HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 5,2784
  • 6,0331
  • 211.703
  • 92.832
SON DAKİKA HABERLERİ
Tümü
Reklamı Kapat

Türk aydınının CEZAEVİ ile imtihanı

Türk aydınlarının yolu her daim bir şekilde cezaevine çıktı. Hikmet Kıvılcımlı'dan Nazım Hikmet'e, Kemal Tahir'den İsmail Beşikçi'ye hepsi ömürlerinin 3, 5, 10, 20 yılını demir parmaklıklar ardında geçirdi.

x

GÜRKAN HACIR
Türkiye'nin aydınına hoyrat tavrı bugün de değişmedi. Öyle ki 8 kez cezaevine girip 17 yıl yatan Doğu Perinçek'in son mahpus arkadaşı oğlu oldu. Süreç Tuncay Özkan, Ahmet Şık, Nedim Şener ile sürüyor

Önce bir episodla başlayayım.  Yıl 1985.    Dünyaca ünlü İngiliz yazar Harold Pinter ve Amerikalı yazar Arthur Miller Pen Yazarlar Birliği adına Türkiye'ye ziyarete geldiler. Askeri cuntanın sislerinin dağılmadığı bir ülkeyi yerinde görmek ve yaşananları tüm dünya kamuoyuna yansıtmak istiyorlardı. Bu yüzden biraz da gizlice geliyorlardı. Bir gup Türk aydını da onları karşılayacaktı. Ankara'ya indiler. Birkaç görüşmenin ardından Türk yazarlar yabancı meslektaşları için akşam yemeği verdiler. Yer Ankara'nın ünlü Mülkiyeliler Birliği Lokali'ydi.
Uzunca bir masa hazırlandı. Pinter ve Miller'in dışında kimler yoktu ki masada. Aziz Nesin'den Demirtaş Ceyhun'a, Yalçın Küçük'e kadar. Yemeğin ortasında Pinter'in aklına tuhaf bir soru geldi. 'Aranızda hiç hapse girmemiş olan var mı' diye sordu.
Masada neredeyse 20'ye yakın Türk yazar vardı. Herkes birbirine şaşkınlıkla bakıyordu. Soru tuhaf gelmişti. Çünkü bu ülkede yazar olmanın neredeyse ilk koşulu cezaeviydi. Masadan tek bir el kalktı. 'Ben... Ben hiç girmedim' diyen ürkek bir ses duyuldu. Kafalar ona doğru çevrildi. Bu isim o yılların genç ve umut vaat eden yazarı Orhan Pamuk'tan başkası değildi.
Ne yazık ki Türkiye'de aydın olmanın bir şartıdır cezaevine girmiş olmak. Geçtiğimiz hafta Tuncay Özkan'ın cezaevinde yaşam taktiklerini anlattığı röportajını okuyunca (İpek Özbey - Akşam 16 Ekim Pazar Eki) düşündüm. Aydın olup da cezaevine girmeyen var mı diye... Ve aydınımızın cezaeviyle imtihanı geldi aklıma...
Bakın hırsıza vurguncuya, soyguncuya son derece şefkatli olan devletimiz aydınımıza nasıl hoyrat olmuş...

REKOR KIVILCIMLI'DA
Eğer Doktor Hikmet Kıvılcımlı'yı politik bir aksiyonerden çok bir yazar ve aydın olarak değerlendireceksek (ki yayınlanmış 100'e yakın kitabı vardır) hapis rekoru ondadır. Tam 22.5 yıl.
Cezaevi maratonu İstiklal mahkemesiyle başladı. Takrir-i Sükun Yasası'na muhalefetten 10 yıl kürek cezası aldı. Bir yıl yattı. Ardından 1927 TKP tutuklaması geldi. 3 ay da o davadan yattı. 1929'da yine TKP'nin ünlü İzmir davasından tam 4.5 yıl yattı. Sonra ünlü donanma davası geldi. Orduyu isyana teşvikten 1938'de tutuklandı. 15 yıl ağır hapis cezası aldı. Tam 12 yıl hapiste kaldı. Çıktığında yıl 1950 olmuştu. Yine 'rahat' durmadı. 1954'te Vatan Partisi'ni kurdu. 1957'de yine tutuklandı. 3 yıl hapiste kaldı.
Toplamda tam 22.5 yıl hapis yattı. Yani rekor Doktor'da...
Peki ya Aziz Nesin? Aziz Nesin'in cezaevi macerası askerde başladı. 1944'te Üsteğmen olarak görev yaptığı Safranbolu İstihkam bölüğünde izne gönderdiği bir erin iaşesini ve birliğin hemen yanındaki sürüden de iki keçiyi zimmetine geçirdiği iddiasıyla hapse atıldı. (1980'li yıllarda Kenan Evren bu mahkumiyeti hep kullandı. Aziz Nesin'den keçi hırsızı diye söz etti) Tabii aynı zamanda askerlikten de atıldı. Olayın gerçek olmadığı çok sonra anlaşıldı.
İkinci tutuklanması ise bir yazıdan oldu. Gazeteci Mehmet Barlas'ın babası milletvekili Cemil Barlas'a hitaben yazdığı 'Topunuzun köküne kibrit suyu' başlıklı yazıdan dolayı Sabahattin Ali ile birlikte tutuklandı. Marko Paşa'da yayınlanan yazı aslında Aziz Nesin'indi. Ancak yazı işleri müdürlüğünü Sabahattin Ali yaptığı için o da tutuklandı. Tutukluluk kısa sürdü. 2 ay sonra tahliye edildi. Tabii kaldığı yerden devam.

