• $16,192
  • €17,4658
  • 965.283
  • 2438.84
10 Nisan 2015 Cuma 02:00 | Son Güncelleme:

Acıya rağmen karanlığın içinde umut var

Acıya rağmen karanlığın içinde umut var

Burhan Sönmez, “Kuzey” ve “Masumlar”dan sonra “İstanbul İstanbul” adlı kitabını İletişim Yayınları’ndan çıkardı.

Acının ve her şeye rağmen umudun yörüngesinde dönen bir kenti “İstanbul İstanbul” adlı romanıyla yeniden yaratan yazar, “Karanlığın içindeki umut kendini hissettiriyor” diyor.

Emre Bayın
kitap.eki@aksam.com.tr

Tanpınar’ın Beş Şehir’i, edebiyatımızdaki şehir anlatılarının ilk akla geleni. Ona ek olarak İstanbul bir sürü şiire, öyküye de konu olmuş. Bu yüzden İstanbul İstanbul edebiyat tarihi açısından da önemli... Romanı yazarken Türkçenin edebi geçmişinden ne derece faydalandınız?

Türkçe edebiyatın son yüz yılı birkaç merkezde gelişmiş ise bu merkezlerden biri İstanbul tema’sıdır. Çağ değişimi sırasında edebiyat da kendince yeni bakışlar edinirken, İstanbul’a dair romanlarda birkaç unsurun yanı sıra özellikle “zaman” algısı özel bir yer edindi. Modernleşme, Batılılaşma ve hızlı toplumsal değişim sürecinde, romanlarımız genelde, zamanı iki farklı düzeyde içerir oldu: Bir yanda geçmiş zaman, diğer yanda şimdiki zaman yer aldı. Bu iki zaman arasındaki gerilim, neredeyse bir uçuruma dönüştü ve orada çokça özlem çıktı ortaya, geçmişe özlem... Modern roman, zamanı bölmek yerine onu şimdiki an içinde bütünleştirmek gibi bir yol izlerken, bizim edebiyattaki İstanbul algımız böyle bir ağırlığa her zaman sahip olmadı. Ben bu nokta üzerinde düşünürken, zamanı bütünleştirme, şimdiki an içinde tekleştirme ihtiyacımız olduğunu; İstanbul’un bu bakışla ifade edilmesi gerektiğini hissettim. İstanbul İstanbul’u yazarken, geçmiş edebiyatımızın bir yandan yaklaşılması diğer yandan da uzak durulması gereken yerlerini kendimce tayin edip ona göre bir anlatım yolu izledim.

İstanbul İstanbul  “10” günü anlatıyor. Bu 10 gün içerisinde, iç içe geçmiş onlarca hikaye var. Romanla ilgili yazılarda, romanın bu yönüyle, Decameron ve Binbir Gece Masalları arasında bağ kurulmaya çalışılıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Mesela Decameron ve İstanbul İstanbul’u nasıl karşılaştırırsınız?

Yazdığım roman bir tür İstanbul Decameron olsun istedim, ama ikisinin aynı şey olmayacağını bilerek yaptım bunu. Çünkü bunlar duygusal yoğunluk noktaları farklı iki anlatı. Decameron’da, artık ölümden kurtulmuş insanların rahatlığı hikayelere yayılırken, İstanbul İstanbul’da tam tersine ölüme fazlasıyla yaklaşmış insanların hikayeleri vardır. Ayrıca, Decameron’da, yalnızca kahramanların anlattığı hikayeler söz konusu iken, İstanbul İstanbul’da kahramanların kendi hayatlarına dair yanlar da yer alır.

Romanın bir yerinde, Öğrenci Demirtay, “Çok güldük, başımıza kötü bir şey mi gelecek?” diye soruyor.  Bir hücrede, işkence görürken başına gelecek daha kötü bir şey olabileceğine inanıyor. Roman aslında, kara bir anlatı gibi gözükse de, bu ve benzer özellikleriyle bir umudu yaymaya da çalışıyor, yanılıyor muyum?

Ben de sizin gibi hissediyorum. Oradaki acıya ve umutsuzluğa rağmen, acının içindeki kahkaha ve karanlığın içindeki umut, kendini hissettiriyor.

Romanda, kahramanlar hücrede çektikleri acıları hemen hemen hiç anlatmıyorlar. Biz onların anlattıkları farklı şeylerden, kafamızda bir dünya kuruyoruz. Bu dünyadaki acıyı hissediyoruz. Sizce, acı anlatılabilir mi?

Acıyı anlatmanın pek çok yolu varsa, ondan hiç söz etmeden anlatmak bazen en etkili yoldur. Bu romanda, acının varlığını hissettirmeyi, ama bir iki yer dışında onu hiç anlatmamayı tercih ettim. Demir kapının sesini duymak, acının kendisini yeterince anlatsın istedim.

Roman kahramanları, çoğu durumda oldu gibi, konu İstanbul olunca da hayal ve gerçek arasında gidip geliyorlar. Sizin İstanbul’unuz hangisine daha yakın?

Benim İstanbul’um... Bu ifade bile güzel: “Benim İstanbul’um...” Etrafımızı saran şu gerçek hayatın içinde daima bir hayal yer alır. Ve sonra, o hayalin içinde saklı olan ve bir gün canlanmayı bekleyen bir gerçek vardır. Benim İstanbul’um bazen birinde, bazen diğerindedir.

Son olarak,  roman dışı bir soruyla bitirelim… Burhan Sönmez’in başucu kitapları nelerdir? Benim okuyucularım “şunları da” okumuş olsalar ne iyi olur, dedikleriniz…

Okurlara öneride bulunamam. Herkes kendince güzel kitaplar okuyor zaten. Benim başucu kitaplarım dönem dönem değişir. Bu aralar Canetti’nin Kitle ve İktidar kitabı sık sık elime geliyor... Ara sıra rastgele bir Shakespeare kitabı alıp yeniden okumayı severim. Bu günlerde Hüseyin Kaytan’ın şiirlerini okuyorum...

Rusya ve ABD Türkiye'nin ardından geliyor... Tonu 40 bin dolar: Bir ilk olacak
Rusya ve ABD Türkiye'nin ardından geliyor... Tonu 40 bin dolar: Bir ilk olacak

Rusya ve ABD Türkiye'nin ardından geliyor... Tonu 40 bin dolar: Bir ilk olacak

3600 ek gösterge çalışması tamam! Maaşlar artacak
3600 ek gösterge çalışması tamam! Maaşlar artacak

3600 ek gösterge çalışması tamam! Maaşlar artacak

Denizde milli gurur! SİDA test atışlarıyla tam not aldı
Denizde milli gurur! SİDA test atışlarıyla tam not aldı

Denizde milli gurur! SİDA test atışlarıyla tam not aldı

<p>Hepimiz mutsuz olduğumuz belli olmasın diye gülümsemeyi kendimize maske ediniriz. Ama bazen bunu

Neden ‘sahte' güleriz? : Gizli Depresyon

pirinç tanelerini sanat eserine dönüştürüyor! Görenler şaşkınlığını gizleyemiyor

İOS 16 ne zaman geliyor? İşte iPhone'lara gelmesi beklenen yeni özellikler

Çanakkale denizinden çıkarıldı! 1614 adet temizlendi