İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 4.7915
  • 5.6134
  • 189.95
  • 94082

Yaşlı bir adamın son bir saati

Titreyen elleriyle kulbu iyice ısınmış demlikten,

İnce belli, ince camlı, narin bardaklara çay dolduruyordu.

Süzgeçte biriken çay tanelerinden de belliydi ki;

Bir hayli çay içmişlerdi.

Bir yandan eli yanıyor,

Öte yandan da eli yandıkça küfür ediyordu.

Ettiği küfürden, elinin yandığını anlayan 35 yıllık eşi,

“Bezi süs olsun diye koymuyorum oraya” diye yan odadan iğneliyordu.

Parkinson hastasıydı.

Gençken yaşadığı heyecanlı ve stresli hayat,

Onda inanılmaz derin yaralar açmıştı.

Çayları binbir güçlükle getirdiği masanın üstü,

İlaç kutusu mezarlığını andırıyordu.

Elinin tersiyle itiverdi ilaçları.

Tam bardakları masaya koyuyordu ki;

Arkasında kalan televizyondan,

Spor haberlerinin başladığını duydu.

İstenç dışı irkilip, döndü.

Alt yazıda; “Beşiktaş’ın Pepe’yi satma kararı aldığı“ haberini okumuştu.

Zaten Quaresma’yı da Çin’e gönderecekler algısı bilinç altına çoktan yuva kurmuştu bile.

Üstüne bu haber!

Dudaklarından dökülen “Allah kahretsin!” sözleriyle beraber,

Kalp atışları hızlanmış,

Ani yükselen bu kalp çarpıntılarıyla beraber,

Elindeki bardakları yere düşürmüştü.

Lanet olsundu…

Hem içinde bulunduğu hastalığa,

Hem de saçma sapan transfer haberlerine…

Hele gençliği aklına geldikçe isyan ediyordu.

Bütün benliğini hırs kaplıyordu.

Doktor “Heyecan kesinlikle yok” demişti.

O yüzden Beşiktaş maçlarını seyretmez olmuştu.

Heyecan yaptığı,

Kendini kontrol edemediği tek konu oydu zira.

Beşiktaş.

Hele tribünden yükselen tezahüratları duydu mu göz yaşlarını tutamıyor,

Eli ayağı zangır zangır titriyordu.

O yüzden yasaktı ona Beşiktaş.

Ya eşi,

Başında gördüğü kemoterapiden dolayı saç kalmamıştı.

Ama umurunda bile değildi.

Kocasına gözü gibi bakıyordu.

Yerdeki cam parçacıklarına yönelerek,

“Takma kafana” dedi usulca.

Ben toplarım.

Adam habere iyice sinirlenmişti.

Niye satıyorlardı ki Pepe’yi!

İyi futbolcuları satarak nasıl başarılı olunabilirdi ki.

O zaman küçük kulüp anlayışından ne farkın kalıyordu.

İki sene üst üste şampiyon olunduğunda iyi futbolcular baş rolde değil miydi?

İyi futbol, iyi oyuncularla oynanmaz mıydı?

Niye o zaman başarılı oyuncuları ha bire satıyorduk ki?

Para için mi?

Cenk’i bir kamyon paraya sattık da ne oldu sanki?

Borç mu azaldı?

Ne oldu?

Göründüğü kadarıyla şampiyonluğu kaçırdık, o kadar.

Taraftar takımın güçlenmesine sevinirdi eskiden,

Şimdilerde satılan oyuncudan gelen paraya seviniyor millet.

Çözemiyordu bir türlü.

Bir anda vücudunu ter basmıştı,

Oturmalıydı.

Pencerenin kenarında,

Mapushane işi, el emeğiyle bezenmiş,

Çok fiyakalı,

Beşiktaş armalı kilimin süslediği kanepeye zor attı kendini.

Hâlâ titriyordu.

Yöneticilik yaptığı senelerde de,

Yönetimdeki arkadaşlarıyla, onların uzantılarıyla;

Hatta Başkan’la bile ters düşüyordu boyuna.

