• $13,4726
  • €15,2894
  • 793.592
  • 2011.16
2 Mart 2014 Pazar 02:00 | Son Güncelleme:

Bak, mesela bende hiç para yok

Bak, mesela bende hiç para yok

Sanatçı değil, politikacı değil ama ünlü…

MEZİN DEDEYİ / mezin.dedeyi@aksam.com.tr
Fotoğraf: UYGAR TAYLAN


Sebebini kendi de bilmiyor ama ünlü dostlarının bunda payı var elbette. Yıllarca Paris’te moda üzerine çalışmış. Ajda Pekkan’ın Paris alışverişlerine kılavuzluk etmiş, stilinde büyük pay sahibi. Rahmi Koç’un 60 yıllık yalı arkadaşı, Hıncal Uluç’un en yakın dostu. ‘Şapkalı Adam’ dendiğinde aklımıza ilk onun ismi geliyor. Gerçekten de ‘şapkasız çıktığını’ gören yok. Hep şapkalarıyla ve dostluklarıyla gündeme gelse de çok nevi şahsına münhasır bir adam. Sosyete denilen camianın en sevdiği insanlardan biri ama onun pek umurunda değil. “Artık o kadar çok yeni zengin var ki, sonradan görmelik aldı başını gitti. Takıp takıştırmakla hiçbir şey olunmaz.  Benim için para önemli değil, asil bir duruşu olsun, fakir olsun. Bak, mesela bende hiç para yok” diyor. 

Sizi tanıyalım istiyorum… Şapkaları ve dostlukları dışında kimdir Ertekin Dinçay? 
Tanıştırayım o zaman. Ben Ertekin Dinçay 1927 Sarıyer doğumluyum. Bir hâkimin oğluyum. Modayla uğraşıyorum. Ortaköy’de bir kafem var. Çeşitli konseptleri denedikten sonra, modern bir kahve içinde et ve tavuk döner ikram ediyorum. Şimdi bir de dekorasyon bürosu kuruyorum. Kafe ve restoranlara dekorasyon yapacağız. Bir kere evlenip ayrıldım bir torunum var. İsmimi eski Ulaştırma Bakanı Ali Çetinkaya koymuş. İki kardeşiz, bir kız kardeşim var.

Hep “Sanatçı değil, politikacı değil. Neden bu kadar ünlü, bu kadar seviliyor Ertekin Bey?” diyorlar. Neden gerçekten?
Samimi söyleyeyim onu ben de bilmiyorum. ‘Herkesle ahbabım, burnu büyüklüğüm yok. Büyükle büyük, küçükle küçük olabiliyorum’ diyeceğim ama beni tanıyanlar öyle olmadığımı bilirler (gülüyor). 

Nasıl bir ailede ve sosyal çevrede     yetiştiniz biraz anlatır mısınız? 
Babam Halk Partisi’nden Isparta ve Kütahya Milletvekili. Biz o zaman Sarıyer’de Rahmi Koç’un şimdi müze yaptığı yalının yanındaki yalıda oturuyorduk. Eski Sarıyerliyim yani. Orada doğup büyümüşüm. Babam gayet modern bir adamdı. Kafalarımız çok uyuşurdu. Aynı zamanda çok da şık bir adamdı, giyinmeye meraklıydı. Bana da ondan geçti bu merak. Çok hoş sohbet olduğu için davetlerin vazgeçilmez ismiydi. Annem ev hanımıydı ama o da çok sosyal bir kişilikti.

Ne güzel yerde doğmuşsunuz…
Çok güzeldi... İstanbul’un ve Boğaz’ın en güzel, en çok rağbet gören semtlerinden biriydi. Kalburüstü aileler Yeniköy, Tarabya ve Sarıyer’i tercih ederdi. En yakın arkadaşım Rahmi Koç’la meşhur ‘Beyaz Park’ta yürüyüşe çıkardık sabahları. Eskiye göre çok şey değişti Sarıyer’de. Daha şehir gibi oldu, şimdi eskisi kadar elit değil.

Nerede okudunuz?
Fransız mektebini bitirdim Saint-Joseph’i. 

