Epstein belgelerinin yayınlaması bir şeffaflık mı yoksa modern dünyanın en büyük sansürlerinden biri mi?
Yıllar boyunca çok sayıda kadının ve çocuğunun mağdur olduğu bir istismar çarkı yürüten Epstein'in karanlık ağıyla ilgili son yayınlanan belgeler büyük yankı uyandırdı.
Peki, bir dosyadaki belgelerin ortaya çıkması nasıl sansür olabilir ki?
3 milyon sayfadan fazla belge, binlerce video ve 100 binden fazla fotoğraftan bahsediyoruz...
Bir gecede binlerce bilgi... Hepsini okuyabilen var mı peki?
Aslında sayfalarca belgenin bir anda ortaya çıkmasının da sebebi bu.
Çünkü kimse belgenin aslını okumuyor.
Herkes başlıkları okusun komplo teorileri geliştirsin.
Ama asıl odaklanılması gereken şeye odaklanmasın.
İçeriği boşaltılan e-postalar, birkaç tane uçuş kaydı ve fotoğraflar.
Amaç gerçeği tamamen ortaya çıkarmak değil gerçeğin içinden sağ salim çıkabilmek.
Artık doğru bilgiye ulaşmanızı istemiyorlarsa, bu bilgiyi saklamıyorlar onlarca yanlış bilginin içine atıp görünmez hale getiriyorlar.
Nihayetinde görmelerine izin verdikleri kadarını görebiliyoruz.
Ve bazen okunsun diye atılan yalan başlıklar gerçekle karışıyor.
İşte tam olarak bu durumu anlatan bir kavram karşımıza çıkıyor "signal-to-noise ratio".
Elektronik mühendisliğinde kullanılan bu bilimsel kavramı sosyal bilimler için şöyle yorumlayabiliriz.
Sinyal-gürültü oranı, yararlı bilgiye sinyal dersek yanlış bilgilere de gürültü.
İşte yararlı bilginin yanlış veya alakasız veriler arasında kaybolması durumunu yaşıyoruz.
Gürültüden kurtulmak için ise ilk olarak gürültünün farkına varmak gerekiyor.