Futbolcu dediğin,

Oynadığı takıma iyice hizmet etmeli,

Takımını başarıya ulaştırdıktan sonra,

Yeri doldurulabiliyorsa, maddiyat düşünülmeliydi.

Felsefesi buydu.

Zaten alt yapıdan oyuncu yetişmiyordu.

Yetişse satabilirdin belki,

Ama böyle al-sat olmuyordu.

Ve biraz ayıp kaçıyordu.

Futbolun kimyasına aykırıydı sanki.

Bu yüzden kendisi yöneticiyken tek menajer giremezdi kulübe.

Ama hastalık erken yapışmıştı yakasına.

‘Kader’ deyip kenara çekilecek adam da değildi.

Bunu en iyi her olayında dimdik duran karısı biliyordu.

Beşiktaş aleyhine yalan haber yapan tek gazeteci tesisleri unutsundu.

Raconu öyleydi.

Kavgalar olmuştu hayatında,

Karısı bu bol hengameli hayatta,

Sırf eşinin başına gelenlerden dolayı bin bir türlü hastalığa yakalanmıştı.

Şimdi baş başa kalmışlardı işte hayatın cilveleriyle.

Soluklanmıştı.

Tam derin bir nefes almıştı ki,

Televizyondaki spikerin adama kastı vardı sanki,

Ha bire konuşuyordu.

Bu sefer de falanca takımın, Vida’ya talip olduğunu,

Şu kadar para teklif edildiğini…

***

Ayağa kanepenin kollarına tutunarak ancak kalkabildi.

Sinirden çatlayacak gibiydi.

Televizyon kumandasında ‘Kapat’ tuşunu,

Titreyen parmaklarıyla zor denk getirmişti.

Kırarcasına basıverdi tuşa.

Kapanmıştı televizyon.

Bir yandan söyleniyordu yine,

“Ha bire adam satacağınıza,

Gole dönük bir orta saha alın hele…

Görmüyor musunuz?

Sıkıntının kaynağı hep orası.”

Boncuk boncuk terlemişti alnı.

Yüzü kızarmıştı.

Eşi masa üstündeki ilaç yığınından,

Dil altı hapını zor bulmuş, anca yetiştirmişti.

Televizyonu kapatmak için kalktığı Beşiktaş arması kilimli koltuğa, zar zor tekrar oturmuştu adam.

Sağlıklıyken, camianın sevgilisiyken,

Tribün yıllarında en sevdiği beste,

“Beşiktaaaaaş’ııııım seeeen çoook yaşaaaa!” diye başlayan besteydi.

Normal yolda yürürken bile,

Sanki bir yerlerde söyleniyormuş gibi ha bire kulağına çalınırdı.

“Deliriyor muyum?” derdi kendi kendine.

Yine öyle olmuştu.

Sanki koca tribün kulağına bağırıyordu,

Anlayın gayri.

Gittikçe hızlanıyordu gaipten gelen o ses.

“Hiç bir şeyeeee değişilmeeeez”

35 yıllık karısının alelacele ağzına ittirdiği dil altı hapı,

Dudaklarından bırakmıştı kendini Beşiktaş armalı kilimin üzerine...

Zangır zangır titreyen elleri,

Titremiyordu artık.

Karısı su getirmek için gittiği mutfaktan anca dönmüştü ki;

Salonun ortasında kalakaldı.

Televizyon susmuş,

Kocası susmuş,

Tribündeki beste susmuştu.

O anda aklından, gözünün önünden kim bilir neler geçti.

Sevişmeleri, kavgaları,

Ve bitmek bilmeyen Beşiktaş mücadeleleri.

Binlerce anı…

Bir saniyede geçmişti salonun ortasından.

Kocasının cansız bedeninin yanına uzanıp,

Yarım kalmış besteyi kulağına bırakıverdi,

“Senin sevgin bu dünyadaaaa!!!”

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), Suriye´nin Afrin ilçe merkezi ve beldele

TSK ve ÖSO Afrin dağlarında teröristleri avlamaya devam ediyor

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları

Maaşlara 607 lira zam geliyor

Trabzon istedi Beşiktaş alıyor!

En Çok Okunanlar