Sonra?
Hayatımın büyük bölümünde modayla uğraştım. En sevdiğim hobi ve iş koludur dekorasyon ve moda. Mektebi bitirince İstanbul’da moda işindeydim. Erkek ve kadın kıyafetleri tasarlayıp, küçük çapta ürettiriyordum. Turizm Bakanı Nihat Kürşat zamanında Paris’te her sene yapılan turizm fuarının standını ben yaptım. Her memleketin temsil edildiği fuarda bizim stand en güzel stant seçildi. Bunun üzerine Türkiye’nin Paris Başkonsolosu Nevin Menemencioğlu’ndan Fransa’daki Türk etkinliklerinin dekorasyonunu yapma teklifi geldi. Paris’te kalma kararı alıp İstanbul’a döndüm ve işleri tasfiye ettim. Nevin Menemencioğlu’ndan sonra İsmet Sezgin’in kardeşi  Mukadder Sezgin’in zamanında da Türk stantlarını ben yaptım. 

Kaç yıl yaşadınız orada?
25 sene… Konsolosluk işlerini yapmak üzere kaldım ama tabii senede üç beş stand kurmakla olmaz. Boş durmadım ve Paris’te moda ve dekorasyonla ilgili başka ne iş yapabilirim diye bakınmaya başladım. İlk özel işim Yves Saint Laurant’ın vitrinlerini yapmaktı. Sonra devamı geldi. Ayrıca başta Ajda Pekkan olmak üzere Paris’e gelen Türk arkadaşlarımın giyim kuşam seçimlerine yardım ediyordum. Rahmi (Koç), Belma (Simavi), Ferhunde (Verdi), Yavuz Demir gibi yakın arkadaşlarım Paris’e her geldiklerinde beraber olurduk.

Orada bayağı ünlüymüşsünüz…
Bir hayli. Giydiğim kıyafetler ve tarzımla adımdan söz ettirmeye başladım. E yakışıklılık da var tabii (gülüyor).

Biraz anlatır mısınız o günleri?
Avenue Montaigne’de Plaza Oteli’nin karşısında her zaman gittiğim bir bar vardı, ‘Bar de Theatre’... Prenses Süreyya, Jean Paul Belmondo, Alain Delon gibi isimler barın müdavimleriydi. Bir gün Belmondo’yla yan yana duruyorum; gelen giden beni öpüyor. Belmondo dayanamadı, yanıma geldi, “Ya ben bu kadar meşhurum, kimse gelip beni öpmüyor. Sen kimsin?” dedi. Sonra yakın ahbap olduk.  

Görüşüyor musunuz?
Belmondo’yla görüşüyorum, Alain Delon’la görüşmüyorum.

Paris’te yaşadığınız dönemde inanılmaz bir sevgi varmış size karşı…
Valla seviyorlardı. Hatta geçtiğimiz senelerde Hıncal (Uluç) köşesinde yazdı; beraber Paris’e gitmiştik, gittiğimiz kulüpte kapıda karşıladılar beni... Düşün 30 sene sonra hâlâ unutulmamışım... 

Bizi nasıl biliyorlardı?
Bizi tanımıyorlardı. Alaturkayız tabii ama medeniyiz. Medeniyet kısmını bilmiyorlardı. Prenses Caroline yakın arkadaşımdı, bir davetine katıldım. Orada Türk olduğuma inandıramadım insanları, o derece yani... 

O imajın yıkılmasında etkiniz         oldu sanırım değil mi?
E tabii...  Hatta onların bu kadar kendilerine dönük olmasıyla ve başka milletleri tanımamalarıyla alay ediyordum. Şaşırdılar ama anladılar ki Türk kadını da erkeği de şık ve sosyal... Eskiden dünya bu kadar küçük değildi; bir yerden bir yere gitmek hem uzun hem meşakkatliydi. Yurtdışına fazla çıkılmazdı... Yalnız bizde değil, bütün dünyada sadece mavi kan, parası pulu olan yurtdışı görürdü. Ne yapsın, Fransızlar da bizi bilmiyorlardı. 

Siz ne değiştirdiniz Paris’te?         Nasıl bir imza attınız?
Doğrusu ben bir şey değiştirmedim ama bir sürü Fransız’a özellikle giyim tarzı konusunda ilham kaynağı oldum tabii. İmza demeyelim de tarzım hep konuşuldu. Zaten duruşum yüzünden herkes benimle arkadaş olmak istiyordu. Hoş sohbet ve eğlenceliyimdir...

‘ŞAPKALI ADAM’ DENİLİNCE              AKLINIZA KİM GELİYOR?
Kaç tane şapkanız var Ertekin Bey?

50-60 tane vardır. 

‘Ben hep şapkayla yaşayacağım’ kararını ne zaman verdiniz?
Bunu ben bile hatırlamıyorum ama en aşağı 20-25 sene öncesine dayanıyor. Alışmışım hep şapkayla yaşamaya, olmayınca çıplak hissediyorum.

