• $7,4154
  • €8,9755
  • 437.351
  • 1456.72
27 Ocak 2011 Perşembe

Edebiyatın kapısında iken

Bu ülkenin bir insanı olmanın yaşanan siyasal, toplumsal, ekonomik çalkantıların dışında pek göz önüne alınmayan bir boyutu var. Nasıl yaşar insanlar iç dünyalarını? Bireysel tarihlerinde neler olmuştur, olmaktadır? Kendi tarihimden bir küçük kesit vererek edebiyatla iç dünyamın köprülerine dokunacağım kısaca. Çoğu zaman dışa yansıyan resmimizle yaşadıklarımız arasındaki boşluk bir türlü kapanmak bilmiyor.
Soyut dergisinde, 'Türk Edebiyatına Dokumak' diye iddialı bir yazı yazmıştım. Yirmi yaşında (1967, Ağustos ayı!) kendini, ülkesini, dünyayı arayan bir gençtim. Bu yazıyı hangi donanımla yazdım? Bir elektrik mühendisliği öğrencisi idim, fizik ve matematik beni büyülüyor, felsefe okuyarak, edebiyat biliminin temellerini atmak istiyordum. Cahillik işte! Ne ailemde ne çevremde edebiyatçı vardı. Yapayalnız bir adamdım. Hangi cesaretle yazdığımı düşündükçe olsa olsa cahil cesaretidir, diyorum.
 Kadıköy İskelesi'ndeki gazetecinin önünde edebiyat dergileri asılıydı. Soyut dergisini orada görmüştüm. O dergi beni başka bir dergiye götürdü: Yordam. Soyut'ta yazılarımı okuyan Yordamcılar bana mektup yazdılar, 'Yaprak Sokak, No:4, Küçük Esat'taki adreste sizi, Hüseyin Cöntürk bekliyor.' Koşa koşa Hüseyin Cöntürk'ün evine gittiğimi hatırlıyorum. Cöntürk, hafif alaysı bir tavırla beni dahi taslağı(!) olarak görmüştür.
Onunla tartıştığımız konulardan birisi şuydu: Cöntürk, 'Teoriyi Batı'dan alıp Türk edebiyatına uygulayacağız', tezini savunurdu. Ben de 'Neden teoriyi de biz yapmayalım' diyordum. Cöntürk, bana, 'Sen, yaparsın yaparsın!' diyerek gülerdi. Cöntürk, bendeki akademik kalın kafalılıkla dalga geçerdi. Benim ağır, molla tarafım, Cöntürk'ün ise uçmak isteyen bir ruhu vardı. Hakikaten, benim bir molla tarafım, ağır giden bir yanım var. Oruç Arıoba da bana hep, 'Molla' der. Halbuki Cöntürk teoriyle fazla uğraşmazdı. Uygulamaya koyuvereceği teorinin ipuçları yeterdi ona. İyi bir mühendis olmasındandı belki bu tavrı. Teoriyle uğraşmak yerine genç şairlerle Antalya'ya gider, denize girer, kahvede konuşur falan. Onun için daha cıvıl cıvıl hayat önemliydi. Ben insanlarla fazla yakın olmayı, laubali olmayı sevmezdim. Bir köşeye çekilir, teori kitapları okur, o teorilerden kendime mahsus teoriler üretmeye çalışırdım. Enis Batur'un çıkardığı bir dergiye 'Yazma' üzerine bir yazıyı, Fenerbahçe'deki eski Kurbağalı Dere'de bir yaz günü oturup yazmıştım. O zaman doktora öğrencisiydim; Eski Yunanca öğreniyorum, Latince okuyorum, Osmanlıca metinleri sökmeye çalışıyorum. Öyle bir atmosferde yazmıştım. Ama galiba hep yalnız oldum, bir gruba katılmadım. Yıllarca İstanbul'da yaşadım, belli bir edebiyat gurubunun içine girmedim, hep uzakta kalmışımdır. Soyut dergisiyle de öyle bir yakınlığım olmadı, uzaktan yazı göndermişimdir.
Edebiyat camiasından iyi ilişkiler kurduğum insanlar oldu ama derin dostluklarım olmadı. Yalnız edebiyatta değil hayatta da içli dışlı olduğum dostum olmadı. Güzel dostlarım var ama onlarla da uzaktan uzağa birbirimizi severiz. Yapış yapış ilişkileri hiç sevmedim. Yalnız olabileceğim dostlukları sevdim, yalnız olmama izin vermeyen dostlukları sevemedim. Yalnızlığıma müdahale eden dostlukları bıraktım. Dostlarla yalnız olmayı seçtim.
Akademik konumum gereği ve yaşım ilerledikçe şimdiki edebiyatçılar olsun, yaşıtlarım olsun hep bir mesafeyle duruyorlar. Bu, ta baştan beri istediğim bir şeydi. Yalnızlığı, insan olmak için taşımamız gerekir. Zaman zaman bir başına olmak ile yalnız olmayı ayırıyorum. Burada ikisine de yalnızlık diyeyim. İnsan yalnız kaldığı zaman içindeki bütün insanı, insanlığı duyabiliyor. Sonra insanlara doğru yola çıkmak lazım. Ancak ben bir Zerdüşt gibi de yaşamadım. Keşişlik zaman zaman duyduğum bir duygudur ama keşiş de olmadım. İşinde gücünde, sıradan bir memur olmayı seçmişimdir, belki. Yazmaya adanmış hayat içindeyseniz, kendinizi korumak için sıradan insan görüntüsü vermek durumundasınız. Aslında görüntü değil sıradan olduğunuz için öyle yapıyorsunuz. Yazı yazıyor olmak, sıra dışı olmak anlamına gelmiyor. Sıradan bir katip, bir yaşantı yazarısınız. 2010 yılı da yazarak geldi, geçti.

<p>24 TV Ankara Temsilcisi Melik Yiğitel, Ankara'nın gündemini ve siyasette yaşanan son gelişmeleri

Restoran ve kafelerde son durum ne?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Başkan Erdoğan, AK Parti'nin Erzurum Olağan Kongresi'ne canlı bağlantı ile katıldı

Ankara'da80 yaş ve üzerindeki vatandaşlara aşı uygulanmaya başlandı