunu Britanya basınına açıkladıklarında bu durum donanmada bomba etkisi yaratmış…”
Acaba diyorum benzer bir şakayı biz yapsak ne yaparlar? 
KAFAYA TAKILAN SORULAR…
1  ‘Gavur’ kelimesini kullanan ‘Öyle Bir Geçer Zaman ki’ adlı dizi uyarlıyorlar da Milli Gazete nasıl Hindu yazar Naipaul için “Gelmesin bu gavur!” başlığını kullanabiliyor? Bu çifte standart olmuyor mu?
2  Mehmet Ali Erbil acaba karma denilen şeyden haberdar mı? Hayatına giren tüm kadınları aldatmışken şimdi kendi başına geldiğini söylediği olayla ilgili takkesini önüne alıp düşünüyor mu? Geçmişte defalarca aldattığı ve öyle terk ettiği kadınların ne hissettiğini bir parça da olsa anlamış mıdır ki?
3  Korkmaz Karaca acaba ne zaman adap ve saygı dersi almayı düşünüyor? Ne olursa olsun bir milletvekiline, onu da bırak milyonların önündeki birine “Siz” demek yerine külhanbeyi gibi “Sen” nasıl diyebilir? Neredeyse karşı karşıya olsalar girişecek adama. Herkesin lafını kesip, bağırıp çağırarak sözünün dinlenir olduğunu mu zannediyor yoksa daha ‘güçlü’ falan mı hissediyor? Öyleyse dışarıdan görünen manzara hiç de öyle değil. Yenilenmeye çalışan CHP’nin imajına zarar veriyor. Bunun için Gürsel Tekin’den yediği ayar gibi bir ayar mı alması gerekiyor? 
NEDEN MANTIK EVLİLİĞİ YAPAMAM? 
Geçtiğimiz yıllarda evlenen ünlü bir televizyon sunucusu hem aşk hem mantık evliliği yaptığını açıklamış. Hem aşk hem mantık evliliği nasıl olabilir diyerek güldüm.
Aşkta mantık olmaz ki… 
Kendim yapabilir miyim acaba dedim mantık evliliğini? Yapamayacağımı anladım. Çünkü;
l Zor bir insanım. Aşık değilsem karşımdakine, birlikte vakit geçirmek bana dünyanın en zor işi gelir.
l Yalnızlığa çok alışmışım. Aşık olmadan asla yalnızlığımı paylaşamam.
l Özgürlüğüme fena halde düşkünüm. Bunu aşık olmadığım biri için feda edemem.
l Evlenince alt alta ya da karşı karşıya dairelerde yaşama fikri bana sıcak geliyor. Aşık olmadığım ve bana aşık olmayan bir adam bunu zor kabul eder.
l Aşık olmadığım bir adamın yaptığı her şey bana batar. Gıcık olurum.
l Aşık değilsem ne adama yemek yaparım, ne bir özen gösteririm. Su bile vermem. Her şeyi karşımdakinden beklerim.  
l Aşık olmadığım bir adamdan hayatta çocuk yapamam. Sevdiğim adamın bir parçasını içimde taşımak isterim çünkü. Ona her baktığımda o adamı görmeliyim.
Kısacası ben bu kafayla mantık evliliği biraz zor yaparım. Yapana da saygı duyarım çünkü dünyanın en zor işini yapmaktadır kendileri…
KEDİYE KEDİ DEMEZSEK NE OLUR? 
Son bir haftanın en çok konuşulan konusu Türkiye’ye yerleştirilecek olan füze kalkanları konusuydu.
Zirveye kadar astığım astık kestiğim kestik bir hava estiren, “Gerekirse kontrol mercii biz oluruz” diyen hükümet, balon bir diplomatik zafer kazanıldığı havası yaratmaya çalışıyor.
E tabii ekmek parası derdinde olan yurdum insanı da zaten inanmaya dünden razı; bir iki göstermelik ‘show’un gazıyla gerçekleri göremiyor.
Obama’nın Gül’ün omzuna elini atmasına tav oluyor. “Bak ya, Avrupa liderleri orada dururken Obama bizimkiyle ‘kanka’ oluyor” diyerek havaya giriyor.
Zirve’nin İran’daki nükleer savunma sistemi için yapılmasına rağmen rapora ‘İran’ın hedef ülke olarak gösterilmemesini’ yazdırarak başarı kazanmış gibi yapan bizimkilerin sıkı bir göz boyayıcısı olduğunu göremiyor. Kuzu kuzu Amerika’nın isteklerini yaptınız diyeceğine!
Keza Sarkozy, “Biz kediye kedi deriz” diyerek, yapılmaya çalışılan şeyin anlamsızlığına işaret etmişti. Yani “İster adını yazdırın, ister yazdırmayın kardeşim, biz bu füze kalkanlarını İran için yerleştiriyoruz” diyor.
E bizlerin gözünü bir şekilde boyayan hükümet İran’ın ve Ahmedinejad’ın gözünü nasıl boyamayı düşünüyor?
Adam, siz kediye kedi demeseniz de ben burnumun ucundaki sınırları ile sıfır sorun politikası uygulayacağını iddia eden ve dost olduğunu ileri süren komşumu ismiyle, cismiyle tanımlamaya devam edeceğim derse ne olacak?
HAFTANIN SÖZÜ
 Güler yüzle söylenen yalanı bir anda yuttuğumuz halde, acı gerçeği ancak damla damla yutarız. Denis Diderot
<p>Bursa'da kısıtlamada denetim yapan bekçilerin 'dur' ihtarına uymayan sürücünün, savunması şaşkınl

Bekçilerin 'dur' ihtarına uymayıp kaçtı, savunması şaşkınlık yarattı

Niğde'de kaçak kazı yapan 4 kişi suçüstü yakalandı

Akkuyu Santrali'nde ikinci ünitenin konsol kirişinin kurulumu tamamlandı

Adıyaman'da ''Gastropod'' nesline ait hayvan fosili bulundu