Özel bir anlamı var mı şapka takmanızın?
Hiçbir anlama gelmiyor. Yakıştırıyorum kendime sadece. Bir de baksanıza, ‘şapkalı adam’ denince aklınıza kim gelir?

İstiyorlar mı şapkalarınızı sizden?
Bir zamanlar istiyorlardı, veriyordum. Artık vermiyorum çünkü benim için hepsinin ayrı bir hatırası var. Epey eksiliyordu, o kadar çok isteyen oluyordu ki.

Basında Rahmi Koç’un doğum günlerinizde aldığı hediyelerle anılıyorsunuz…
Niye onun bana aldığı hediyelerle anılayım canım? Rahmi benim 60 yıllık dostum. Doğum günlerimizde birbirimize hediye alırız. Onun haricinde ne hediyesi vermişiz ki birbirimize?

Dostluğunuzun temeli nereye dayanıyor?
60 sene öncesine... Sarıyer’de evlerimiz yan yanaydı... 

Hiç küsmediniz mi?
Hayır, neden küselim. Küsmek erkeklere göre bir iş değildir.

Hıncal Uluç’la da çok yakın arkadaşsınız…
Evet, çok iyi arkadaşımdır. Beni çok sevdiği ve düşündüğü için bazen kızar ama her zaman haklıdır. Bugüne kadar hiç haksız yere kızmadı. Ve şunu da söyleyeyim, Hıncal gibi bir dost çok az bulunur. 

Peki, bunun üzerine hemen bir şey sormak istiyorum dostluk sizin için ne anlama geliyor?
Hayat boyu insanların iyi anları da olur kötü anları da. Bizde insanlar kötü anlarda yok olur. Oysa dost kötü günde de yanında olan kişidir. Hıncal da öyledir.

Niye bu kadar çok seviliyorsunuz?
Menfaat karşılığında ahbaplık yapmıyorum. Dobrayımdır, yalan söylemem. Çocuksuyumdur, eğlenceliyimdir. Hayatı ne kendime ne de başkasına zindan etmem; karamsarlığım hiç yoktur.

GECE HAYATI SONRADAN         GÖRMELERLE DOLDU
Gece hayatını seviyor musunuz?

Hayır. Ben güne erken başlarım ve hayatı hiç kaçırmam. Gezmeye tozmaya, insanlarla sosyalleşmeye bayılıyorum. Eskiden daha çok gece hayatındaydım. Hem işim gereği hem de galiba daha klastı gece hayatı İstanbul’da. Herkes birbirini tanırdı. Artık o kadar çok yeni zengin var ki, sonradan görmelik aldı başını gitti. Zaten hakiki zenginler, doğuştan mavi kanlar sokağa fazla çıkmıyor. Kendi içlerinde eğlenmeyi tercih ediyorlar. Şimdi çıkanların çoğu sonradan görmüş veya kendilerini tanıtmak için para sarf eden tipler.

Siz Türkiye’deki sosyete kavramına     inanıyor musunuz?
Türkiye’de görgülü, eski aileler var tabii. Ama maalesef sosyete anlayışımız da değişti. Cebi para gören, azıcık giyinip, ortalıkta gözükenleri magazin basını ‘sosyete’ ilan ediyor. Bence tamamen basının köpürtmesi... Saçma bir şey.
Pahalı elbiseler giymek, pahalı mücevherler takmakla sosyete olunmuyor yani…
Hiç alakası yok. Takıp takıştırmakla hiçbir şey olunmaz. Benim için para önemli değil, asil bir duruşu olsun, fakir olsun. Bak mesela bende hiç para yok (gülüyor).

Eski zenginlerle yeni zenginler     arasında nasıl bir fark var?
Bir olmamışlık, bir oturmamışlık var. Neden bilmiyorum, daha doğrusu bu konuya fazla kafa yormamıştım.

Tarzını nasıl buluyorsunuz onların?
Valla ben onların tarzına bakmıyorum. Niye bakayım? Bizde en fena taraf o…Herkes birbirine bakıp ona özeniyor. Ben kimseye bakarak giyinmem. Bu iş, parayla pulla giyinmek değil. 10 tane olacağına bir tane olur ama uzun ömürlü olur, klasik olur.

Siz çok şıksınız zaten…
Teşekkür ederim. Kendime bakarım ve şık olmayı severim ama evvela içinde rahat etmeliyim.

