• $ 5,7519
  • € 6,3923
  • 272.584
  • 108659
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Yakılamamış Mektuplar

Antika ve sahaf dükkanları, eşya ile kurduğumuz ilişkiye dair sorular ilham eder insana. ‘Sahip olduğu nadir bir eseri kendine saklamak istemez mi?’ diye sormak isterim sahaflara hep. Bugüne kadar sorduklarım, bu duyguyla nasıl baş ettiklerine dair farklı cevaplar verdiler; kimisi bir müddet elinde tutarak bu duyguyu tatmin ettiğini söylerken, kimisi geçim kaygısından dolayı bu soruyla yüzleşmek istemediğini, bir diğeri, tezgahına düşecek yeni eserlerin merakıyla bu duygunun üstesinden geldiğini söyledi.

Yazarının nefesini, mücelletinin titizliğini, müzehhibinin duygusunu ama daha önemlisi tarihin birikimini taşıyan eserlerin kaderidir el değiştirmek. Hatta el değiştirdikçe kıymeti artar. Bu nedenle sahaftaki her eser, yeni sahibini bekler. Fakat her belgenin, kitabın kaderi bu değildir. Bazı kağıt yaprakları sahafların elinde başka kimlikler kazanır. Rastlantı sonucu sahafların tezgahına düşen nice eser, emanetçisinin gayreti sonucunda literatüre kazandırılmıştır.

‘Yakılamamış Mektuplar’, bunun güzel örneklerinden birisi. İstanbul’un özellikle Osmanlıca belge söz konusu olduğunda otorite sahaflarından olan Sahaf Bahtiyar, 1920’ler Türkiye’sine dair ilginç gözlemlerden oluşan bir mektup serisiyle böyle bir rastlantı sonucu karşılaşır. Yakılamamış Mektuplar (İş Bankası Yayınları) adıyla yayımladığı kitabının girişinde, mektuplarla karşılaşma hikayesini şöyle anlatır; ‘Kendine mahsus bir duruşu olan İhsan Bey, sıklıkla sahaf dükkanının vitrini önüne gelir, burada uzun süre vakit geçirir, kitaplara bakar, içeri girmezdi. Fakat bir süre sonra dükkana girmeye, Osmanlıca kitaplarla ilgilenmeye başladı. Üzerinde hep aynı takım elbise ve fötr şapka vardı. Bazen eski mecmualar getirip, bırakır. Bu ilişki bir süre sonra kıraathanelerde buluşup, çay içip sohbet etmeye dönüştü. Fakat söz İhsan Bey’in özel hayatına geldiğinde sohbet, ‘sonrası sukut olsun’ cümlesiyle son buldu...’ Bu takdimden anlıyoruz ki, bu gizemli İstanbul Beyefendisi, bir gün sahafa bazı kitapları elinden çıkarmak istediğini söyler ve Kızıltoprak’taki evine davet eder. Penceresinden eski bir köşk ve tren yolu görünen apartman dairesi, sahaf için umut kırıklığı olur. Çünkü elden çıkartılmak istenen kitaplar, eski tıp kitapları ve çok da ilgi görmeyen bazı dergi ve romanlardır. Nezaketen birkaç kitap alarak İhsan Bey’in dairesinden ayrılan sahaf bir müddet sonra bu gizemli adamın huzurevine taşındığını öğrenir. Hatta birkaç kere de ziyaretine gider. Fakat son ziyaret İhsan Bey’in gözyaşlarıyla noktalanır. Yaşlı adamın bu duygusal halinden etkilenen sahaf bir daha gitmez. Ve bir müddet sonra huzurevinden bir telefon alır. İhsan Bey vefat etmiş ve sahafa iletilmek üzere bir emanet bırakmıştır. Sahaf, İhsan Bey’in duygusal haline ve hayatının kasvetine şahitliğinden sonra gidip gitmemekte tereddüt eder, hatta uzunca bir süre gitmez. Fakat bir gün yolunu huzurevine düşürür ve gidip emaneti alır. Ahşap kutuya konmuş bir zarfta, üzerinde Osmanlıca ‘Ölümümden sonra yakılacak mektuplar’ notuyla sayfalarca mektup vardır. Fatma Cevdet Hanım’dan 3 yıl boyunca gelen mektuplar… Sahaf, İhsan Bey’in mektupları kendi iradesiyle yakma, yaktırabilme imkanı varken, böyle bir notla geriye bırakmış olmasından kendisine bir sorumluluk çıkarır ve çevresinin cesaretlendirmesiyle mektupları yayımlamaya karar verir. İstanbul’un işgal yıllarında iki gencin duygu dünyasından öte İstanbul’un gündelik yaşamına dair ilginç bilgiler sunan Yakılamamış Mektuplar, bir rastlantının tarih kaynağına dönüşmüş halidir.

İlginç olan, ‘sonrası sükut olsun’ diyen İhsan Bey, artık sonsuza kadar konuşacaktır.

<p>İngiliz polisi, dün gece Londra´dan Essex´e hareket eden trende 24 yaşındaki bir kadının, iki erk

Londra´da Trende Erkek Yolcuları Taciz Eden Kadın Gözaltına Alındı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları

Fransa'da hayat durdu! Ülke tarihinin en büyük grevi

Kişisel verileriniz tehlike altında!