• $7,3619
  • €8,9401
  • 438.544
  • 1538.97
19 Temmuz 2012 Perşembe

Mehmet Bekaroğlu için

Mehmet Bekaroğlu'nu uzun yıllardan beri tanırım. Trabzon'da Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde psikiyatri doçenti idi tanıştığımızda. Dürüst, açık sözlü, içten, çalışkan, geniş ufuklu Müslüman bir aydındı. Dünya görüşlerimiz farklı olsa da onun dünyayı, insanı kavrayışı hep ilgimi çekmiştir. Kendi inandığı yolda yürüyüşündeki dürüstlüğü, sömürüye, haksızlığa, zulme karşı çıkışı, sahip olduğu derin bir adalet duygusu,onu yol arkadaşları arasında ayrı bir gözle görmeme yol açıyordu.
Son günlerde partisiyle ilgili yaşadığı sorunlar karşısında aldığı tavır beni hayran bıraktı. O, güzel bir muhalefetti. Bu ülkenin sahip olması gereken, latif bir muhalefet örneğiydi.
Numan Kurtulmuş'la hiç tanışmadık. Televizyonda izlediğim konuşmalarında, kabalığa, saldırganlığa karşı takındığı tavrı ile bende özlediğim muhalefet liderlerinden biri olabilme umudu uyandırmıştı. Dikkatli, incitmeyen, farklı düşünceleri anlamaya açık bir yapısı olduğunu düşünmüştüm. Kültürümüzdeki hikmet temelli bakışı, sahip olduğunu düşündüğüm çelebi tavrıyla siyasette yaşatacağını bekliyordum.
İktidar partisine geçişini duyduğumda kulaklarıma inanamadım. İktidar bu kadar çekici bir güce sahip miydi? İnsanlar siyasete yalnızca iktidar olmak için mi girerlerdi? Hele şimdiki iktidar partisinin yaptığı gibi, oy sayılarının artışına bakarak, 'demek ki doğru yoldayız' görüşüne, tartışmasız, eleştirisiz, muhalif bakışları küçümseyerek katılmak mıdır siyaset yapmak? 'İktidarı elde et de nasıl elde edersen et' bir temel ilke midir siyasete atılanlar için? İnsan muhalif olmak için siyaset yapamaz mı? (Bu sözlerim iktidar yanlılarının alay etmeleri için güzel bir malzeme olacak, biliyorum. Sayın başbakan bir zamanlar Ce-Ha-Pe'yi iktidar olmayı istememekle suçlamıştı.) Siyasete atılıp da hep muhalefette kalmak bir beceriksizliğin, şaşkınlığın, siyaseti bilmemenin bir sonucuydu. Başarısızlar, siyaset yapmayı beceremeyenler, siyasi zekası yetersiz olanlar, halkını anlayamayıp ondan uzak düşenler hep muhalefette kalmaya mahkumdu.
İşte bu zihniyet, demokrasi ruhunun ülkemizde neden kolay kolay ortaya çıkamayacağının temel sebeplerinden birini oluşturuyor. Muhalefete tahammülsüzlüğünün ardında da bu var bir açıdan: Kim oluyor yahu bu muhalefet? Biz bu kadar oy almışız. Peki, onlar ne almış? Oyun kadar konuş arkadaş. Sus. Yıllardan beri iktidar olamamışsın otur oturduğun yerde. Çok oy almışın önünde diz çök. 'Kimsiniz yahu siz?' tavrı ile ne iktidar yürütülür demokrasilerde ne de muhalefet yapılır.
Neden bizde demokrasiyi bir türlü hazmedemeyen iktidarlar var? Çünkü muhalefette olmayı iktidar için sıçrama tahtası olmak sanan, muhalefet yapmayı beceremeyen muhalefetler var. Muhalefetin ne kadar gerekli olduğunu kavrayamayan bir iktidarın demokrasiyi anlama şansı hiç yoktur.
Bu ülkede demokrasi olacaksa başarılı bir iktidar kadar başarılı bir muhalefete ihtiyacımız var. Oysa siyaset anlayışımızın kısırlığı, dar bir pragmacı görüşle, bir partinin iktidar olamayışını başarısızlık olarak kabul ediyor. Bir parti iyi bir muhalefet yapabiliyorsa başarılı sayılmalıdır. Demokrasilerde muhalefet iktidar kadar değerlidir.
Bana şu anki sezgilerimle Numan Kurtulmuş'un muhalefette kalmasının bu ülkeye daha yararlı olacağı düşüncesi anlamlı geliyor. Elbette seçimini yapmıştır. Bize de ona başarılar dilemekten başka bir seçenek kalmıyor.
Kimi siyasetçilere muhalefet daha yakışıyor. Muhalefetin yakıştığı siyasetçilere çok acele ihtiyacımız var.
***
Mehmet Bekaroğlu, Ahmet Hakan'a yazdığı mektupta şöyle diyormuş (16 Temmuz 2012, Hürriyet): 'Hiç kimseyi aldatmadım, çalmadım, başkasının hakkını gasp etmedim, çift dilim, çift gündemim olmadı, hiç kimseyle gizli ittifaklar yapmadım. Dik durmaya, herkesin yardımına koşmaya çalıştım. Elbette yanlışlarım, hatalarım oldu. Ama en büyük yanlışım çok kanmak, çabuk kanmak oldu... Yine de şunu söylemeden geçemeyeceğim: Aldatan olmaktansa aldanan olmayı tercih ederim...'
Mehmet Bekaroğlu'nun bu içten, başkalarına çok saf görünebilecek sözleri bilgece bir tavır alışın izlerini taşıyor. Hakkı, hakikati arayan biri aldanmaktan korkmaz. Kendine güvenen, kendisiyle barışık biri yanlışlarını, aldanışlarını cesurca itiraf eder. Siyasetimizde böyle bilgelik yolunda yürüyen insanların oluşu kırılan umutlarımın yarattığı sıkıntıyı bir ölçüde giderebiliyor.
Neden siyasetçi denen insan sürekli olarak hesap yapan, tanıştığı her insanı nerede nasıl kullanacağını düşünen, gözü iktidar hırsı bürümüş, içi başka dışı başka biri olmak zorunda olsun ki? Çok bilmişlerin cevabını duyar gibiyim: 'Çok safsın hoca, sen bu kafayla ne bu ülkeyi ne de siyaseti anlayabilirsin. Romantiksin, uçuyorsun bulutların üzerinde.'
Saf, romantik bir insan olarak Mehmet Bekaroğlu kardeşimi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

<p>EGE'DE TÜRKİYE'NİN HAKLILIĞI ÇOK AÇIKTIR'</p><p>'Adına Egeler denilen, aslında bizim Adala

'Ege'de Türkiye'nin haklılığı çok açıktır'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Kutup ayılarını görüntülemek istedi, az daha canından oluyordu!

Herkes memleketinde yaşasaydı illerin nüfusu kaç olurdu?