BASILMAMIŞ BROŞÜRE CEZA
1947 yine demir parmaklıklar arkasına gitti. Bu sefer gerekçe 'Nereye Gidiyoruz?' başlıklı broşürdü. 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bu hapisliğin gerekçesi de tam 'Aziz Nesin'likti. Broşür henüz basılmamıştı. Matbaada dizilirken matbaa polis tarafından basılmış, broşürler toplanmıştı. Yayın yoluyla suç işlediği iddia ediliyordu. İyi de yazı daha yayınlanmamıştı ki? Ama hemen ona da çözüm bulundu.
Nasıl olsa dizgici okumuştu. Dizgici
mahkemeye çağırıldı. Okudun mu bunları diye soruldu. Dizgici 'hayır okumadım' dedi. 'Nasıl olur okumadan mı dizdin bunları' diye üsteledi hakim. Dizgicinin verdiği cevap ironikti.
'Hakim bey ben her dizdiğimi okuyacak olsam profesör olurum. Burada ne işim var?' Aziz Bey düzmece bir iddianameyle tam 10 ay cezaevinde kaldı.
1950'de bir çeviri yaptığı için 16 ay hapse mahkum edildi. Bu kez adres Paşakapısı Cezaevi idi.
1955'te 6 - 7 Eylül olaylarının faili olarak tekrar tutuklandı. 6 ay hapiste kaldı. Sonra diğer aydınlar gibi hiçbir dahli olmadığı anlaşıldı. Serbest bırakıldı.
1961'de tekrar bir başka yazısından dolayı içeri atıldı. Bu sefer 2 ay tutuklu kaldı.

ŞAİRİN İKİNCİ ADRESİ
Gelelim Nazım Hikmet'e...
Büyük şair de cezaevini ikinci evi olarak belledi. İlk hapis cezasını 1924'te aldı. Ama karar onanmadan Sovyetlere kaçtı. 1928'de çıkan afla geri döndü. Hapse girmekten kurtulmuştu.
1932. Komünizm propagandasından 10 yıl hapse mahkum oldu. 1933'te Onuncu Yıl affından faydalandı.
Şansı iki kez yaver gitmişti. Ama 1938 donanma davasında öyle olmadı. 28 yıl ağır hapis aldı. Ve oldukça uzun bir süre hapiste kaldı. 1950 affına kadar tam 12 yıl Çankırı ve Bursa cezaevlerinde yattı.
Bu cezaevlerindeki koğuş arkadaşları da edebiyat ve sanat dünyasındandı. Aynı davadan yargılandığı Kemal Tahir'le Sultanahmet ve Çankırı, büyük romancımız Orhan Kemal ile ise Bursa Cezaevi'nde yattı.
Siyasi olmayan suçlardan giren sanatçılarla da dost oldu. Hint keneviri yetiştirmekten ve ardından cinayetten giren Ressam İbrahim Balaban da bunlardan biriydi.
Bursa Cezaevinde iken Orhan Kemal'e geçelim. 1939 demir parmaklıklarla tanıştı. Yabancı rejimler lehine propaganda suçundan 5 yıl ceza aldı. Kayseri, Adana ve Bursa cezaevlerinde 5 yıl yattı.
1966'da yine tutuklandı.
Suç unsuru oluşmadığı
için 2 ay sonra serbest bırakıldı.
Kemal Tahir ise 12.5 yıl net hapis yatan yazarlarımızdan. Donanma davası ve 6-7 Eylül davalarından ceza aldı. Hapis yattı.
Listeye devam ediyorum.
Sabahattin Ali 1.5 yıl (değişik aralıklarla hapis yattı. Faili meçhul sayılabilecek bir cinayete kurban gitti.)
Doğan Avcıoğlu 1.5 yıl
Yalçın Küçük 5.5 yıl
Uğur Mumcu 1 yıl
Mümtaz Soysal 1.5 yıl
İlhan Selçuk 1 yıla yakın bir süre hapis yattı.
Necip Fazıl Kısakürek'in cezaevi serüveni 1942 yılında başladı. İlk Sultanahmet Cezaevi'ne girdi. Kısa süreli girişlerle beraber bir ayağı hep cezaevinde oldu. Necip Fazıl'ın cezaevi serüvenleri başlı başına bir kitap konusu olabilir. Büyük Doğu dergisi defalarca kapatıldı Necip Fazıl defalarca hapse konuldu. Örneğin 1960'ın sonunda hakkında istenen hapis cezası çoktan 100 yılı geçmişti. Hayatının 10.5 yılı hapishanelerde geçti.

