İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 3,7091
  • 4,3633
  • 152,82
  • 107.303

Bizim hikâyemiz ne?

Geçen ayın son günlerinde yapılan Eğitim Kongresi’nin tematik açılış konuşmasını Ahmet İnam yaptı. Artık emekli bir öğretim üyesi… Belki de bu özlemişlikle epeyce uzun bir sunum oldu ve irticalen neredeyse bir buçuk saat konuştu. Sonlara doğru birçok kişi sıkılıp ayrıldı. İnam’ın tekrarlara düştüğünü düşünmüş olmalılar ya da belki konunun ‘soyutluğu’ onları cezbetmedi. Oysa İnam’ın konuşması bir spiral gibi kendi üzerinde inşa edilmişti ve duymaya açık kulaklar için gerçek bir şölendi…

İnam’ın temel sorusu başlıkta yer alıyor: Bizim hikâyemiz ne? Her toplumun, medeniyetin, geleneğin içerdiği bir hikâye vardır. Eğer kendini idame ettiren bir toplumsal ve kurumsal hayat mevcutsa, muhakkak ki bunun arka planında yer alan ve onu besleyen bir zihinsel ve estetik atmosfer de söz konusudur. Ve her zihinsel ve estetik atmosferin kendine has temaları, özneleri, hikâyeleri mevcuttur. Bu hikâyeler hem yerli bir varoluş halinin duygusal ve zihinsel derinliğini yansıtırlar, hem de evrensel bir anlayışın parçası olurlar. Burada anlatılan menkıbeler veya Dede Korkut hikâyeleri değil… Bu toprakların kendine has bir tane ‘hikâyesi’, diğer bir deyişle evrensel insanlık kültürüne ilave edeceği kendi sesi.
İnam hikâyesi olmakla hikâyeyi anlatabilmek arasında bir mesafe olduğunu ihsas eden bir giriş yaptı. Bize ait bir hikâyemiz olduğundan kuşkusu yoktu. Ama bu hikâyeyi bırakın anlatabilmek, henüz bildiğimizi bile söylemenin zor olduğunu ima etti ve tüm konuşması söz konusu ‘bilmenin’ yolunu döşemeyi hedefledi. Ama daha girişte herhangi bir hikâye anlatımının, ancak diğer hikâyeleri dinlemek ve duymakla mümkün olduğunu belirtme ihtiyacı duydu. Böylece bu gidilecek yolda kendini beğenmişliğe, kibre ve hamasete yer olmadığının altını çizdi.
İnam’a göre kendi hikâyemizi arayıp bulmanın, zenginleştirip sunmanın temelindeki kritik kavram açıklıktı. Bunun cesaret istediğini söylemekle yetinmedi, felsefik bir bakış gerektirdiğini ve ‘stratejik davranma’ dürtüsünün buna tamamen ters olduğunu söyledi. Diğer bir deyişle ‘milli menfaat’ kaygısının aslında felsefik arayış açısından bir tür tutukluk, hatta korkaklık ima ettiğini vurgulamış oldu. Fikir tartışmasında galip/mağlup olmayacağı, ancak öğrenme imkânının doğacağından hareketle, öğretirken öğrenmeyi öne çıkaran ‘eğitişim’ kavramına dikkat çekti.
Bu vesileyle açıklık kavramına geri dönem İnam, önce onu bir ‘ayıklama’ işlemine tabi tuttu. Aşağılanma ihtimali nedeniyle açıklıktan korktuğumuzu söyledi. Böylece zihniyetten söz etmeden ataerkilliğin nasıl bir ayak bağı yarattığına değinmiş oldu. Ardından açıklığın sadece bir dürtü, irade veya niyet meselesi olmadığını hatırlatmak üzere, açık olabilmek için açıklama yeteneğine sahip olmamız gerektiğini vurguladı. Diğer bir deyişle hikâyemizi anlatmak sadece yerellik hassasiyetiyle olacak şey değildi. Bilimsel ve analitik bir uğraşı, evrensel bir kaliteyi talep etmekteydi. Böylece sıra açık olabilmenin doğrudan önkoşullarına geldi. Öncelikle içtenlik gerekmekteydi. Yani düşündüğünü ve hissettiğini, nasıl etkilendiğini karşındakine anlatabilme… Bunun için ise özgüven lazımdı ve bunun temel eğitim evresinde edinilebileceğini kavramak dinleyiciler için zor olmadı.
Böylece eğitimin nitelikleri bahsine gelen İnam önce düşünmekten niçin korktuğumuzu söyleme ihtiyacı duydu: Düşünce bizi zihnimizde bilmediğimiz bir yere götürmekteydi ve bizler hep bildiğimiz yere gitme ihtiyacı içindeydik. Yani ‘kişi’ olmakta zorlanıyorduk. Bu zorlanma nedeniyle her eksiği kapamak için müfredata bir ders ekliyorduk. Ahlak dersi gibi… Dersi koyarak öğrencinin ahlaklı olacağını sanmak İnam’a göre bariz bir yanılgıydı. ‘Ne’ ile uğraşıp duruyorduk ama eğitime asıl damgasını vuran işin ‘nasıl’ yapıldığıydı.
Düşünmeyi teşvik ve talep eden bir eğitim sistemi, kendi hikâyemizi bulmanın ve onu evrensel bir kalıba dökmenin yoluydu. İnam bu yolda yürürken gelenek karşısında mütevazı olmanın, had bilmenin altını çizdi. “Hiçbir düşünür kendi kültürü dışında düşünemez” dedi. Evrensel özelliklere sahip olsalar da kendi zeminleri üzerinde bir üslup geliştirdiklerinin altını çizdi. Ama aynı zamanda “hiçbir düşünür kendi düşüncesini başlangıç olarak almaz” da dedi.
İşin özü şu ki özgür bir zihin kendi düşüncesinin dışına çıktığında kimle, hangi başka düşünceyle karşılaşacağını bilemez. Bu nedenle yerellik sınırlayıcı bir etken olduğunda ölümcüldür… Kendi hikâyemiz her şeyden önce kendimize bakarken cesur olmamızı gerektiriyor. Yüzeysellikten, hamasetten, kolaycılıktan sıyrılmayı, kendimizi yerliliğimizle temasta özgür bırakmayı gerektiriyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Batı karşısında el pençe divan durmayı milletine ihanet sayar

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Elimi avucuna alıp verdiği nasihat

Bilim dünyasını şaşırtan limon ve sarımsak mucizesi!

Sınırda sıcak saatler! Büyük sevkiyat devam ediyor

Çiğ burun yağı şifa kaynağı. Kilosu 100 liradan satılıyor