Camiada var mı çok şık bulduğunuz biri?
Ferhunde Verdi’yi çok beğenirim. Bir de Belma Simavi’yi şık bulurum. Arkadaşlarım ne de olsa…

Birçok ünlüyü giydirdiğinizi de biliyorum, başta Ajda Pekkan olmak üzere.
Giydirmek demeyelim tabii ama özellikle Paris’e geldiği zamanlar fikrimi çok sormuştur. Hem yakın arkadaştık, birbirimizi çok severdik hem de yakın otururduk. Hâl böyle olunca, benim de en sevdiğim şeylerden biri tabii, birlikte alışverişe çıkardık.

Türkiye’nin en zarif kadını diyebilir miyiz?
Ajda başkadır tabii ama Türkiye’de birçok zarif kadın var.

Peki, yurtdışında Türkiye’yi temsil eden önemli modacılarımız var siz         nasıl buluyorsunuz?
Valla hiç bakmıyorum. En yakın arkadaşlarımdan Vural (Gökçaylı), onu beğenirim modacı olarak.

YAŞ FARKI ÖNEMLİ DEĞİL
Hayat felsefeniz nedir?
Benim için hayat, benim yaşadığım hayattır. Benim doğrularım doğrudur. ‘Kim ne düşünür, arkamdan ne der’ diye düşünmem, telaş etmem. Hiçbir zaman etraf için yaşamadım, kendim için yaşıyorum. Yaşım 87, hâlâ aşka aşığım mesela... Canım çekerse evlenebilirim bile... Kime ne?

Niye bir daha evlenmediniz, mesleki anlamda başarılısınız,  yakışıklısınız, karizmatiksiniz?
Valla evlenmek ihtiyacını duymadım. Benim hem arkadaşlarım, hem sevgililerim vardı. Hiçbir dönem yalnızlık hissetmedim. Âşık olmak, flört etmek için illa evlilik gerekmiyor. Ayrıca dostluk ve arkadaşlık benim için daha önemli.

2010’da sizinle röportaj yapmışlar 25 yaşında biriyle birlikteyim demişsiniz…
Unuttum, kimdi acaba...?  O kadar çok genç sevgilim oldu ki... Benim için yaş önemli değil, önemli olan kafaların uyması. Ayrıca kendimden 40 -50 yaş küçüklerle daha iyi anlaşıyorum. Şimdi 80 yaşında bir kadınla beraber olsam bana ayak uydurabilir mi? Bir defa enerjim onu yorar...

Peki, bu genç hanımların duygularında samimi olduklarına inanıyor musunuz?
Bana fark etmez, ben anı yaşıyorum. Bu saatten sonra da kimseyi nikâhıma alacak değilim.

Şu anda bir ilişkiniz var mı?
Şu an kimse yok.

Kendi yaş grubunuzdan birisine âşık olur musunuz? 
Bu zamana kadar olmadığım için bundan sonra da olmam 

Aşkı tarif etmenizi istesem…
Aşkın da tarifi yok.  Bence toyluktur, heyecandır. Vallahi ‘aşka âşığım’ diyorum ama tam manasıyla âşık olduğumu da sanmıyorum. Tutkuyla karışmış olabilir. İkisi birbirine karıştırılabiliyor zaten.

Türk savunma sanayisi geliştirdi... İlk görev yeri kutuplar olacak
Türk savunma sanayisi geliştirdi... İlk görev yeri kutuplar olacak

Türk savunma sanayisi geliştirdi... İlk görev yeri kutuplar olacak

Fatih Sultan Mehmet Trabzon'u fethederken kullanmıştı... Fetih rotası için çalışma başladı
Fatih Sultan Mehmet Trabzon'u fethederken kullanmıştı... Fetih rotası için çalışma başladı

Fatih Sultan Mehmet Trabzon'u fethederken kullanmıştı... Fetih rotası için çalışma başladı

Akıncı'ya müthiş özellik: MAM-T mühimmatı envantere girdi
Akıncı'ya müthiş özellik: MAM-T mühimmatı envantere girdi

Akıncı'ya müthiş özellik: MAM-T mühimmatı envantere girdi

<p class='MsoNormal'>Top ustası bu sevimli köpeği mutlaka 'GÖRMELİSİN'</p>

Top ustası sevimli köpeği GÖRMELİSİN

Beyaz örtü her yeri sardı! İşte Türkiye'den kar manzaraları

Piton ve timsahın ölümcül mücadelesi! Görenler dehşete kapıldı

Vücudu koruyup virüsleri öldürüyor! İşte o muhteşem besin ve faydaları