• $7,4168
  • €9,0312
  • 442.877
  • 1542.45
27 Aralık 2012 Perşembe

Edep ya demokrat

Yıllardan beri bu köşede ülkemizde demokrasinin yerleşmesi önündeki zorluklardan bıkmadan usanmadan söz eder dururum. Yasal değişikliklerle gelebilecek yaygın demokrasi anlayışına karşı demokrasinin belli bir zihniyet üzerinde yükselen yönetim biçimi olduğunu vurgular dururum.
Görüşümün anlaşılması için hikmet geleneğimizdeki önemli bir kavrama da defalarca vurgu yaptım: Demokrasi bir edep işidir. İnsanlara beddua eden, sıkıştığı daracık anlam ufku içinde kendine benzemeyeni sürekli aşağılayan, ona hakaretler eden, tehditler yağdıran bir yönetim, baştan demokratik olabilme imkanını kaybetmiş demektir. Edepsizden demokrat olmaz.
İktidar ve yandaşları karşıtlarını içeri tıktıkça ülkemize demokrasinin geldiğini, hatta ileri demokrasi geldiğini ilan ettiler. Ülke değişmekte, halk vesayet rejiminden kurtulup özgürleşmekteydi. Hatta demokrasiyle cumhuriyeti karşı karşıya getiren yorumlar yapıldı. Cumhuriyet gidecek, demokrasi gelecekti. Neydi Cumhuriyet? Bir avuç ulusalcının savunduğu eskimiş, dünyadan kopuk bir rejimdi. Şimdi halk demokrasi istiyordu. İktidarın istediğini istiyordu. Kendi yaşam biçimlerine uygun bir yönetim anlayışını halkın oylarına dayanarak meşrulaştırmaya çalışıyorlardı, tartışmalarında. Ne istiyorlarsa, isteyen onlar değil de halktı. Halkın yarısı onlardan yana idi. Ama yarısının onlara karşı olduğunu unutuyor, muhalifleri kazanma yoluna gitmiyorlardı.
Yandaşları onlara yeterdi. Demokrasi onlar içindi. Sürekli olarak farklı yaşam biçimlerine karşı olmadıklarını söylüyorlardı, bunu bir demokrasi gereği değil de bir lütuf olarak yapıyor gibiydiler.
Muhalifleri üzerinde sürekli medya bombardımanıyla bir korku atmosferi yaratıyorlardı. Gündemi belirleyen onlardı. İleri sürdükleri görüşlerle sürekli olarak medyayı meşgul ediyor, söyledikleri sözlerde ortaya çıkan yanlışlar, hakaretler, ağır ithamlar, tehditler, fazla tepki uyandırınca çark ederek, ülkenin gündemiyle dilediklerince oynayıp, yandaşlarının hayranlığını diri tutmaya çabalıyorlardı.
Ben muhalif olarak bu ülkede bu iktidarın yönetimi boyunca bana gelecek adına umut verecek bir demokrasi havası soluyamadım. Öğrencimi savundum, onun şiddet uygulamasını değil, protesto hakkını; başbakan ve yandaşı akademisyenlerden hakaretler, tehditler işittim. Adaletin işlemediğini, muhalif seslerin acımasızca bastırıldığını, oy hesaplarına dayanan bir politikanın yürütüldüğünü, zarafetin, edebin, estetiğin ve etiğin yönetimi olan demokrasiye uygun bir zihniyet değişiminin ülke siyasetinde gerçekleşmediğini, kısa vadede, örneğin iki bin yirmi üçte bile, gerçekleşmeyeceğini gördüm. Necip Fazıl'ın, Mehmet Akif'in hamasi şiirlerinin ötesine gidemeyen bir edebiyat gözlüğüyle, dünyaya açılımın gerektirdiği çok sesliliğin ve dinamizmin sağlanamayacağını anladığımda üzüldüm. Zaman zaman ağızlarından kaçırdıkları saklı düşüncelerinin üstünü örtme çabalarını içtenlik eksikliği olarak algıladım.
Yıllarca bastırılmışlığın etkisini hala üzerlerinden atamadılar. Demokrasinin yalnızca kendileri için olduğunu düşünüyor, iktidarlarını tehdit edebileceğini düşündükleri bütün odaklara amansızca saldırıyorlar.
İyimser olmalıyız biz muhalifler. Kendimizi bir edep rejimi olan demokrasiye hazırlamalıyız. Sabırlı ama kararlı yürümeliyiz ülkemizin aydınlık geleceğine.

<p>Başkan Recep Tayyip Erdoğan, cuma namazı çıkışı basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Erdoğan

Kafe ve restoranlar ne zaman açılacak? Başkan Erdoğan açıkladı!

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

1 milyon kibritle öyle bir şey yaptı ki

Gaziantep'te tır kazası! Yol trafiğe kapandı