• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
12 Temmuz 2012 Perşembe

Düşünceden yaşama bir kendimle hesaplaşma

Şu anda Türkiye'de ve dünyada yaşayan ve düşündüğünü söyleyen insanların tamamına yakın kısmının yobaz olduğunu düşünüyorum.(Kendim dahil, elbette!) Düşünmeye başladıkları zaman bir tembellik sonucu insanlar, düşüncelerinin götürdüğü yere gitmiyorlar. Gitmek istedikleri yere düşüncelerini götürüyorlar. Bu yobazlıktır. Onlar için düşünme bir serüven, bir seyir, bir sefer olmaktan çok önceden konulmuş bir hedefe ve mümkün olan en hızlı vasıtayla yapılmış bir nakliyat oluyor, yazık ki, kendi araştırmaları ve düşünme süreleri içinde yeni keşifler yapamıyorlar. Zaten baştan istedikleri yere gidiyorlar. Bu da onları bilgi olarak da düşünce olarak da sınırlıyor. Düşünmek bir cesarettir, elbette tehlikelidir; bunu insanlar galiba bilmiyorlar. Düşünmenin çok konforlu, çok rahat birşey olduğunu sanıyorlar. Düşünme, yola kendimizi tamamen bırakmak demektir ve bizi götürdüğü yere gidebilme cesaretini gösterebilmek demektir. Çağımda böyle insanlar göremiyorum. Gerek bizim ülkemizde gerek dışarıda. Böyle cesur düşünen insanlar varsa da (umarım vardır!) ben bilmiyorum.
Düşünme cesareti yoksunluğu, 'malumat dolduruluşuyla'  kapatılmaya çalışılıyor. İnanılmaz bir tercüme okuma eğilimi var ve bu tercümeleri satan insanlar da hangisinin daha çok satacağını, düşünen kafaların hangi düşüncelerle gıdıklanacağını, uyarılacağını, yönlendirileceğini hesap edip ona göre tercüme yapıyorlar. Dolayısıyla okuma yazma bilen birçok insan da bu tercümelerin peşine körü körüne düşüyor maalesef. O yüzden kendi kültürümüzden kaynaklanan etkili, çarpıcı ve bütün insanları ilgilendirebilecek düşünceleri üretmekte başarılı olamıyoruz. Ancak taklit edebiliyoruz.
Bir başka açıdan baktığımda ise, edebiyatın edebinin bozulduğunu düşünüyorum. Şu manada yapılıyor edepsizlik; okuru sömürmeye dayalı bir yazma biçimine dayalı, bir çeşit teknisyenlik ve tezgahtarlık konuyor ortaya. Bu da, yazan insanların kendi gönlüyle yolculuğa çıkmasını engelleyen, kötü bir kurnazlık çabasıdır. Edebiyatta yasaktır kurnazlık. (Yoksa bu sözüm çok mu kurnazca oldu?) Birçok değersiz insanın çok büyük yazar olarak takdim edilebildiği, kitaplarının çok fazla satılabildiği bir çağda yaşamaktayız, edebiyat alanına ticaret egemen. Bu çok tehlikeli. Batı'nın 'tefessüh ettiğini', kokuştuğunu gösteriyor bu durum; ama aynı zamanda hala bizim de şuurlanamadığımızı da!. Biz çok fazla 'mukallit', taklitçi, kopyacıbir kültür olduk. Bizim kültürümüzün köklerinde öyle bir eğilim yok değildir, elbet. Çok kolay uyum sağlayan bir kültürüz, hayatın zorluklarına karşı. Ama bu bizim taklitçi olmamızı gerektiren bir şey değildir. Çünkü geçmişte çok güzel şeyler yapabildik. İslamiyet'e kavuştuğumuzda Yesevi'leri, Yunus'ları takip eden insanların da kendi hayatımıza dair çok anlamlı eserler meydana getirdiğini görebildik. Ama maalesef Batı enayiliği hala sürmekte. Garip biçimde aşağılık duygusu duyuyoruz Batı karşısında. Buna bağlı büyük bir öfkemiz de var. Ama bunlar bizi kendimizi keşfe götüren şeyler değil. Kendimizi bulabilmemiz için kendimize güvenmemiz ve köklerimizi keşif için yola çıkmamız lazım. Geç kalmakta olduğumuzu hissediyorum.
Bu gecikmeyi geciktirecek felsefe çalışmaları var mı bizde?  Nedir felsefe, nasıl anlaşılmalı? Felsefe kesinlikle insanın hayatıyla ilgili. Felsefeyi birçok felsefeci arkadaşımız hem Türkiye'de hem dünyada çok teknik bir şey olarak anlıyor, akademik bir çalışma olarak görüyor. Bir bakıma haklıdırlar ama felsefe bizim kültürümüz açısından bakıldığında başka bir şey ifade ediyor. Felsefenin bu kültürle olan ilişkisini yeni baştan gözden geçirmek gerektiğini düşünüyorum. Onun için ben de Batı'da çok yerleşmiş olan akademik felsefe yapma biçimlerinden, kendi yazma serüvenim içinde uzak kalmaya çalışıyorum. Bu felsefeyle ilgilenmediğim anlamına gelmez. Zaten hoca olarak bu işin içindeyim. Ama çok alışılmış basma kalıp birtakım şeyler yazıp 'felsefe budur' demek de gücüme gidiyor. Çünkü bu kültüre ait yepyeni bir felsefe yapma yükümlülüğümüzün olduğunu düşünüyorum. Bunu yapamamak beni üzüyor ve bu arayıştan dolayı da biraz alışılagelen felsefe yapma biçimlerinden uzağım.   
Köklerimizden ve Türkçe'den kaynaklanan bir 'Gönül Felsefesi' yapmak istiyorum. Dolaylı bir biçimde de yapıyorum. Edebiyatı, edebiyatın değişik alanlarını, bilimi, tarihi, sosyal ve tabiat bilimlerini içine alan çok geniş bir dolanma alanımın olduğunu ve bunları ihata edebilecek düşüncelerimin de hayatımdan çıkacağını düşünüyorum. Meydana getirmeyi düşündüğüm felsefe, hayatımdan çıkacak bir felsefe olacak. Ben neye benziyorsam felsefem de biraz ona benzeyecek. Hayatım tamamen ona adanmıştır. Sanıyorum bitiremeyeceğim ama yaşadığım süre içerisinde yaptıklarımla, benden sonra bu yolu takip etmeyi düşünen insanlar olursa onlara birkaç ipucu veren işler gerçekleştirmek istiyorum. Çünkü bu ülkeye, bu kültüre borçluyum ve borcumu da canla başla böyle ödemeye çalışıyorum

<p>Nijerya açıklarında Türk gemisine yönelik bir saldırı gerçekleşti. Saldırıda bir denizci hayatını

Türk gemisine saldırının arkasında Fransa mı var?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Jason Statham Antalya'da kurşun geçirmez camlı villada kalıyor

Rusya'da binlerce kişi sokaklara döküldü!