Türk kadınları birbirine bakarak giyiniyor

Zeki, eğlenceli ve bol hikayeli koleksiyonlarıyla tasarımlarını bir görsel şölen haline getiren Aslı Filinta, bu kez özgürlüğüne kavuşmak için ölümü tercih eden bir papağanın öyküsünü anlatıyor... Koleksiyonunu konuştuğumuz Filinta'ya Türk kadınının giyim zevkini sorduk, 'Birbirlerine bakarak giyiniyorlar' dedi.

Nevra Gömdeniz
nevragomdeniz@me.com
Aslı Filinta 33 yaşında. Adanalı. İstanbul, New York ve Paris'te yaşıyor. Türkiye'den çok dünyada tanınıyor. Tasarımları, ünlü modaevi Comme des Garçons'un Japonya'daki mağazalarında, Londra'nın en havalı alışveriş noktalarından Dover Street Market'te, Harvey Nichols'larda ve Los Angeles'dan Paris'e, Tokyo'dan Beyrut'a dünyaca ünlü tasarımcılarla yan yana satılıyor. Ondan vazgeçemeyen isimler arasında, Lindsay Lohan, Natalie Portman, Juliette Lewis, Julie Depardieu gibi yıldızlar var. Koleksiyonları hep zeki, hep eğlenceli ve hep hikayeli. Bu yazın hikayesi ise Mesnevi'deki 'Tüccar ve Papağan'ın hikayesi...
Tasarım aşkı nasıl başladı?
Bilkent Üniversitesi'nde ekonomi okuduktan sonra, İstanbul'a taşındım. Bir yandan Vakko ve Vakkorama'da çalışıyor, bir yandan da aksesuar tasarlıyordum. Ama aklımda hep New York'ta yaşamak vardı. Sonra ilk New York seyahatimde oraya yerleştim! Sanat ve tasarım okulu Parsons'da dersler almaya başladım. Bir yandan şapkalar, t-shirtler, şallar tasarlıyor, bir yandan da New York'un havasını soluyordum. Derken bunları üzerimde ya da arkadaşlarımda görüp satın almak isteyenler oldu. Bunların arasında ABD'nin en büyük internet moda portalı Daily Candy'nin editörü, Nylon Dergisi yazı işleri müdürü ve modanın yetenek avcıları olarak bilinen Gen Art organizasyonunun kurucuları vardı. Hakkımda Daily Candy, Nylon ve New York Magazine gibi yayınlarda yazılar çıkmaya başladı. Devamında da Hong Kong mağaza zinciri Lane Crawford benimle irtibata geçti ve Vogue Dergisi'nin Japon versiyonunda haberlerim çıktı. Ben de üniversitede öğrendiğim mikroekonomi ve Alfred Marshall teorilerini kullanarak, kendimi bir anda arz ve talep eğrilerinin kesiştiği noktada buluverdim!
HER ŞEY PARA MI?
Peki, küçükken tüm bunları hayal edebilir miydiniz?
Adana'da doğdum, Ankara'da yaşadım, İstanbul'da hala ara ara yaşıyorum. Vakit buldukça Türkiye'yi geziyorum. Sonra Paris'e, Tokyo'ya, New York'a gidip, tasarladığım ürünleri satıyorum. Sanırım küçükken hayal gücüm bu kadar geniş değildi, edemezdim.
Sizi besleyen ne?
Düşünmeden tasarladığımda, en yaratıcı olana ulaşabiliyorum. Bunları bir disiplin halinde çalışırsam ihracata dönüşüyor ama 'Her şey de para mı canım?' dediğim günlerde ortaya bir heykel veya bir sandalye çıkıveriyor! Fikirlerin ise nereden çıkacağı hiç belli olmuyor. Doğum sayılarımı hesapladığım bir kitapta okumuştum, yaratıcı enerjiyi en faydalı şekilde ortaya çıkarmak benim yaşam amacımmış.
'Bundan başlı başına bir koleksiyon çıkar' dediğiniz bir yapıt var mı?
'Mubi' adında, festival filmlerinden oluşan bir internet portalı var. New York'tayken öğrenmiş, üye olmuştum. Kurucusunun Türk olduğunu duyunca hayranlığım daha da artmıştı. O sitedeki filmler esin kaynağı çeşmesidir benim için!
Hep bir koşuşturmaca hali. Ne zaman dinleniyorsunuz?
Uyurken. Ben şimdi yeni bir şey deniyorum. Öğlenleri atölyede         20 dakika uyuyorum. Bu, geceleri uyuduğumuz 1,5 saatlik uykuya bedelmiş. Aklımca zaman kazanıyorum işte!
New York size ne kattı?
Beni asıl besleyen kendi kültürüm, ama New York'un bana verdiği cesareti başka yerde bulamazdım. New York, kendini kaybeden ve sonra yeniden bulan insanlarla dolu. Orada kendime inanmayı öğrendim.
Adanalısınız. Adana deyince aklınıza ne geliyor?
Çocukluğum, yemekler, güzel hava, aile büyüklerim, yemekler, trafiksizlik!
Kıyafetlerinizde, etikette 'Made in Istanbul' yazıyor...
İstanbul'un azı yok, fazlası var artık. Yurtdışında, 'İstanbul' denildiğinde insanların yüzünde beliren gülümsemeyi görünce çok mutlu oluyorum. İhracat yapabilmemiz için, kıyafetlerdeki 'Made in Turkey' yazan içerik etiketlerinden aklıma geldi, etiketin tam altına bir de 'Made in Istanbul' yazıverdik.
Neye özlem duyuyorsunuz?
Bu işlere kalkışmadan önceki özgürlüğüm! Elimi verdiğim işim, kolumu kaptı.
İstanbul Fashion Week'te sizi neden göremiyoruz?
Bugüne kadar, İstanbul Fashion Week hep yurtdışındaki başka bir fuar tarihimle çakışıyordu. Bir de defile ve şov işine girmeden daha çok yurtdışı satış odaklı ilerlemeyi seçtim. Ürünler önce kendilerini ispat etsin istedim. Cidden de öyle oldu.
Türkiye'den çok dünyada tanınıyorsunuz. 'Bu ülkede değerim bilinmiyor' der misiniz?
Durun daha yeni başladık! Böyle hesaplar yapmak için henüz erken. Dünyanın dört bir yanında, farklı milletlerden bir sürü kişi kıyafetlerinizi taşıyor.
Türk kültürünü daha iyi anlatma gibi bir kaygınız var mı?
Kendime böyle bir misyon yüklenmiş değilim. Ben kendi etkilendiklerimi yapıyorum, kendi ülkemdeki uçsuz bucaksız, bitmek bilmeyen, gerçek ve gerçek üstü hikayeleri okuyup öğreniyorum. Yani mutluluğu çok uzaklarda aramıyorum!
Takip ettiğiniz modacı var mı?
Japon tasarımcıları daha yakından takip ediyorum. Daha yenilikçi ve dahi geliyorlar bana. Ama liste yapmam gerekirse, Junya Watanabe, Martin Margiela, Peter Pilotto, Tao Kurihara, Yohji Yamamoto, Huseyin Çağlayan, Hakan Yıldırım ve Dice Kayek'i diğer dünya vatandaşları gibi yakından takip ediyorum.
Türk kadını nasıl giyiniyor?
Türk kadını bakarak giyiniyor. Birbirine bakarak, dışarı bakarak, arada dergiye bakarak, aynaya bakarak, daha önce yapılmış olana bakarak. Ama hangi ülkenin kadını bunu yapmıyor ki?
Türk erkeği nasıl giyiniyor?
Ekonomik mönü gibi giyiniyor! 'Restoranın en çok tercih edilen mönüsünden olsun, beni çok yormasın ama karın da doyursun' gibi...

