• $7,3592
  • €8,9582
  • 436.724
  • 1536.11
15 Temmuz 2012 Pazar

Edepsiz bilgici

Doctus cum libro' derlerdi eskiler, kitaplı bilgin, kitaplı okumuş anlamında; bol bol alıntılarla konuşan, üzerinden 'terminoloji' dökülen, bilgisine sıkışmış, bilgisinin altında ezilen sözde entelektüellere. Bilgili olmayı 'malumatfuruşluk' sanan, edinilmiş kavram çerçevelerine sımsıkı sarılmazsa yaşayamayan. Bu bilgi teşhircileriyle yıllardır bir arada bulunmak bana tahammülü öğretmiştir. Doğrusu, sabrın kaçınılmazlığını anlatmış durmuştur. Hala öğrendiğimi söyleyemem, bu ukala, bu kendini bilmezlere katlanmayı.
Türlü türlüdürler: Gençleri daha sevimli daha toydurlar. Yolun başında kendilerini kanıtlamanın ardına düşmüşlerdir. Elbette sindiremedikleri, anlayamadıkları malumatla kendilerini süslemeleri, gelişmeleri açısından, geçici bir evre olarak görülebilir. Yanlışlar yapa yapa öğreneceklerdir. Kimi düşünceleri, olguları, kuramları hemen kavramaları beklenemez onlardan. Peki, ne beklenir? Henüz tam anlayamadıklarını anlamaları! Kolay mı? Anlama gücü olanlar, zaman içinde, deneyimler kazana kazana özürlerini giderebilip eksiklerini kapatabilirler. Ya olmayanlar? Ya olup da kendilerinin farkına varamayanlar? Hele hele farkına varıp da bunu kendilerine itiraf etmekten korkanlar? İçinde bulunduğu bilgi topluluğuna mahcup olmamak için anlıyor rolü yapmak zorunda olanlar? Geçimini sağlayan işinden olmamak zorunda kalanlar? Şöyle bir profesör düşünebiliyor musunuz: Meslek yaşamı boyunca yaptığı çalışmaları, verdiği dersleri 'tam' anlayamadığı için kapıldığı eksiklik duygusundan dolayı sürekli acı çeken, bunu çevresine belli etmemek için de pratik zekasını sonuna dek kullanmak zorunda kalmaktan kaynaklanan sürekli bir tedirginlik içinde bir akademisyen? Elbette bu tedirginlik, meslektaşlarıyla, öğrencileriyle olan ilişkilerini yaralayacaktır.
Zeka, anlama, kavrama yetisinden önde gittiğinde daha vahim tablolar çıkar karşımıza! Kurallara, beklentilere uyum yeteneğiyle, kavramsal, kuramsal beceriksizliğini saklamaya çalışır. Meslektaşlarıyla girdiği tartışmalarda ezilmemek için pratik zekasının yardımıyla etrafında bir koruyucu 'epistemolojik alan' oluşturmaya çabalar. Sıkı bir retorik, laf cambazlığı, etkileyici bir vücut dili, kılık kıyafetiyle elde etmeye çabaladığı 'karizmatik atmosfer' (uzun saç, keçi sakalı, alim görüntüsü vermeye yarayan üst baş) yarı yarıya fark ettiği cehaletini kapama yollarından bir kaçıdır!
Bir diğer dahi, edepsiz bilgici tipi de, kendi alanında bir ölçüde başarılı olup da, diğer alanlara 'tasallut' ederek haddini bilmeyenlerden oluşur. Biz felsefecilerden böyle insanlar çıkar. Felsefeciyiz ya her şeyi biliriz. Kendimize iki üç şakşakcı bulduk mu bakın keyfimize! Üfürmelerimiz bitmek bilmez (örnek benim!). Oysa bilmek edeple bilmektir, haddini bilerek bilmektir. Haddini bilmek 'cici çocuk' olup pısırıklığı kabul etmek değildir! Cesaretle, donanımla, emekle, bunlarla yoğrulmuş kendini tanıyan bilinçle olur. Hele felsefeyle uğraşan bir edepsiz kadar, kültüre zararlı bir mahluk düşünemiyorum. Yunus, yüzyıllar öncesinden hepimizin kulağını çekmemiş miydi bu konuda?
Çok iyi deney yapabildiği, hesaplayabildiği, tasarlayabildiği, ameliyat edebildiği için kendini büyük sosyal bilimci ya da filozof sananlara ne demeli? Amatör olduklarını kabul etseler neyse, anadan doğma bu büyük filozof taslaklarının, sosyal bilimci kumkumalarının estirdiği fırtınalar, geçmişin saygın düşünürlerinin, bilginlerinin kemiklerini sızlatır. Kendi uzmanlık alanlarında şişirdikleri egolarıyla felsefe ummanına yelken açmaya kalkarlar. Düşündükleri her şeyi ilk kez kendilerinin düşündüğünü sanırlar. Geçmişin filozoflarını kesip budarlar; anlayamadıkları görüşleri yanlış ya da budalaca bulurlar. Hele kalemleri ya da hitabetleri çok güçlü ise yandı gülüm keten helva! Ciltlerle kitaplar yazar, orada burada konuşur, halkı ve gençliği düştükleri gaflet uykusundan uyandırmaya çalışırlar! Bizim gibi ülkelerde, bu alanlarda yeterince konuşacak yetişmiş uzman, erdemli insanlar olmadığından, boş buldukları alanları fütursuzca ele geçiren 'epistemolojik korsanlar' haline gelirler.
Bilgin değillerdir, bilgicilikleriyle (Bilgici: Bilgi satışı yapan) ahkam keserler. Kendini bilmez, öteki araştırıcıları tanımaz saygısız insanlar oldukları için edepsizdirler.
Şimdilerde tehlikeli bilgicilerin sayısı artıyor. Akademik hayatı bir kurnazlıklar alanı olarak gören, işini bilir, uyanık insanlar sürekli olarak açılan üniversitelerdeki kadro boşluklarına doluyor.
Kapitalist dünya, şirketlerinde buluşlar yapan, cesur, atak insanlar arıyor. Gençler bu anlayışla yetiştiriliyor. İş dünyasının bu anlayışı üniversitelerimize çoktan girmiş durumda. Kopya çekerek, ucuz çalışmaları uygun jürilerden geçirerek, çabucak profesör olup, ardından yöneticilik basamaklarını hızla çıkan, iktidarla hoş geçinen, akademisyenliğin gerektirdiği hakikat aşkından, çalışma disiplininden yoksun bu insanlar bana azap veriyor. Bu insanlar elbette kendilerini bilmedikleri için, hem hoca hem de yönetici olarak hem meslektaşlarına hem öğrencilerine çok büyük zarar kaynağıdırlar.
En büyük kötülüğü bu ülkenin kültürüne, geleceğine, manevi yapısının gelişmesine yapıyorlar. Sıradanlığın, sığlığın, bayatlığın, heyecansızlığın, ruhsuzluğun yerleşmesine önayak oluyorlar. Bu edepsizler, ülkenin edebine zarar veriyor.

<p>'Dünyada bir pandemi gerçeği var. Türkiye'de pandemiyle mücadele ediyor. Ekonomik ve sosyal hayat

'Marketlerdeki etiket anarşisi önlenmelidir'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Sosyal medyada en çok paylaşılan mantık soruları

Mehmetçik yeni kamuflajlarıyla görev başında