• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
30 Ocak 2011 Pazar

Şiddetin başka türlüsü

Başak Sayan
Başak Sayan
YAZARIN SAYFASI

Her yerde bu konu. Şu kadını kocası dövdü, bunun ağzını burnunu kırdı, şunun vücudunda kırılmadık kemik bırakmadı.

Gözleri morarmış, ağızları burunları kaymış kadın fotoğrafları.
Sebep çoğu kez yetersizlik hissini kadın üzerinden giderme dürtüsü.
Ama adam bir de 'seviyorum, ondan yaptım' deyince tüm yelkenler indiriliveriyor bir  anda! Sevgi kutsal ya, her seven kıskanır, ardından dayanamaz basar dayağı ya!
Kadın sığınma evleri, feministler ayaklanmış; kadına dayağa son!
Beri yandan bunları okuyan başka bir kısım kadın da 'benim kocam hiç bunlara benzemez. Bugüne kadar elini bir kez bile kaldırmadı bana' der.
Der ama o güne değin yüzlerce kez aldatılmıştır, aşağılanmıştır, bastırılmıştır.
Aşağılamanın tek yolu çirkin sözler söylemek değildir. Bin tane yolu vardır bunun. Yaptığın işi ve seni küçümsemek, her yaptığını şiddetli ve alaycı bir şekilde eleştirmek mesela... Bilinçli olarak kendine güvenini hedef almakta burada...
Gittiğin yerlere, görüştüğün insanlara, giydiğin kıyafetlere karışmak, canı istediği için bunları engellemek mesela. Hoşa gidecek dozda bir kıskançlıktan bahsetmiyorum yalnız. Söz konusu kendisinin kurallarının geçerli olduğunu kanıtlamak çünkü burada...
Kadını ağzından çıkan her kelimeyi bin kez düşünecek denli çok sindirmek, korkutmak, azarlamak mesela. Burada da kendi borusunu öttürme arzusu var. Şiddet gösterme pahasına...

'Yatağımdaki Düşman' filmi boşuna mı çekildi? Psikolojik şiddettin de bin tane yolu var sonuçta.
Yani;
Karıma, sevgilime bir kez bile elimi kaldırmadım diye övünen erkekler;
Koyun elinizi vicdanınıza; dürüstçe cevap verin!
Vurmamış olsanız bile şiddetin başka türlüsünü göstermediniz mi hiç hayatınız boyunca?

KADİR TOPBAŞ! BU EZİYETE BİR SON VERİN!
Hayvan barınakları neden vardır?
Sokakta kalmış, evsiz hayvanlar daha iyi şartlarda yaşayabilsinler diye.
Karınlarını doysun, karda kışta donarak ölmesinler, aşıları düzenli yapılabilsin, kontrollü çiftleşsinler, kontrollü çoğalsınlar diye.
Hastalıklardan korunsunlar, hastalık yaymasınlar diye.
Genelde bu tür barınaklarda hayvanseverler çalışır. Birçoğu da gönüllü olmak üzere.
Ama bir barınak var ki burada hayvanlara yapılan işkenceleri görenlerin kanı donuyor.
Hayvanlar minicik kafeslerde istifleniyor, adım atacak yerleri olmadığı gibi sürekli dayak atılıyor.
Tedavi edilmiyor, akıl almaz metotlarla güya iyileştiriyoruz diye canları yakılıyor. Her taraf dışkı ve kan.
Dilleri yok bu hayvanların! Acı çektikleri zaman bağıramıyor, haykıramıyorlar dertlerini bizim gibi!
Tek yapabildikleri onlara bunu yapanlara bakmak üzgün gözlerle...
Bunların sorumlusu bu hayvan barınağının başında olan Hasan Gençdal... 94-97 yılları arasından İBB Mezbahalar Müdürü olarak görev yapmış kendisi!
Ne acıması, ne üzülmesi ne de en ufak bir sorumluluk hissetmesi bu yüzdendir belki de.
Bu hayvan zulmüne biri dur demeli!
Ve acil yapılması gereken Gençdal'ın görevine bir son verilmesi!
Onun yerine işleri götürecek gönüllüler var!