ÜZÜCÜ BİR HİKåYENİN ÖZGÜN TASARIMLARI
- Yeni koleksiyonunuzu anlatır mısınız? O papağanlar, kafesler, gözyaşları ne anlatıyor?
Koleksiyonum için seçtiğim hikayeler, öncelikle beni mutlu ve meşgul etmesi için seçtiğim hikayeler oluyor. Bir tasarıma dönüştüklerinde ise, kendi özümüzün derinliğine hayran kaldığım hikayeler haline geliyor. Daha sonra da bu hikayeleri duyan müşterilerin, o parçaları dolabından hiç çıkarmak istemediklerini öğrenmek beni çok mutlu ediyor. 2012 İlkbahar Yaz koleksiyonumda, Mesnevi'deki 'Tüccar ve Papağan' hikayesini kıyafetlere aktardım.
Özgürlüğüne kavuşmak için ölümü tercih eden, kafesin içindeki papağanın hikayesi. Koleksiyonun detaylarında hikayenin kesitleri gizli. Bu detaylar, benden dinlenmediği sürece çok net anlaşılmayan, ama anlaşılmadan da beğenilebilen detaylar... Üzücü bir hikaye bu, gözyaşı damlaları şeklinde ceketler var. Hikayeyi bilmiyorsanız detaylar hoşunuza gidiyor, ama biliyorsanız ürünleri hikayeyle özdeşleştirebiliyorsunuz. Mesela hikayede birbirlerine haber gönderen iki papağan var, o yüzden mektup şeklinde ceketler var... Papağan nakışları boş kafeslerin üzerinde, yani kafesler özellikle boş. Hikayede tüccar arkadaşlarına inciler getiriyor, o yüzden t-shirtlerin boyunlarında inci kolyelerle stil duruşu sağladık. Koleksiyon kendini tekrar etmiyor, böylece ürünler benim istediğim özgünlüğünü sağlamış oluyor.

SOYADIMIZ YAKIŞIKLI BÜYÜKBABAMDAN
- Soyadınızın bir hikayesi var mı?
Büyükbabam yakışıklı ve uzun boyluymuş. 'Filinta' diye hitap edilirmiş. Sonra soyadımız olmuş. 
- Markanızın sosyal medya platformu çok eğlenceli. Siz mi yönetiyorsunuz?
Instagram benim, onu kimseye vermem! Twitter ve Facebook sayfamızı ofisteki ekibimle dönüşümlü yapıyoruz; yaparken de çok eğleniyoruz.
 


MANŞETLER