• $7,4353
  • €9,0145
  • 420.808
  • 1470.92
03 Haziran 2012 Pazar

Anlayamayanlarım

Neredeyse kırk yıl oluyor. Öğretmeye çabalayıp duruyorum. Demek ki bir şeyler biliyor olmalıyım ki sürüyor bu serüven. İlkokul öğrencilerinden üniversite sonrası yetişkinlere, yaşı hala benden oldukça fazla bilgi aşıklarına, hemen her konuda, yurttaşlık bilgisinden yabancı dile, fizikten sosyolojiye dersler verdim. Günde on dört saat ders verdiğim günler oldu: Üniversiteye hazırlık kurslarında, fizik öğretmeye uğraştığımda. Ne öğrendim bunca yıldır, öğretirken? Öğrenmekteyim hala. Öğrendiklerimin bir bölüğünü yazdım. Daha ne kadarını yazacak zamanım kaldı bilmiyorum. Bu yazımda beni anlayamayan öğrencilerimi yazmayı deneyeceğim.
Neden anlamıyorlar? İnsanların birbirlerine sundukları iletilerin hedefine ulaşamamasında zorluk nereden kaynaklanıyor? Bu zorlukların, beni ilgilendiren en önemlilerinden biri, anlatanla, anlayanın birbirlerine karşı duruşlarıdır. Ben ve öğrencim birbirimize karşı öyle bir konumda durabiliriz ki, birbirimizi anlama şansımız hiç kalmayabilir. Öğretmen, öğrenciyi anlamıyorsa, öğrenci öğretmeni nasıl anlayacaktır? Örneğin, öğretmen hep 'yukarıdan bakıyorsa' öğrenciye, onu kafasız, laf anlamaz biri olarak görüyorsa, ona güvenmiyorsa; 'ne anlatırsam anlatayım, bu insanın söylediklerimi anlama şansı hiç yok' diye düşünüyorsa; öğrenci de öğretmen hakkında, örneğin, 'bu insan hiçbir şey bilmiyor, zekası, bilgisi, deneyimi çok yetersiz' diye bir kanıya sahipse, anlama konumlarında, birbirlerine karşı duruşlarında, dikkat çekici sorunlar olduğunu söyleyebiliriz.
Kendi adıma, anlayamadığım öğrencimin beni anlayabileceğini düşünmüyorum. Hiç değilse, beni anlayıp anlamayacağı konusunda bir fikrimin olmadığı öğrencilere ulaşmada zorlanabileceğimi düşünüyorum. O beni, ben onu anlarsam, aramızda bir anlaşma olabilir. Anlama, anlamaya çalıştığımız konuyu sunan insana güven duymakla gerçekleşir.
Benim yolladığım iletinin hiç bozulmadan karşı tarafa ulaştığı, benzer biçimde, karşıdan gelen iletinin hiç bozulmadan benim anlama gücümün sınırları içine girdiği 'ideal iletişimin' olanaksızlığını göz önüne aldığımızda, bir öğretmenin her zaman büyük olasılıkla, kendini anlayamayan, belki de anlamak istemeyen en az bir öğrencisi olabileceğini söyleyebiliriz.
İronik bir biçimde, anlama, anlaşılma konusunda söylediğim bu sözleri anlamayanlar olacaktır. (Bir öğrencim, bir gün bana, 'sizi anlamak için uzun süre yanınızda kalıp, sizi dinlemek gerek' demişti, 'sizin kullandığınız 'hayat', 'düşünme', 'anlama' gibi kavramların günlük dile ait, anlamları çok açık sözcükler gibi olduğunu sanırdım. Oysa, anlıyorum ki, siz bunlarla bambaşka şeyleri kastediyormuşsunuz!). anlamanın önemli bir boyutu, zaman içinde yüz yüze ilişkilerle gerçekleşir. Kitaplar okuyup öğrenemediğimiz kimi şeyleri, bir konuşma sırasında çabucak kavrayabiliriz.