YAŞAM TARZI DAYATMASI...
Hani bu bir yaşam tarzı dayatması değildi?
Hani isteyen istediği gibi yaşamakta hür idi?
Hani yapılan düzenlemeler sadece Avrupa standardına ulaşma çabasından ibaretti?
Hani herkesin yaşam standardının güvencesi hükümet idi?
Hani içkiyle ilgili getirilen yasaklar korkulan boyutta değil idi?
N'oldu?
Daha bu hafta yapılan bir tiyatro oyununun galasında ezelden beri süregeldiği halde içki ikram edilememiş.
Dünyanın her yerinde sanatsal faaliyetlerde ikram edilen şarap bizde yasaklanmış.
Yaşı 24'ten büyük olanlara da değil hani. Böyle organizasyonlarda toptan yasak içki.
Kanunen 18 yaşına gelmiş kişiler evlenebilir, mülk alıp satabilir, ehliyet alabilir, oy verebilir, iş kurabilir... Neden? Çünkü doğru ile eğriyi artık ayırt edebiliyordur.
Muhafazakar kesim 18'e gelmesini de beklemez, onlara göre yetişkinlik yaşı buluğ çağına girer girmez başlar. Kişi buluğ çağına girdiyse artık yetişkindir, evlenip çoluk çocuk sahibi olabilir.
Ama gel gör ki bir insan yetişkin sayılıp tüm bu saydıklarımı yapabiliyor ama içki alamıyor. Neden? Yaşı 24 olup da yetişkin bulunmadığı için...
Bu ne yaman bir çelişkidir?
Şimdi bu yaşam tarzı dayatması değil de nedir?

EVCİLLEŞTİRİLMEK...
Hayat kısa. Hayat hızlı. Hepimiz aceleciyiz bu yüzden.
Hepimiz bir şeyleri kaçırma telaşında. Bir günden öbürüne geçerken aklımızda hep yapamadıklarımız, kaçırdıklarımız.
Yaşamın zorlukları karşısında tükenirken her birimiz, dost istiyoruz yanımızda. Şöyle sağlam, her daim arkamızda duracak cinsten.
Amma velakin şikayetçiyiz adam gibi bir dost bulamamaktan, sırtımızı dayayacağımız bir yoldaşımız olmamasından.
Olmaması değil halbuki bunun nedeni.
Dost bulmak, yoldaş olmak için önce tanımak gerekir. Tanımak için de evcilleştirmek evvela. 
Çünkü insan ancak evcilleştirdiğini gerçekten tanıyabilir sonuçta.
Ama kimsenin vakti yok karşısındakini tanımaya. Alışmışız, her şeyi satın alabiliyoruz nasıl olsa.
Ama dost satan tacir olmadığı için dostumuz, yoldaşımız da olmuyor bu durumda.
Sanmayın ki sadece hayvanlar evcilleştirilir bu dünyada.
En hakiki evcilleşme süreci yaşayan insandır ama fark edemez evcilleştiğini, en sonunda.
Sonra bir gün bir uyanır, aniden fark eder neden mavi ya da yeşil rengin onun için başka bir anlamı olduğunu.
Saçları sarıysa eğer sevdiğinin farklı olur anlamı artık güneşe bakmanın da...
Anlar, yüz binlerce kişi içinden neden tek bir kişiyi önemli bulduğunu... 
Artık her günü başka günlerden ayıran, her saati başka saatlerden farklı kılan biri vardır yaşamında.
Artık her gün aynı saatte çalan telefon çalmadığında, mutfaktan gelen kokuları duymadığında, geceleri ona sarılan kolları bulamadığında düşecektir endişeye farkında olsa da olmasa da...
Düşünüp duracaktır neyin bu kadar farklı olduğunu kara kara...
İşte o an anlayacaktır onu bu denli önemli kılan şeyin onun için harcamış olduğu zaman olduğunu...
Yani evcilleştirirken aslında evcilleşmiş bulunduğunu...
Not: En sevdiğim kitap 'Küçük Prens'. Kocaman birer yetişkin olsak da içimizdeki Küçük Prensleri kaybetmemek umuduyla...

Haftanın sözü
Nasıl ki gerçek ahlak sahipleri ahlaka aldırmazsa, gerçek belagat da iyi konuşmaya aldırmaz. Moliere

<p>Çevre dediğimiz hadisenin sadece devletlere bırakılamayacağını söyleyen Oğuzhan Bilgin, konuya il

'Çevre, dünya ve tabiat bize emanet olarak bırakıldı'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Kilo vermek için iştah kapatan besinler

Haftanın yalanları