• $7,3591
  • €8,9083
  • 410.537
  • 1528.82
15 Ocak 2012 Pazar

Kadın intikamı

Başak Sayan
Başak Sayan
YAZARIN SAYFASI

Erkekler pek bilmezler.
Daha doğrusu öfkeli bir kadının şimşeklerini üzerine çekmeyen erkekler pek bilmezler.
Canını yaktığınız bir kadının intikamı fena olur.
Kimi hemen faaliyete geçer ve basar start düğmesine.
Kimi ise 'intikam soğuk yenen bir yemektir' sözüne sadık kalarak gününü ve zamanını bekler. Ama mutlaka gelir o gün.
Kendimden biliyorum; canımı yakıp da intikam almadığım kişi yoktur benim.
Biliyorum, biliyorum şimdi hepinizin kafalarında intikam kötü bir şeydir mottosu beliriverecek bu satırları okurken ama söyleyin bana kaçınız çok canınızı yakmış birinin aynı şekilde canını yakma fırsatı önünüze gelse reddedersiniz?
Haaa... Şunu da belirteyim. İntikam almak için oyunlar tezgahlamam. Ne gariptir ki bir şekilde hep önüme düşüverir olaylar. Bana sadece topa vurmak kalır. Ve üzülerek söylemeliyim ki o topa vurmamak için ne kadar uğraşsam da bir bakarım ayağım gidivermiş.
Kadının intikamı beterdir.
En ufak noktasına kadar düşündüğü için olayları, kolay kolay çıkılamaz işin içinden. Hele de zeki bir kadınsa...
Detaylara olan düşkünlüğü burada da gösterir kendini elbette. Öyle bir kurar ki ağlarını o ağa takılan adam ne kadar uğraşırsa uğraşsın o ağdan kaçabilecek veya olayın açıklarını yakalayacak bir nokta bulamaz.
Bir haftadır her yerde Karolin Fişekçi adlı bir kadının Orhan Pamuk hakkındaki yorumlarını, ilişkilerinin detaylarını, neler yapmaktan zevk aldıklarını, Orhan Pamuk'un bugüne kadar göstermekten ve sergilemekten kaçındığı ne varsa hepsini okuduk.
Tabii bu arada kadının ressam olduğunu, anarşist olduğunu, toplumun kurallarına uymak yerine kendi kurallarına göre yaşadığını falan da anladık demeçlerinden.
Medyada bir dolu köşe yazarı bu konuyu yazdı da yazdı. Kadını köşeye sıkıştırdılar, 'Nasıl bunları anlatırsın' dediler de dediler.
Ama hepsi bir noktayı gözden kaçırdılar. Ve hepsi de bir kadının intikam planındaki piyonlar olarak yerlerini aldılar.
Orhan Pamuk, Karolin Fişekçi'nin fena halde canını yakmış belli ki.
Ne yapmış da yakmış bilemem ama aşk ve intikam konusunda tecrübeli biri olarak bundan emin olduğumu söyleyebilirim.
O kadar çok yakmış ki canını, öfkesinden ve bu öfkenin getirdiği sabırsızlık ve bir an önce intikamını alma arzusundan bazı detaylara önem vermemesine neden olmuş sonunda.
Çünkü bir intikam gurusu olarak ben olsam asla yapmam dediğim çok açık var olayda.
Her neyse... Sonuçta Karolin Fişekçi bunları değil, sevdiği adamın en zayıf noktasına atış yapmayı seçmiş.
Yani saygınlığına...
Sevdiği adamın yıllarca bin bir çeşit fedakarlıkla oluşturduğu imajı ve saygınlığının onun en hassas noktası olduğunu biliyor çünkü.
Pop yıldızlarıyla birlikte olup da her yerde bunu anlatan genç kızlar gibi davranmasının nedeni var.
Yoksa kendisini küçük duruma düşürmeyecek kadar akıllı bir kadın Karolin Fişekçi.
İlişkisinin mahremiyetini ve detaylarını anlatıyor, çünkü bu sayede sevdiği adamın saygınlığına ve duruşuna zarar verdiğini biliyor.
Yani bazı köşe yazarlarının dediği gibi kendi reklamını yapmak değil amaç. Kendi reklamını bu şekilde yapmaması gerektiğini bilecek kadar keskin bir analiz gücüne sahip olduğuna eminim zira.
Bu şekilde konuşmasının ve verdiği detayların sonucunda medyanın olayın üzerine atlayacağını, kendisine saldırırlarken aslında sevdiği adamın saygınlığına gölge düşeceğini biliyordu daha en başta.
Hepimiz yaptığımız seçimlerin kendimiz hakkında çok önemli ipuçları verdiğini biliriz. Bayağı, zevksiz ya da sevimsiz biriyle ilişkiye girmekten kaçınırız çünkü biliriz ki yanımızdaki insan bizi de belirleyen insan olacaktır en sonunda.
Kendisini bilerek bu duruma düşürüyor Karolin Fişekçi. Çünkü bu şekilde davranarak sevdiği adamı düşüreceği durumun çok farkında...
Bu durumda dediğim gibi şu ana kadar bu olayı yazan tüm köşe yazarları onun intikam oyunundaki piyonlardan ibaretler sadece.
Daha önceden belirlenmiş bir stratejinin içinde bekleneni yaptılar.
Kadın intikamı fenadır.
Hele de aşık, öfkeli ve canı fena halde yanmış bir kadının intikamı...

Bir DVD önerisi
Yıllar önce romanı çıkmıştı. 
Bestseller olmuştu ama ilgimi çekmemişti nedense.
Daha sonradan sinema filmi olarak uyarlandı ama vizyona çıktığında da gidip görmemiştim bir türlü.
En sonunda DVD'sini alıp evde izledim. Ve 'Bir Geyşa'nın Anıları' adlı filmi izler izlemez daha evvel izlemediğime pişman oldum.
Birkaç Oscar adaylığı da bulunan film, sizi alıp bambaşka bir dünyaya götürüyor.
Daha evvel hiç bilmediğiniz bir dünyada, farklı alışkanlıklar, farklı kültürler, farklı yaşamlarla tanışıyorsunuz.
Engellerle dolu büyük bir aşkı, arka planda savaş ve ülkenin içine düştüğü dramla izlerken büyülenmişçesine bakıyorsunuz ekrana.
Filmin sonunda gözyaşlarınıza engel olamazken içinizden 'Evet, bu dünyada büyük aşklar var, işte böyle. Ne yıllara yeniliyor ne de bir sürü engele' diyorsunuz. Bir umut duyuyorsunuz ta derinlerde bir yerde bu şekilde...
Filmi izledikten sonra hemen kitabını da aldım. O kadar büyülü bir dünyada yolculuktayım ki şu anda kimseyle irtibat kurmak istemiyorum bir süre, o derece...

<p>'Yıl 1908... Osmanlı topraklarında ikinci Meşrutiyet ilan edilmişti ve Meclis'i Mebusan o günkü a

Bunlar kimin milletvekili?

Düzce'de altyapı çalışması sırasında şans eseri bulundu!

Her yerde uyuyabilen vurdum duymaz insanlar

Endonezya'nın Sinabung Yanardağı'nda hareketlilik