Onları anlayamadığım için beni anlayamayan öğrencilerime anlayamayanlarım diyorum. Anlayamayanlarım bir açıdan ikiye ayrılabilir: Farkında olanlar ve farkında olmayanlar. Farkında olmayanlar için yapılabilecek çok fazla şey yok. Anlamadığını anlamamak, üstelik anlamadığı halde anladığını sanmak, gafletlerin en büyüğü olsa gerek. Yine de insan, bu konuda kolayca yanılabilir. Yıllar önce, öğrenciyken, anladığımızı sandığımız konuları, örneğin, o konuların öğretmeni olduğumuzda anlamadığımızı görürüz. Anlamak açık uçlu bir kavramdır, 'tamam, ben anladım ve bu konuyu kapattım' demek, çok zordur. Her anlama geçicidir: Örneğin, ömrümüz çok uzun olsaydı, bugün anladığımızı sandığımız birçok şeyi anlamadığımızı anlayacaktık!
Anlamadığını fark edenlerin bir bölümü, ortada anlaşılması gerekli bir şeyin olmadığını düşünenlerdir. Anlamamışlardır, çünkü ortada anlaşılması gerekli bir şey yoktur. Bir diğer grup, ön yargılarını kıramayıp, anlatılanlardaki farklılığı, yeniliği göremeyenlerden oluşuyor. Kafalarındaki kalıplar çok katı olduğu için, öğretilen konuyu merak edemiyorlar. Diğer bir küme, antipati duyanlardan oluşuyor. Eğer konuya ya da konuyu anlatana bir sevgi duymazsanız, anlamaya açılacak kapı ve pencerelerinizi kaybedebilirsiniz. Ekonomik durumu yerinde, zeki, nice insanın yeni bilgilere ulaşamamasının böyle bir nedeni de var: Sevgisizlik! Sizden özel ilgi bekleyen, ancak onlarla ilgilendiğinizde, anlattığınızla ilgilenmeye hazır öğrenciler vardır. İlgi odağı olmaya çabalayan bu ilginç kişilerin bir bölümü anlattığınızla değil de sizle ilgilidirler. Bu açıdan, öğretmen olarak bu tür anlayamayanlarınıza karşı dikkatli olmak durumundasınız: Onları anlattıklarınızı anlamaya götüren yola, onlarla yolculuk arkadaşlığı yaparak çağırabilirsiniz. Anlamayı bilmek, anlamaya istekli olmak anlamaya hazır olmakla olanaklıdır. Anlamak, bir bilgi ve deneyim birikiminden kaynaklanan bir donanım gerektirir. Bu donanımla, kendi kendinizi anlamaya çalıştığınız konuya açık tutmayı başarabilmelisiniz. Duvarlarını yıkmaya niyetli, bu konuda çaba harcamaya gönüllü, sabır ve direnç gücü olan insanlar, anlama ufuklarını genişletebilirler. Bu da her şeyden önce, dinlemeyi ve okumayı öğrenmekle sağlanabilir.
Anlayamayanlarımı anlamaya çabaladıkça, umutsuzluğa düştüğüm olmuyor değil: Felsefe, edebiyat, bilim ve düşünce alanında onların sayısının çok fazla olduğunu görüyorum. Ben onları anladıkça, tuhaf ve paradoksal biçimde, sayılarının giderek artacağını düşünüyorum. Yine de onların diliyle, kendimi anlatmayı ölünceye kadar dek sürdürmeyi deneyeceğim. (Bu yazımın da büyük bir bölümünü anlayamayacaklarını düşünüyorum!)

<p>Peki, önümüzdeki günlerde Paşinyan'ı neler bekliyor?  Azerbaycan-Ermenistan hattında neler yaşanı

İskender füzesi iddiasının sebebi ne?

Dünyanın en büyük tam panoramik müzesi 1 milyon ziyaretçi ağırladı

Mavi vatan nöbetinde geçen yıl 12 bin 655 hayat kurtarıldı

Bakan Karaismailoğlu, Filyos Limanı'nda incelemelerde bulundu