• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
22 Temmuz 2012 Pazar

Mesafeler aramızda

Dostlarımızla neden iyi dost olamıyoruz dersiniz? Düşmanlarımızla düşman olmayı bilmediğimiz içindir. Düşman olmayı öğrenmek dost olmayı bilmekten çok daha zordur. Nesi zor diyebilirsiniz. Düşmanım nefret ettiğimdir, çoğu kez bu dünyada olmasını istemediğim biridir, istesem de yaşamasını, benimle yaşasın istemem. Genel olarak düşman anlayışı böyledir.
Oysa düşmana saygı, ondan öğrenme, düşmanımla ilişkide çok önemlidir. Dünya henüz düşmanıyla nasıl yaşaması gerektiğini bilmeyen bireyler ve toplumlardan oluşuyor.
İnsan ilişkileri üzerine yıllar önce yazdığım bir yazıyı bu gözle yeniden okudum. Siz de okuyun istedim. İnsanlarla aramızdaki mesafeyi bir gün öğrenebilme umuduyla.
***
Uzak düşeriz sevdiklerimizden, özleriz. Yakın olmalarını, yanı başımızda bulunmalarını, yakınımıza gelmelerini isteriz, yakınlarına gitmeyi. Yakınımızda olduklarında bile sürebilir özlemimiz: Onları içimizde özümseyip sindirip yok etmeyi düşünmediğimiz için. Yakınımızda olanlarla aramızda hep bir birbirimizi yok etmeme mesafesi koymak gerekiyor. Ne kadar yakınlaşmalıyız birbirimize? Birbirimizi yok etmeyecek kadar. Öyle bir uzaklıkta durmalıyız ki birbirimize, ancak o uzaklığı aşınca, küçültünce, kırıp geçirme başlasın.
Neden kırıp geçirme, incitme, hırpalama, kısaca, savaş olmasın istiyoruz ki? Savaşmayalım diye aramızdaki uzaklığı büyültürsek, yakın olabilmenin güvenini, tadını, anlamını nasıl yaşayabiliriz?  İnsanlar arasındaki ikili ilişkilerde, savaşsız sevişme olabilir mi? Çatışma, bıkkınlık, öteki insanın varlığından duyulan rahatsızlık kaçınılmaz değil midir? Çatışmadan korkan, sevginin derinliklerini, yüceliklerini nasıl bulsun?
Çatışarak yaşamayı seçtiğimiz insanlar vardır. Yakınımızda olmalarını özlediğimiz. Yakındaşlarımız. Onlarsız yakınlaşamayız kendimize. Dünyaya. Yaşadıklarımıza. Kendimizi üleşmeye zorunluyuz. Yakındaşlarımız işte onlar. Onlarla çatışmaktan korkmayız, doğrusu korkmamalıyız (Yaşamı kamu alanında büyük bir savaşım, amansız bir mücadele olarak görenler için belki de herkes yakındaştır. Dünyayı yanı başından uzaklaştırmak istediği yakındaşlarından ibaret görenleri de vardır.). Peki ama nasıl çatışmadır, yakındaş çatışması?
Örneğin hiçdeşimle çatışmam onu hiçlemek içindir (Hiçdeş diye bir sözcük öneriyorum, bu anlamda!). Ulusların bir bölümü birbirlerini hiçdeş olarak görüyorlar. Her düşmanım hiçdeşim değildir. Kendi 'alanında' var olmasını istediğim düşmanlarım olabilir. Düşmanlarımla güçlenirim ben. Belki her düşmanımla değil! Bu anlamda insandaşımla dostluğumun yanı sıra düşmanlığımda olabilir. Bilirim ki o hiçdeşim değildir; insandır o; bu dünyaya, bu dünyada ki varlığa, yaşama zararı dokunmadıkça ötekideşimdir. Onu hiçlemem. Hiçbir insanı hiçleyemem. İnsan, insandaşımdır çünkü. İnsandaşlarımın bir bölüğü düşmanımdır: Bu dünyadaki varlığımı tehdit ettikleri için. Bir bölüğü ilişki kuramadığım, insan oldukları için saygı duyduğum ötekideşimdir. Onlar arasında bir açıdan tavır alıp, aldırmak istemediklerim de bulunur. (bu söz aldırmamayla ters düşse de! Aldırmayı istememek ya da aldırmamak istemek aldırmayı gerektirmiyor mu bir anlamda!).
Aldırmazdaşım, yakınımda olmasını istemediğimdir. Onu hiçlemek de arzularımın arasında değildir. 'Gözüme gözükmesin yeter' dediğimdir! Bu tavrım, biraz kurcalandığında ona aldırdığımın bir göstergesidir! Belki gözümden ırak olursa, gönlümden de uzak olur diye düşündüğümdür! Aldırmaya aldırmaya, doğrusu, aldırmamaya çalışa çalışa ona aldırmaz oluveririm! (Elbette ağır takıntılı insanlar da bunun tersi oluverir!) Aldırmama, kendi iç enerjimle, iç bütünlüğüm ve zenginliğimle sağlanabilir. Ona karşı ne dost ne de düşmanımdır. Onu ne var etmeyi ne de yok etmeyi düşünürüm (Kimi durumlarda, bir insan olarak benden yardım istedikçe, yardım da edebilirim!)
Aldırılmayı hak ettiğini düşündüğümüz insanlara aldırırız. Aldırmalıyız. Birçok insanın yaşamı, aldırmaması gereken insanlara aldırdığı için zindan olmaktadır! Kendine aldıran insan, herkese aldırmaz. Kime aldırıp kime aldırmayacağını bilir.
'Hadi, sen bana aldırma, ben de sana aldırmayayım! Diyebilir miyiz, aldırmazdaşımla biraraya gelip?'
Bir ilginç öbek daha var ötekideşlerim arasında, pek severim onları ben: Uzakdaşlarım. Onlar ancak uzaktayken sevilebilirler. Nietzsche'nin öyle bir şiirini çevirmiştim yıllar önce, ud hocam da onu Hüzzam makamında bestelemişti:
CANAN
Lütfen, burnumun dibinden biraz öteme yerleş,
Biraz uzağımda, biraz yükseğimde eğleş!
Yoksa nasıl derim ben 'cananım yıldızlara eş'?
Uzaktaşlarım, yakınımı paylaşamadığım, belki de hiç paylaşmayacağım insanlardır. Sevdiğim müzisyenler, filozoflar, bilimciler uzakdaşımdır. Onların çoğuyla bir yarım saat olsun, bir masada huzur içinde konuşamayız. Belki Kant böyle biriydi; Bimen Şen, Şevk” Bey, Mozart, Tanpınar... Yıllardan beri uzağımda, dostlarımdır. Elbette uzaktaşlarımdan yaşayanlar çoktur; yaşasınlar da bana ilişmesinler isterim. Uzaktan severim onları. Yakınımda yapamam ya ben kırarım onları ya onlar beni kırarlar.
Dünya hala bu uzakdaşlarımın yüzü suyu hürmetine dönmeye devam ediyor.                       

<p>HDP Esenyurt ilçe binasında asılı, terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan'ın afiş ve posterleri

HDP binasına baskın

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Soğuk havaların etkisini arttırdığı Erzincan'da, Girlevik Şelalesi dondu

Kurşun kalemlerin ucunda sanat