• $16,192
  • €17,4658
  • 965.283
  • 2438.84
13 Mart 2015 Cuma 02:00 | Son Güncelleme:

Yeraltından Notlar

Yeraltından Notlar

Yeraltı edebiyatının kökenlerini araştırırken on dokuzuncu yüzyılın Gotik edebiyatına kadar uzanmak mümkün.

Celil Civan
kitap.eki@aksam.com.tr

Modernliğin, aydınlanma düşüncesinin ve sanayinin yükseldiği bu dönemde Gotik edebiyatın ortaya çıkması ilk bakışta şaşırtıcı olsa gerek. Akıl ve bilimin öne çıktığı böylesi bir süreçte hayaletler, tekinsiz yaratıklar ve vampirler gibi “bilimdışı” şeylerden söz eden bir edebiyat nasıl ve neden doğmuştu? Aydınlanmanın mekanik rasyonelliğine karşı çıkan romantikliğe kadar uzanan Gotik edebiyat, modernliğin yeşerdiği döneme karşı “gerici” bir hareketten çok aslında modernliğin “bilinçdışıydı.” Sloven düşünür Mladen Dolar “Lacan and The Uncanny” (Lacan ve Tekinsiz) isimli makalesinde akıldışı görünen tekinsizliğin modernliğin karşısında yer almadığını, tam aksine onun çekirdeğinde mevcut bulunduğunu söyler. Dolayısıyla Batı modernliği aynı anda kendi tekinsiz ikizini de yaratmıştı.
Söz konusu modernlikle ilişkiyi yeraltı edebiyatının daha başka dönemlerdeki ilham kaynaklarında da görebiliriz. Dostoyevski’den Varoluşçuluk’a ve absürd edebiyata kadar söz konusu yeraltı literatürünü etkileyen akımlar, aynı zamanda modernliğe getirdikleri eleştiriyle de dikkat çeker. Akla karşı akıldışını, topluma karşı bireyi, toplumsal iyiye karşı bireysel kötücülüğü, medeniyete karşı ilkelliği tercih eden yazarlar yeraltı edebiyatçılarını etkilemiş, dahası onların sadece yazınsal düzeyde değil, yaşamsal düzeyde de söz konusu tercihlerden yana olduklarını göstermiştir. Bunun anlamı ise toplumun dışında, geleneklerin dışında ve elbette yüksek edebiyatın dışında durmaktır. Bu bakımdan Louis-Ferdinand Céline ile Henry Miller’ın yeraltı yazarlarını en çok etkileyen isimlerden olması rastlantı değildir. Hem Céline hem de Miller yazdıkları kadar yaşadıklarıyla da tesir bırakmıştır. Bu iki yazarın söz konusu edebiyatı etkilemesinin en önemli özelliklerinden biriyse yaşamak ile yazmak arasındaki ayrımı müphem kılmış olmalarıdır. Kurmaca ile kurmaca dışını bir araya getiren Céline ve Miller gündelik hayatın dilini dışlayan yüksek edebiyatın karşısında alt sınıfların, bohemlerin, dışlanmışların hayatını anlatmakla kalmamış onların diliyle yazmışlardı. Böylesi bir yazınsal tavır dolaylı da olsa siyasi bir tavrı da gösteriyordu. Céline 1. Dünya Savaşı sürecinde ve sonrasında yıkılan ve yozlaşan Avrupa’yı anlatırken Miller, 2. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasındaki Batı dünyasının bohem yüzünü kaleme alıyordu. Benzer durumu her iki yazardan da etkilenen Beat Kuşağı’nda ve Bukowski gibi yazarlarda da görmek mümkün. Bahsi geçen yazarlar, 2. Dünya Savaşı sonrası Amerika’sını anlatırken eleştirel ve mizahi bir dille Amerikan Rüyasının gerçek yüzünü, Amerika’nın bilinçdışını gösteriyorlardı. Yeraltı yazarları, zengin, kültürlü, muhafazakâr ve sağlıklı toplumun karşısına ayyaşları, cinsel serbestlik yaşayanları, jankileri ve kaybedenleri koyuyorlardı. Dolayısıyla yeraltı edebiyatından söz ediyorsak; toplumsal yapıya ve söz konusu toplumsal yapının bir parçası olan edebiyata karşı duruşu da dile getirmek gerekir. Yeraltı edebiyatının düşünsel düzlemde mevcut toplumsal-kültürel yapının dışında olduğunu söyleyebildiğimiz gibi maddi düzlemde de mevcut siyasi-iktisadi yapının dışında olduğunu söyleyebiliriz.