BEŞİKÇİ'NİN 17 YILI
İsmail Beşikçi ise cezaevi rekortmeni aydınlarımızdandır. Değişik zamanlarda tam 8 kez cezaevine girdi, çıktı. Toplam 17 yıl hapiste kaldı. Yazığı kitapların neredeyse tamamı yasaklandı. (32)
Doğu Perinçek'i çıkartmakta bir hayli zorlandığımı itiraf edeyim. 1971'de 12 Mart'ın hemen ardından tutuklandı. 2.5 yıl yattı. 74 affıyla tahliye oldu. 1980 darbesinin ardından yine cezaeviyle tanıştı. 5 yıl daha...
1985'te tahliye oldu. 1990'da Diyarbakır'da 3 ay daha hapse girdi. 1991'de bir kez daha. Aynı yıl çıkan aftan dolayı hakkında devam eden davalar düştü.
1998'de yeniden tutuklandı. 2000'de tahliye oldu.
Son serüveni biliyorsunuz. 2008 Martından bu yana Ergenekon davasından dolayı yatıyor tam 3 yıldır. Ama bu kez oğlu Mehmet Perinçek de ona eşlik etmeye başladı. (İlk hapse girdiğinde oğlu Mehmet henüz dünyaya gelmemişti. Şimdi beraber hapis yatıyorlar.) Perinçek'in yol arkadaşlarından Hikmet Çiçek de rekortmen mahpuslardandır. 20 yılı geçgin bir süre hapiste kalmıştır. (Ama ilk ve uzun girişi yazılarından dolayı değildi. THKO'dan dolayı almıştı o cezayı.) Halen Ergenekon davasından yatıyor.
Yoruldunuz... Biliyorum... Ama siz buraya sığdıramadığım onlarca yazar, çizer ve aydını da ekleyin. Ha bir de halen cezaevinde yatan Tuncay Özkan'dan Soner Yalçın'a Ahmet Şık'tan Nedim Şener'e Mustafa Balbay'a kadar onlarca yazarı bu sicile ilave edin.
Ve ondan sonra da kendinize sorun.
Türkiye, neden aydınlarına bu kadar hoyrat oldu?
gurkanhacir.com-Twitter.com/gurkanhacir

KOMÜNİST BİR AİLE HEKİMİ
GEÇTİĞİMİZ hafta Doktor Hikmet Kıvılcımlı'nın eşi Fatma Nudiye hanım'ı yazmıştım. Yer darlığından küçük bir notu çıkartmak zorunda kalmıştık. Hem bu haftaki yazımla da ilgili olduğu için ekliyorum. Doktor Kıvılcımlı, Çankırı Cezaevi'nde Nazım ve Kemal Tahir'le kısa süre yattıktan sonra Kırşehir Cezaevi'ne nakledilmişti. Burası daha rahattı. Hatta doktorluk bile yapabiliyordu. Kırşehir'de birçok hasta cezaevine ona görünmeye geliyordu. Hatta bazı yatalak hastalar için özel izinle cezaevinden çıkartılıyor ve hastaya bakmaya evlerine gidiyordu. Gazeteci Ahmet Tezcan'ın babaannesi de bunlardan biriydi. Babaanneye sık sık gelip muayene ediyor ve tedavisini yürütüyordu. Tezcanlar Nurcu bir aile olmalarına karşın bu komüniste büyük sevgi ve saygı besliyorlardı. Hikmet Kıvılcımlı, Tezcan'ların aile doktoru olmuştu.
 

Son dakika haberleri, son dakika haber, son dakika gelişmeleri
Son dakika haberleri
‘Bu Delileri Bir Araya Getirmeyecektiniz’ ve ‘Darbenin Kayıp Saatleri’ adlı araştırma kitaplarıyla d

PKK elebaşları, köle olmayı reddeden kadın teröristleri asit kuyularına atıyordu

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Anlık canlı dolar kurları dolar ne olur döviz yorumları Dolar Euro Döviz kuru bugün ne kadar

SGK BAĞKUR hangi banka kaç TL promosyon veriyor? Emeklil maaşı promosyon ödemesi ne kadar

En Çok Okunanlar