İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 3,4886
  • 4,1860
  • 147,05
  • 104.918
Reklamı Kapat

Adana Film Festivali filmleriyle umut ışığı oldu

Başak Bıçak
basakbicak@gmail.com

Geçtiğimiz yıl, ülkemizde yaşanan terör olayları sebebiyle salt jüri değerlendirmesiyle kalan Adana Film Festivali, her açıdan kusursuz bir organizasyonla karşımıza çıktı. Ulusal seçkiye bittabi eleştiriler getirilebilir ki bu ön jüri kararlarına dair bir meseledir, benim asıl kıymet verdiğim Adana’nın, herkese kucak açabilen, sinema üzerine yazan -haydi, o meşhur deyimi de kullanalım- 'tescilli-tescilsiz' tüm yazarları ağırlamayı ve memnun etmeyi başarabilen bir festival olmasıdır. Bu sebeple emeği geçen tüm ekibe teşekkürü bir borç biliyorum. Neticede her festivalde aynı hassasiyeti görmek mümkün olmuyor. Seçkiye gelince, on iki filmden mürekkep ulusal yarışma kategorisinde bu sene çok mühim eserleri izleme fırsatı bulduk. Bir süredir sinemasal düşüş yaşayan Reha Erdem, benim açımdan heyecan verici bir geri dönüş yaptı ve sinemamıza 'Koca Dünya' gibi büyüleyici bir film armağan etti. Nitekim hakkı olan ödülü de kazandı ve festivalin En İyi Filmi oldu.  Ancak Adana’nın asıl sürprizi Babamın Kanatları isimli yapıttı. İlk uzun metraj filmiyle yarışan Kıvanç Sezer, 'toplumsal bir yara işte böyle anlatılır' dercesine etkileyici bir hikâyeyle karşımıza çıktı ve yedi ödül birden topladı. Mehmet Can Mertoğlu’nun yönettiği 'Albüm', sıkıntılı finaline rağmen Anadolu orta sınıfına dair nokta atışı gözlemleriyle En İyi Yönetmen ödülünü kucakladı. Böylece Adana, uzun bir süredir kötü film izlemekten bıkan sinema izleyicisine merhem, ödüllendirerek işaret ettiği filmleriyle de adeta bir deniz feneri oldu… Dilerim, bundan sonra Koca Dünya, Babamın Kanatları gibi filmlerle daha sık karşılaşırız. Bunların yanı sıra yarışan usta yönetmen Derviş Zaim’in Rüya’sı, Ağustos Böcekleri ve Karıncalar gibi filmler dikkati çekerken, benim nazarımda facianın habercisi Dar Elbise filmiydi…
Dar Elbise Faciası 
Açıkça söyleyeyim, uzun zamandır bu kadar 'hatalı' bir işle karşılaşmamıştım. Kötü kabul edilebilecek yığınla film izliyoruz fakat başında 'gerçek olaylara dayanmaktadır' ibaresi geçen bir yapımın, bu denli sürreal olması şok edici bir durumdu. Filmi izlerken, uzun bir süre İstanbul’da geçtiği fikrini reddettim zira anlatılanlar bizim gerçeklerimizin çok ötesindeydi. Yaşadığımız yeri bize yabancılaştıracak ölçüde bir Türkiye ve İstanbul portresiyle karşılaştığım, Canan Ergüder ve İnanç Konukçu dışında oyuncu performanslarının yerlerde süründüğü, bolca PR çalışması yapılan Tuba Büyüküstün’ün yağmur sahnesinin filme en ufak bir katkı sağlamadığı gibi anlam dahi taşımadığı, Türkiye’de yaşayan kadınların içler acısı durumu sergilenirken aksine onları olmadığı biçimleriyle yansıtarak yardımcı olmaktan çok imajlarına zarar veren bir filmle ilgili yönetmeninin, 'filmi aslında başka yerde çekecektik ama Türkiye oldu' minvalinde söylemleri de Dar Elbise’nin ölü doğacağı baştan belli olan bir yapım olduğunun kanıtıydı… Bir film için keşke çekilmeseymiş denilmesini asla kabul etmem, herkes her fikri anlatmakta özgürdür ama bu kadar sıkıntılı bir bakış açısından sonra 'keşke' dememek mümkün değil.  Son olarak, yabancı film seçkisiyle göz dolduran Adana Film Festivali, Ken Loach’tan, François Ozon’a, Dardenne Kardeşler’den, Pedro Almodovar’a kadar dünya sinemasının en önemli yönetmenleriyle Adanalı izleyicileri buluşturdu; yakın zamanda kaybettiğimiz Tarık Akan’ı, organizasyonun her noktasında anmayı kendisine görev bildi. Adana Film Festivali gibi emeği gözeten, umut veren festivallerde 
yeniden buluşabilmek ümidiyle…

 

Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde kaldırımda yürüdüğü sırada sürücüsünün direksiyon hakimiyetini k

Kaldırımdaki vatandaşın ezilme anı kamerada

Haşlanmış yumurtanın suyunu sakın dökmeyin!

Apple'dan sessiz sedasız zam kararı

Aydın’da incir cipsi ilgi görüyor

En Çok Okunanlar