• $ 7,8274
  • € 9,2799
  • 481.771
  • 1211.51
Haber Hattı
Haber hattı
0530 708 54 54
Bip""/
Haber hattı
0530 708 54 54
Reklamı Kapat

Üç şey…

Birinci “şey” bir önceki Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’le ilgili...

Gül, önceki gün Atatürk hakkında tweet atarken (yani Atatürk ve silah arkadaşlarını överken) yakalandı.

Bu durum (“Atatürk desek mi, demesek mi?” dilemması) her yıl sorun olur.

Bu durumu sorunsallaştıran yöneticilerin başında da Sayın Abdullah Gül gelir.

Daha doğrusu gelirdi.

Bir türlü “Atatürk” diyemezdi.

Partneri Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bu konuda daha rahattı: En azından “Gazi Mustafa Kemal Atatürk” derdi. Mesele de hallolurdu.

Sayın Abdullah Gül, bu yıl, emekliliğinin bilmem kaçıncı yılında, bir 30 Ağustos mesajı yayınlamış, bol bol “Atatürk” diyor.

Hep denir ya, “Sayın Gül risk ortadan kalktıktan sonra konuşur” diye...

Öyle yaptı… “Taraftar” görünmenin bir risk ihtiva etmediğini gördü, bastı tveeti...

İkinci “şey” Biden Koalisyonu’yla ilgili...

Bu koalisyonu oluşturan arkadaşlar (Kılıçdaroğlu, Davutoğlu, Gül, Babacan, Meral Akşener, hatta Muharrem İnce) Erdoğan’ın her şeyinden şikâyetçi.

Bir ara (Perinçek’in kendi kendine gelin güvey desteğinden dolayı) “Çinci oldu” diyorlardı.

S-400’ün alımı sürecinde “Erdoğan Rusçu oldu, bizi Batı dairesinden koparacak” demeye başladılar.

Erdoğan Rusçu oldu diyen kafayla, eyvah Batı dairesinden kopuyoruz diyen kafa arasında bir fark yoktur.

İlki, koşulsuz boyun eğmemizi ister; “Bütün bunlar basiretsiz siyasetçiler yüzünden başımıza geliyor” demeye getirir.

İkincisi, “paralel bir komplo” kurar ve Erdoğan’ı o komplonun içine yerleştirir. “Esasında Erdoğan’a verilen görev Batı karşıtlığını oynamasıdır...” demeye getirir.

Karşıt gibi dururlar ama aynı odağa çalışırlar.

İkisi de, “Erdoğan’ın durdurulmasını” ister.

İlkine göre, Erdoğan’ın durduracak yegâne formül, AK Parti içindeki Batı’yla uyumlu, AB perspektifini önemseyen, popülizmden uzak siyasetçilerin öne çıkması ve elini taşın altına koymasıdır. Bu da, ancak bir “yarılma hareketiyle” mümkündür. Bu çerçevede, AK Parti içinden çıkmış eski Başbakanlara ve eski Cumhurbaşkanlarına iş düşmektedir.

Üçüncü şey, biraz komik bir “şey...”

Biden Koalisyonu’nu oluşturan arkadaşlar (Kılıçdaroğlu, Davutoğlu, Gül, Babacan, Meral Akşener, hatta Muharrem İnce) “güçlendirilmiş parlamenter sisteme” dönmek istiyor... Arkalarında Joe Biden var.

Parlamenter sistemi nasıl “güçlendireceklerini” söylemiyorlar.

Çünkü kafalarında bir fikir yok.

En “bilgiç” görünenleri Erdoğan’ın 21 Ekim 2017’de darbe yaptığını söylüyor.

Bunun adı darbeyse, bu darbeyi Erdoğan değil, 21 Ekim referandumunda (yüzde 69’luk “evet” oyuyla) halk yapmıştır.

Diyebilirsiniz ki, “Biz fiili durumu kabullenmek zorunda değiliz.”

Bu durumda, bir “öneri” getirmeniz gerekiyor. “Erdoğan’ı indireceğiz” demek yetmez. Siz ne söylüyorsunuz? İleride yetki karmaşasına yol açacak bu kaotik görüntü nasıl ortadan kaldırılacak?

Eski sistemle mi?

Eski sistem daha iyiyse, niçin çıkıp bunu savunmuyorsunuz ve başına bir “güçlendirilmiş” ifadesi koyarak halkı kandırıyorsunuz? 

21 Ekim 2020 Güncel Haberler

21 Ekim 2020 Güncel Haberler

Türkiye'nin en yüksek barajında yüzde 87'lik fiziki gerçekle

Türkiye'nin en yüksek barajında yüzde 87'lik fiziki gerçekleşme sağlandı

Adnan Oktar'ın evlerinden 150 milyon yıllık, 10 milyon dolar değerinde f

Adnan Oktar'ın evlerinden 150 milyon yıllık, 10 milyon dolar değerinde fosiller çıktı

22 Ekim 2020 günlük burç yorumları

22 Ekim 2020 günlük burç yorumları