DOKSAN SONRASI SÖZ PATLAMASI

Ülkemizde doksanlardan sonra yeraltı edebiyatıyla bu edebiyata özgü “söylemin” ilgi gördüğü söylenebilir. Söylem kelimesini özellikle vurguluyorum, zira yeraltı edebiyatına dair fikri ve maddi hiçbir unsura sahip olmasa da bu söylemi kullanan bir kitleden söz edilebilir. Doksan sonrasında orta-üst orta sınıftan gelen, üniversite eğitimi almış, iyi bir işte çalışan beyaz yakalı genç bir kitle, toplumun, kültürün ve mevcut iktisadi yapının dışında olmasalar da yeraltının dilini kendilerini ifade etmek için kullandılar. Seksen sonrasının apolitikliginden çok, ülkedeki siyasi dili, ideolojik argümanları yeterli bulmayan, siyasal ve kitlesel bir mücadeleden çok bireysel bir patlama gösteren, siyasete uzak olsa da sol ve seküler bir zihne sahip söz konusu genç kitle, yeraltı edebiyatının dilinde bireysel özgürlüğün büyük kentlerdeki gece hayatının karşılığını buldu. Sağcılık veya solculuk gibi görece sınırlı kimliklerden ziyade “loser” olmayı, siyasi bir mücadele yerine gece hayatı yaşamayı, slogan yerine “trip” atmayı tercih ettiler. Bu dönemde Bukowski, Boris Vian ve Beat kuşağı yazarlarının kitapları yayımlandı, Türk edebiyatında bir köken arama kaygısıyla Oğuz Atay ve Yusuf Atılgan gibi yazarlar yeniden keşfedildi, arkasında bankaların, holdinglerin olduğu yayınevleri yeraltı şairlerinin, romancılarının kitaplarını bastı. Oysa yeraltı edebiyatı, küçük çaplı dergilerden, yayınevlerinden çıkmıştı ve yeraltı yazarları best-seller değillerdi. Beat Kuşağı gibi sonradan “ana akım” haline gelebilir, Bukowski gibi popüler olabilirlerdi ama başlangıçta kurulu iktisadi ve edebi yapının dışındaydılar. Dolayısıyla büyük yayınevlerinin yeraltı edebiyatı yayımlaması, büyük kitapçıların “yeraltı edebiyatı” diye ayrı bir raf açması kapitalizmin kötü bir şakasıydı.

ÖYLEYMİŞ ÇÜNKÜ BÖYLEYMİŞ

Kurulduğu tarihten bu yana Boris Vian, William Burroughs, Richard Brautigan, Philip K. Dick ve Mark Hodder gibi isimlerin kitaplarını yayımlayarak yeraltı ve bilim-kurgu literatürüne katkı sağlayan Altıkırkbeş Yayın, son dönemde yerli yazarlara daha fazla yer vermekte. Reziller (Alper Çeker), Gregor (Devrim Altıkulaç) gibi kitaplar yüksek edebiyata özgü özenli bir dil ve anlatım kaygısı taşımamaları, toplumun dışında kalmış karakterlerin hikâyelerini anlatmaları, sert ve mizahi sahnelere yer vermeleriyle yerli bir yeraltı edebiyatının imkânlarını araştırıyor. Alper Çeker’in Reziller isimli romanıysa bahsettiğim kapitalizmin kötü şakasına bir örnek olarak gösterilebilir. Dili, anlatımı ve mizahıyla son dönemde Murat Menteş, Alper Canıgüz gibi yazarların kitaplarına yakın bir damardan beslenen eser, diğerleri gibi “Türk edebiyatı” kategorisinde değil de “Yeraltı edebiyatı” kategorisinde gösteriliyor. Buradan da kitabevlerinin tercihlerini biçim ve içerikten ziyade yayınevinin gücüne göre şekillendirdiği anlaşılıyor.
Altıkırkbeş Yayın’ın “Bahama Kuşkusu Serisi”nden çıkan Kaan Çaydamlı’nın yazdığı Mustafa Nusa’nın Hikâyesi gerçek ile kurmaca arasında alegorik bir hikâyeyi temeline alsa da her sayfada söz konusu alegoriyi alt üst ederek “edebiyat yapmaktan” kaçınıyor. Tanıdık coğrafyaların izlerini taşıyan kitap, yazınsallıkla yazınsal-dışını kesiştiriyor, doksan sonrasının söz patlamasını, dolaysız mizahını ve anlamdan çok anlamsızlığı öne çıkaran dilini kullanıyor. Aynı seriden çıkan diğer bir kitap olan Göl, yeraltı edebiyatıyla fantastik edebiyatı bir araya getiriyor. Uzak bir bölgedeki göle gelen bir adam, hayatının kalanını burada geçirmeye karar verse de neden buraya geldiğini, burada ne yapacağını bilemiyor. Hikâye ilerledikçe gölün etrafında başkalarının da yaşadığını fark eden kahraman, bir süre sonra kendisinin yazarı ölmüş bir romanın kahramanı olduğunu öğrenince hayat ve edebiyat üzerine sorular sormaya başlıyor. 

2023'ün ilk çeyreğinde kullanıma başlanacak! Karadeniz Gazı için 3'ü sondaj 16 gemi çalışıyor
2023'ün ilk çeyreğinde kullanıma başlanacak! Karadeniz Gazı için 3'ü sondaj 16 gemi çalışıyor

2023'ün ilk çeyreğinde kullanıma başlanacak! Karadeniz Gazı için 3'ü sondaj 16 gemi çalışıyor

Dünyanın en büyük beşinci şehir parkı olacak! 145 bin 300 ağaç dikilecek
Dünyanın en büyük beşinci şehir parkı olacak! 145 bin 300 ağaç dikilecek

Dünyanın en büyük beşinci şehir parkı olacak! 145 bin 300 ağaç dikilecek

Bakan Kurum duyurdu: 'Evi olmayanlar kira öder gibi ev sahibi olacak'
Bakan Kurum duyurdu: 'Evi olmayanlar kira öder gibi ev sahibi olacak'

Bakan Kurum duyurdu: "Evi olmayanlar kira öder gibi ev sahibi olacak"

<p>10. Uluslararası Fetih Kupası kapsamında Tokyo 2020 Paralimpik Oyunları 2'ncisi Milli sporcumuz N

Tokyo 2020 Paralimpik Oyunları 2'ncisi Milli sporcumuz Nihat Türkmenoğlu ile hedeflerini konuştuk

7 bin yıllık buğday Diyarbakır'da boy gösterdi! Çiftçiler 'Buğday sorunu kalmayacak' dedi

Lamborghini Sian FKP 37 modeli İstanbul'da! LEGO'ları kullanarak yaptılar

Azerbaycan'da TEKNOFEST heyecanı! Başkan Erdoğan festivalde konuşma yaptı